İtalyan radyosunun 10 kasım 1938 günü yaptığı anons: “Sezar, İskender, Napolyon ayağa kalkın, büyüğünüz geliyor.”
Atam Mustafa Kemal ATATÜRK🇹🇷
#Sensiz84YılÖzlemle#10Kasim1938
Köhnemiş, eskimiş, kaybetmeye alışmış siyaseti geride bıraktık.
Önümüze bakıyoruz.
Bugün bir bankın üstündeyiz ama milletin gönlündeyiz.
Saklayın o bankı.
İktidar partisinin genel başkanı olarak geleceğim, o bankın üstüne bir daha çıkacağım. Milletime sözümdür!
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı olduğunu iddia ediyor. Ancak ortada kendisine verilmiş bir mazbata yok. Bu nedenle genel başkanlık iddiasının hukuki ve siyasal meşruiyeti yoktur. Dahası, Sözcü TV’deki söyleşisinde de bir muhalefet lideri gibi değil, adeta siyasal iktidarın CHP’ye yönelttiği suçlamaları teyit etmeye çalışan bir iktidar sözcüsü gibi konuştu.
İşin en dikkat çekici yanı şudur: Kılıçdaroğlu, iddianameleri okumadığını bizzat kabul etmesine rağmen, içeriğini bilmediği dosyalar üzerinden “arınma” siyaseti kurmaya kalktı. Hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığını söylediği iddiaları, CHP’nin temizlenmesi gerektiği tezine dayanak yapmaya çalıştı.
Üstelik yargının siyasallaştığını kabul etmek zorunda kalmasına rağmen, CHP’ye yönelik yargı hamlelerini “şaibe”, “ahlaki üstünlük”, “para-pul işleri” ve “hesap verme” söylemiyle meşrulaştırmaya çalışan bir çizgi izledi. Böylece tartışmanın merkezine yargının bağımsızlığı ve soruşturmaların siyasi niteliğini koymak yerine, iktidarın uzun süredir işlemeye çalıştığı suçlama çerçevesini yerleştirmeye yeltendi.
Oysa asıl tartışılması gereken, CHP’ye yönelik operasyonların siyasi boyutu ve yargının bu süreçteki rolüydü. Kılıçdaroğlu ise bu boyutu geri plana itti. Bunun yerine, “CHP kirli”, “kurultay şaibeli”, “belediyeler yolsuzluk içinde” propagandasının dayandığı zemini güçlendirmeye dönük bir dil kullandı. Soruşturmaların siyasi niteliğini ikinci plana iterken, iddiaların doğruluğu ve partinin arınması temasını öne çıkardı. Böylece iktidar yargısının kurduğu suçlama çerçevesine yasal meşruiyet kazandırmaya yöneldi.
Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’nun söyleşisi muhalefetin hak ve hukukunu savunan bir siyasetçinin değil, CHP’yi sanık kürsüsüne oturtan siyasi söylemin etkisi altında konuşan kullanışlı bir aktörün görüntüsünü verdi. Bu nedenle söylediklerinin büyük bölümü, CHP’ye yönelik operasyonları sorgulamak yerine onları sahiplenen bir işlev gördü.
İyisi mi, çek üstüne kalın bir çizgi, gitsin.