Ömer b. Hattâb, Şam diyarına geldiğinde Ebû Ubeyde’ye “Bizi evine götür.” dedi.
Ebû Ubeyde “Benim evimde ne yapacaksın?” diye sordu.
Ömer “Bizi oraya götür.” dedi.
Ebû Ubeyde “Sen ancak benim hâlime bakıp gözyaşı dökmek istiyorsun.” dedi.
Ömer onun evine girdi fakat içeride kayda değer hiçbir şey göremedi. Bunun üzerine “Eşyaların nerede? Ben burada keçe bir yaygı, eski bir su tulumu ve bir tabaktan başka bir şey görmüyorum. Üstelik sen bir emirsin! Yiyecek bir şeyin var mı?” diye sordu.
Ebû Ubeyde bir erzak kabına yönelerek içinden birkaç parça kuru ekmek çıkardı. Bunun üzerine Ömer ağladı. Ebû Ubeyde ona şöyle dedi: “Sana benim yüzümden gözyaşı dökeceğini söylemiştim. Ey Müminlerin Emiri! Dünyadan, insanı konaklayacağı yere ulaştıracak kadar azık yeter.”
Ömer de şöyle dedi: “Ey Eb�� Ubeyde! Dünya hepimizi değiştirdi; bir tek seni değiştiremedi.”
Terzinin biri alime sorar:
"Ben zalimlerin elbisesini dikiyorum. Acaba ben Kasas Suresi'nin 17. ayeti gereği zalimlere yardım edenlerden olur muyum?"
Alim:
"Hayır sen zalimlere yardım eden değilsin. Bilakis sana iğne satanlar zalime yardım edenlerdir. Sen ise bizzat zalim olmuşsun!.."
(ALUSİ, RUHUL MEANÎ (20/49)
- Erkek erkeksi, kadın da erkeksi olursa hayatları kavgayla geçer.
- Erkek kadınsı, kadın da kadınsı olursa hayatları zayıflıkla son bulur.
- Erkek kadınsı, kadın erkeksi olursa; erkek kadın olur, kadın erkek olur.
- Erkek erkeksi, kadın kadınsı olursa hayatları huzurlu ve güzeldir."
||Ravzatul ukala||
Bugün eşimle Tarsus'ta tarihi mekânları geziyorduk. Bir dükkâna girip St. Paul Kilisesi nerede diye sordum. Kan ter içinde döner kesen usta, elini önlüğüyle silip dışarı çıktı ve Danyal Aleyhisselam'ın kabrine gittin mi diye sordu. Hayır, dedim. Bilal-i Habeşî Makamı'na gittin mi? Hayır! Kubat Paşa Medresesi'ne gittin mi? Ona da hayır... Önce oraları gez, sonra kiliseye gidersin, dedi ve arkasını dönüp döner kesmeye devam etti. Uzun zamandır bu kadar morartılmamıştım. Dediği yerleri tek tek gezdik, kiliseye de gitmedik. :)
Başıma bir bela, bir keder veya gönül darlığı geldiğinde, bunun mutlaka bildiğim bir kusurumun sonucu olduğunu düşünürüm. Bu sebeple insan, günahlarının karşılığını beklemelidir. Çünkü onlardan bütünüyle kurtulabilen kimse neredeyse yoktur.”
• Saydü’l Hâtır, İbnü’l-Cevzî
Resûlullah ﷺ bir cenazenin yanından geçti ve şöyle buyurdu:
"Bu ya istirahate kavuşmuştur ya da kendisinden kurtulunmuştur."
Sahâbîler: "Ey Allah'ın Resûlü! İstirahate kavuşan kimdir, kendisinden kurtulunan kimdir?" diye sordular.
Resûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
"Mümin kul, dünyanın yorgunluğundan, sıkıntılarından ve eziyetlerinden kurtularak Allah'ın rahmetine kavuşur. Fâcir (günahkâr) kuldan ise insanlar, şehirler, ağaçlar ve hayvanlar kurtulur."
Sahih Buhârî, 6512.
Kabataş derece yapınca “gurur”, Galatasaray Lisesi derece yapınca “başarı”…
Kartal Anadolu İmam Hatip derece yapınca ise “Acaba?”
Sorun okulda değil, bazı zihinlerdeki önyargıda.
Emeğe saygı, ideolojiye göre değişmemeli.
Tebrikler arkadaşlar.
"Zengin biriyle yakın arkadaşlık kurma. Çünkü harcamada ona yetişmeye çalışırsan bu sana zarar verir; o sana üstünlük sağlayıp sürekli ikram ederse de seni küçük düşürür, minnet altında bırakır."
||Muhâdarâti'l-Üdebâ||
Şu futbolculara mücahit muamelesi yapmayı bırakın artık.
Tribün önünde secde edip Filistin bayrağı sallıyor, ardından Coca Cola reklamı yapıyor.
Coca Cola'nın İsrail malı olduğunu sağır sultan duydu.
Ama Filistin artık populist bi sıçrama tahtası, şov ve PR mezesi maalesef.
Gerçekten Filistin'e hisleri samimi olan biri,
Filistin'in katliam finansörlerinin reklamını yapabilir mi şu 2,5 yıllık vahşetin ortasında?!
Ya hepsini geçtim;
Niye gençlere 'rol model' gibi palazlandırıyorsunuz her tarafından oluk oluk haram para akan bu kirli sektörün aktörlerini?
Allah'ın 'şeytan işi pislik' dediği kumarın dünyadaki en büyük çarkını döndüren futbol sektörünün dişlileri bu adamlar.
Dünyanın en büyük kumar masası olan bir sektörde flaşlar patlarken secde ediyorlar erkeğin tesettürünü çiğneyerek,
Gelsin yağmur gibi sağanak sağanak alkış-şöhret tufanı.
Sonra spot ışıkları sönünce de gayri İslâmî yaşamlarına dönüyorlar dolu dizgin.
Siz de böylelerini parlatıp cilalamaktan heder ediyorsunuz kendinizi buralarda.
İlla birilerini güzelleyecekseniz rol model kıtlığı yok âlem-i İslâm'da.
Buyrun hakikî mücahitler cihadın tozuna toprağına bulanmış Beyt'ü-l Makdis toprağında.
Onları övün doya doya.
Adam kıtlığı varmış gibi kadrajda ayrı, perde ardında gayrı tipleri şişirdikçe şişiriyorsunuz.
Sonra dönüp pişkince duygularınızla alay eder gibi kardeşlerinizin katillerini semirtiyorlar gözünüzün içine baka baka,
Sizin sırtınıza basarak tırmandıkları şöhret basamaklarından.
Bir gün Resûlullah (S.a.v) evinden çıkmıştı. Mahallenin çocukları etrafını sardılar.
“Yâ Resûlallah! Seni esir aldık. Fidye vermeden bırakmayacağız.” dediler.
Efendimiz (S.a.v), onların oyununa tebessümle iştirak etti. Hz. Bilâl’i eve gönderdi. Getirilen birkaç ceviz (bazı rivayetlerde birkaç hurma) çocuklara verildi. Onlar da sevinçle:
“Artık serbestsin yâ Resûlallah!” dediler.
Bunun üzerine Efendimiz (S.a.v) tebessüm ederek:
“Kardeşim Yusuf birkaç dirheme satılmıştı; ben ise birkaç cevizle kurtuldum.”
buyurdu.
Çocukların gönlüne inen bir Peygamber…
Gönülleri yücelten hâliyle yaşayan bir Nebî…
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed.
“Dört özellik vardır ki kimde bulunursa o kâmil bir insan olur, kim de bunlardan en az birine tutunursa kavminin salihlerinden sayılır: Kendisine rehberlik eden bir din, onu doğruya yönelten bir akıl, kendisini koruyan bir asalet ve kendisine yön veren bir hayâ.”
Turizm sektörünün bize dayattığı en büyük illüzyonlardan biri: "Yazın sıcaktan kavrulan şehirden kaçıp, daha da sıcak olan tatil beldesine gitmek."
Kışın hava 0 dereceyken, daha da soğuk olan -10 derecedeki kayak merkezlerine hücum ediyoruz. Yazın İstanbul 32 dereceyken, 42 derece olan Bodrum’a, Antalya’ya ya da Kıbrıs’a kaçıyoruz. Zaten bunalmışken, neden kendimizi daha çok yakıyoruz? Ben bu ezberi uzun süre önce bozdum. Benim için yaz tatili; yüksek rakımlı yaylalar, Karadeniz ve nefes alabildiğim, terlemeden gerçekten dinlenebildiğim serin rotalar demek.
Deniz tatili yapacaksam da herkesin şehre döndüğü Eylül ve Ekim aylarını bekliyorum. Deniz suyu hala sıcacık, hava bunaltmıyor, plajlar boşalmış ve fiyatlar yarı fiyatına düşmüş oluyor. Asıl lüks, 45 derece güneşin altında kavrulup tatil bitiminde şehre daha yorgun dönmek değil; rahat rahat dolaşabildiğin, gerçekten dinlenebildiğin bir tatil yapmak.
Ben mi çok ters köşe düşünüyorum, yoksa bu çılgınlığa benim gibi direnen başkaları da var mı?