üzgün olduğunuzda tekrar kalbinize dönün diyor halil cibran.
göreceksiniz ki, daha önce sevinciniz olan bir şey için ağlıyorsunuz. zira doğduğu gün hatırlanmak isteyen, 1 gün sonra ise yaşlanıyorum diye iç çekiyor.
Birbirinizi "sen çok güçlüsün" diye gaza getirmeyin. Ağacın kökü topraktan koparılmış, siz yaprağını övüyorsunuz. Yapmayın. Sonra enkaz daha da büyük oluyor.
Kendini ifade etmekten bıkmış, anlaşılmak gibi bir derdi olmayan, kafasının içinde şantiye kurulmuş her insan; nasılsın sorusuna düşünmeden iyiyim der. Uzamaktan yorulmuş sarmaşık gibi düşünün bunu. Belki böyle anlarsınız.
Günün ne kadar güzel geçerse geçsin, hava ne kadar iyi olursa olsun, duyduğun bir türkü ile alt üst olabiliyorsun, yüzün düşüyor, baharın kış oluyor, özlemin adı ölüm oluyor.
Ahenginin bozulduğuna inandığınız hiç bir şeyde ısrarcı olmayın. Tamir edilecek duruma geldiyse nasıl tamir edileceğine kafa yormaktan çok, o duruma neden geldiğini sorgulayın. Bazen vazgeçmek düzeltmeye çalışmaktan daha önemlidir.
Herkes, hayat denen şu keşmekeşin çemberinde, büyük bir mücadelenin içinde; kimsenin yükü bir diğerinden hafif değil. Bu durumda insanın yükünü hafifletecek küçük ama kıymetli şeyler var; bir selam, bin merhem olur bazen, İnsansınız ve geçicisiniz, insaf edin, israf etmeyin.
Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsın, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür ama ipe her dokunduğunda da canını acıtan en çok acıtan yer yine bu düğümdür.
"İyi gün dostlukları hakkında şunu söylemek istiyorum, artık benim buna ihtiyacım yok; hayatın karanlık tarafları vardır, senin ışığın buna yetmediğinde cebindeki çakmağı senden saklayanı s. et."