Konut hakkını, metaya dönüşmüş konutlarla bir tutmak zorlama düşüncedir.
Sovyetler Birliği’nde konut, kamusal yaşamın bütün yönleriyle birlikte ihtiyaca göre planlanıyordu. Esenyurt’ta ise konut, toplumsal ihtiyaçtan çok sermayenin kente tahakkümünün bir ürünü olarak yükseliyor.
Machiavelli, Prens'te insanların doğası gereği nankör, dönek ve çıkarcı olduğunu yazar. Böyle bir dünyada eski bir borcu herkesin gözü önünde ödemek saf iyilik değil, akıllıca bir hamledir. Nankör damgası yemezsin, itibarın büyür.
Bu tip jestler iki işi birden görür. Sadık bir adamı yanında tutar ve herkese "bu adama yapılan iyilik karşılıksız kalmaz" mesajını verir.
Hikayeyi duyan herkes, ona yardım etmenin iyi bir yatırım olduğunu farkında bile olmadan zihnine kaydeder. Machiavelli'ye göre erdemli görünmek, çoğu zaman erdemli olmaktan daha işlevseldir.
Hikayede herkesin atladığı bir de ilk cümle var. "Çocukken maddi zorluk yaşayan bir kişi." Adler'e göre insanı geçmişin nedenleri itmez, geleceğin amacı çeker.
Kirasını ustasının ödediği o çocuk, o günden beri bir aşağılık duygusunun içindeydi ve o borcu kapatarak o duygudan kurtuldu. "Artık o eski fakir çocuk yok, artık veren el benim.". Bu bir teşekkür değildi, bir ilandı.
Aşağılık duygusuyla başlayan yay, üstünlük çabasıyla tamamlandı. Çocukken ustasından gördüğü cömertliği, büyüyünce ustasına iade etti.
"Peki samimiyet mi, hesapçılık mı?" Adler'e göre bu soru yanlış kurulmuş. İnsan bölünmez bir bütündür; bilinç de bilinçdışı da aynı amaca hizmet eder.
İçten gelen minnet ile akıllıca yapılan itibar yatırımı, aynı hedefe doğru tek bir harekettir.
Peki o zaman amaçsız iyilik yok mu? Hayır, amaçsız davranış yoktur, sadece amacın farkında olunmaz. Öyle gösterilir, itiraf edilmez, bazen insan kendi bile bilmez aslında bir amacının olduğunu.
Peki iyilik veya borç ödemek bile bir amaçtan beslenmeye ihtiyaç duyuyorsa sağlıklı mıdır yoksa sağlıksız mı?
Adler bu çabaya amaç başkalarını da kapsıyorsa sağlıklıdır der. Burada kapsıyor, usta kazandı, hikayeyi duyanlar "iyilik ödüllendirilir" dersini aldı. Çocuk aşağılık duygusundan kurtuldu.
Kişilik psikolojisindeki "Makyavelizm" (manipülasyon, ahlaka kayıtsızlık, duygusuzluk) ise Machiavelli'nin adına yapıştırılmış bir karikatürdür.
Machiavelli kötülüğü öğütlemedi; herkesin yaşadığı ama kimsenin söylemediği gerçeği yazdı. Adler de aynı gerçeğin öbür yüzünü ekledi, insan amaçsız hiçbir şey yapmaz.
Şimdi taşlar yerine oturdu.
Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanlığı ile anlaşarak oraya Deniz Göktaş'ı kurtarma tiyatrosuna gitmiş.
Sulh cezaya girmeden önce zorla görüşme yaptırılmış ki bunu ancak savcı isterse sağlayabilir. Savcının izin vermediği biri Göktaş ile görüşemez o arada.
Göktaş orada Kılıçdaroğlu'nu tersleyince "Adliyeden el ele kol kola çıkma" mizanseni yapılamayacağı anlaşılıyor ve Deniz Göktaş'ın tutuklanması artık mukadder oluyor.
Karşı karşıya olduğumuz "mekanizma" tahminimizden daha girift ve daha fazla müttefiki var.
Aşırı sakin biriydim artik sadece birine tesekkur etmek yada cok ofsayt bir hata yaptıysa refleks olarak korna çalıyorum.Onu da çalmamak icin ugrasiyorum.Tam 5 yıl önce İzmir 3. Sanayi ışıklarında bir dağ ayısı önüne arac alma artik yürü kardesim diye çaldığım kornaya indi geldi bana küfrettin diye bağırıp camı yumrukladı, eşim de yanımdaydı ve hamileydi. O günü saniye saniye hatırlarım. Cok şükür ki olay ilerlemedi ama o adrenalinimi unutamam.O günden sonra bende 'yürüsene kardesim' tarzı korna bitti. Beklerim baska yere kaydırırım arabayı ve giderim. Bu ulke o zamandan bu zamana cok daha hırçın agresif saldırgan oldu. Allah hepinizi korusun...
Bazı kadınlar buna "haklısın" demiş, diğerleri "ne nankör kadın" demiş. İkisi de yanlış. Çünkü bu video, basit bir haklı-haksız tartışması değil günümüzde çok sık gördüğümüz, "Narsist" etiketinin asıl açıklaması olan tipoloji.
Ne olduğunu açayım.
Önce videonun ne söylediğine bakalım. Çünkü asıl analiz, kadının söyledikleri ile yine kendi söyledikleri arasındaki çelişkide gizli.
Kadın "kocam çocuğa bakmıyor" diye başlıyor. Sonra
Adam akşam 7'de geliyor, 9'a kadar çocuğu uyutuyor. Çocuğu uyutan o. "Hafta sonu babasına vericem, dinleneceğim" diyor. Yani hafta sonu çocuğa bakan da o.
"Ne duşu bitiyor, ne traşı bitiyor, ne tuvaleti bitiyor, dinlenemiyorum."
Kadın aslında "Eşimin fizyolojik bir vücudu olduğu için bile öfkeliyim. Adamın 5 dakikalık temel ihtiyaçları benim rahatımı bozuyor." diyor.
Şimdi zaman dilimlerine bölelim
Haftaiçi Sabah - Akşam 7 arası
Adam çalışıyor, kadın çocuğa bakıyor.
Haftaiçi Akşam 7'den 9'a kadar
Kadın yatıyor, adam çocuğa bakıyor.
Haftasonu, adam çocuğa bakıyor
Adam çocuğa bakıyor, kadın yatıyor ama adamın tuvaleti duşu gibi insani ihtiyaçlarında rahatı bozuluyor. Kadının nefreti tetikleniyor.
Yani adamın dinlendiği, kendine ayırdığı tek bir dakikası bile yok, kadın haftaiçi akşam 7den sonra dinleniyor, haftasonu dinleniyor ama adam bu kadına yine de yetemiyor.
Tipolojiye gelelim şimdi, toplumda direkt Narsizm ile ilişkilendiriliyor ama bu klinik narsizm değil. Şımartılmış yaşam stili. Klinik narsizmden çok daha yaygın, çok daha "normal görünen" bir yapı.
Bu tipolojide birey şu temel beklentiyi taşır:
"Benim rahatsızlığım anında giderilmeli, başkasının rahatsızlığı önemsizdir."
Çocukken bu, bağırarak elde edilen bir oyuncaktı. Ağlayarak elde edilen bir tablet. Yetişkin bir kadında, evlilikte bu mekanizma şöyle çalışır,
Kendi konforu mutlak öncelik, partnerinin konforu yalnızca kendi konforunu engellediği ölçüde dikkate alınır. Partnerin yorgunluğunu, ihtiyacını, fizyolojisini bağımsız bir gerçeklik olarak hesaba katmak.
Bu kişide kapasite olarak vardır, ama seçim olarak yapılmaz. Çünkü yapmak rahatsızlık verir, hak gördüğü konforu sarsar.
Adler'in başka bir kavramı da var Entwertungstendenz, değer düşürme eğilimi. Bu kişi, kendi katkısını yüceltmek için partnerinin katkısını sistematik olarak küçümser.
Kadın diyor ki: "Ben de çalıştım, biliyorum. İşe gitmek çocuk bakmaktan kolaydır. Adam sanki gezmeye gidiyor gibi geliyor."
Birkaç katmanlı bir çarpıtma var burada. Eşinin gittiği iş, gezmek değil kendisi de bunu biliyor, kendisi de daha önce çalışmış. "Ofiste oturmak gezmektir" gibi bir kıyas yapıyor, ama eşinin işinin ne olduğunu, ne kadar strese girdiğini, ne kadar fiziksel ve zihinsel yük taşıdığını hesaba bile katmıyor.
Bütün kıyas, "ben daha çok çekiyorum, o az çekiyor" sonucuna varmak üzere kuruluyor. Bu, partneri küçük göstererek kendini büyük göstermenin mekanizmasıdır.
Adler'e göre bu mekanizma, kişinin kendi yetersizlik duygusunu kapatmak için kullanılır. Yani bu kadın derinde "ben yeterince iyi bir anne değilim" hissediyor olabilir ve bunu örtmek için "o yetersiz bir baba" diye haykırıyor.
Burada modern feminizmin asla tartışmadığı şeyi de tartışalım. Bu kadın çalışmıyor. Eve geliri tamamen eşi getiriyor. Ekmek, kira, fatura, çocuğun bezi, kadının kendi giysisi, hepsi eşinin emeğinden çıkıyor.
Ev içi emek gerçek emektir, evet. Çocuk bakımı yorucudur, evet. Bunlar tartışmasız. AMA bu, şu anlama gelmez "Adam dışarıda her şeyi taşısın, eve gelince de senin çocuk bakım yardımcın olsun, üstüne hayatı bile olmasın."
Kooperasyon iki taraflıdır. Adam dışarıda finansal stresi, sektör belirsizliğini, mental yükü ve zamanını taşıyor. Kadın bunu yok sayarak "asıl yorulan benim" mantığını kuruyor.
Bu eşitlik değil partnerin emeğinin sistematik olarak inkarıdır. Ve bu inkar, modern dijital feminizm tarafından "haklı şikayet" diye etiketleniyor.
Modern feminizm ve algoritma bu tip kadınlara "Sorununu çözme. Sorununu sergile. Sergilersen ödüllendirilirsin." diyor. Çünkü diğer kadınlardan destek görüyor, kurban psikolojisine giriyor.
Bu sorunu çözmek yerine sergileyerek sempati ve dikkat toplamaktır. Eskiden bu strateji bir komşuyla, kuzenle, kayınvalideyle sınırlıydı. Sosyal medya bunu endüstriyel ölçeğe çıkardı.
Bu kadın eşine söylese, bir süreç başlar. Konuşma, müzakere, kavga, anlaşma, değişim. Belki çatışma çıkar, ama bir çözüm vektörü doğar.
Ama instagrama çıkıp anlattığı anda, 200 bin kadın "haklısın" yazar. Kurban kimliği taşa kazınır. Artık eşine daha az tahammül edebilir, çünkü "200 bin kadın da haklı diyor, demek ki haklıyım." düşüncesi oturur.
Modern dijital feminizm bu kadına çözüm sunmuyor. Daha iyi bir kurban statüsü sunuyor. Çünkü kurban statüsünde tutmak, sistem için karlıdır, daha çok video, daha çok engagement, daha çok satılacak duygu.
Bu kadın evliliğini onarmıyor. Evliliğinin sigortasını yakıyor ve yangının ışığında alkışlanıyor. Boşanmayla bitmeme ihtimali yok bunun. Çocuğun da büyüyünce aynı nevrotik davranışları sergileyeceğinden ben eminim.
Aile kurmak bir aşk görevidir. Görev kelimesine dikkat. Romantik bir his değildir; iki kişinin birlikte üçüncü bir şey (çocuğu, hayatı, anlamı) inşa ettiği bir kooperasyon görevidir.
Aşk görevinin temel kuralı, eşitlik üzerinden kooperasyon. Eşitlik "her şey 50-50" anlamına gelmez. Eşitlik, iki tarafın değerinin de tanındığı anlamına gelir.
Bu kadın eşinin değerini tanımıyor. Eşi çalışıyor, değersiz. Eşi çocuğu uyutuyor, yetersiz. Eşi hafta sonu çocuğa bakıyor, duş alıyor diye rahatlık bölünüyor. Eşi "kendini yorma" diyor, kadın dalga geçiyor.
Hiçbir şey yeterli olamaz. Çünkü mesele eşinin ne yaptığı değildir. Mesele, kadının ne kadar dünyanın merkezi olduğu hissidir. Bu his giderildiğinde eş ne yaparsa yapsın "yeterli" olur. Giderilmediğinde eş ne yaparsa yapsın "az" kalır.
Bu yüzden bu kadının kocası "düzelse" bile, bir süre sonra şikayet yine başlar. Çünkü mesele kocada değil, yapısal beklentidedir.
Bu video, bir kadının haklı şikayeti değil. Bu video, şımartılmış yaşam stilinin, değer düşürme eğiliminin ve kurban kimliğinin sosyal medya çağında nasıl viral içerik olarak paketlendiğinin örneğidir.
Bu video, bir insanın eşinin tuvalete gitmesinden bile rahatsız olmasının normalleştirilmesidir. Ve modern dijital feminizm bu normalleştirmeye alkış tutmaktadır.
Şikayet eden kadın da, alkışlayan binler de aynı tipolojinin farklı yansımalarıdır. Ve hiçbiri çözüm üretmez, sadece yeni bir video çıkana kadar bekler.
Türkiye’de sokaklarda Bosna’daki sevincin olmaması “başarıya doymuşluk” değil.
Bosna son 2 Dünya Kupası’na katıldı. Türkiye ise 24 yıl sonra katılacak. Mesele: Türkiye, neşesini kaybetmiş bir ülke. Hep birlikte bir şeye sevinmeye mecalimiz kalmamış.
taşerondayken asgari ücret alıyorlardı bir gecede kadroya geçtiler şimdi bu maaşları alıyorlar. milletin evladının yıllarca okuyup atanmaya çalıştığı yerlere torpille geçtiler usulsüz şekilde çalışıyorlar. ve millet hakkıyla atanıp 60 alan memura, 70 alan sağlıkçıya laf ediyor...
Bir erkek gelecek düşündüğü yuva kurmak istediği kadının ona özel sadık ve beraber eğlenebildiği anlayışlı zor zamanda yanında olabilenini yarı yolda bırakmayanını ister. Kozmetik ve estetik sektörü sizi nasıl manipule etti kandırdı bilmiyorum ama erkekler hipergamik varlıklar değildir. Bir kadının statüsü kazandığı para gücü bizim umrumuzda değil. Tüm erkekler finalde huzur sadakat ve bağlılık arar. Ayrıca herkesin aynı fabrikadan çıkmış gibi gözükmesinin bir özelliği ve albenisi yok. Birbirlerine çok yakışıyorlar. İkiside fevkalade insanlar.
Arda kardeşimin yanındayız. Mutluluklar dileriz. Allah daha da mesut etsin beraberliginiz ve mutlulugunuz daim olsun.
Ülkede savurganlık son sürat. Cari açık verilmesin diye 30 euro gümrük limiti kaldırılıyor ama zabıtaya BMW motor dağıtılıyor. Bakanlar askeri helikopterle iftar açmaya gidiyor. Bizim muhalifler de faiz artışı savunuyor enflasyonu bahane edip. Ulan sallayan mı var enflasyonu?