Jung'a göre ölüm korkusu, sıklıkla yaşanmamış yaşamın bir yansımasıdır.
Bireyleşme yolunda kendi potansiyellerini gerçekleştiremeyen ve yaşamı erteleyen insanlarda, zamanın akışı ve ölüm fikri felç edici bir paniğe dönüşür
Aristoteles: "İnsanlar sadece sevdiklerinin yanlarında olmasıyla mutlu olmazlar,yokluklarında onları anımsayarak da mutlu olurlar ve artık yanlarında olmadıklarında acı duyarlar. Yas tutarken ve ağıt yakarken bile bir tür haz aldığımızı söyleyebiliriz."
[Ret.1370b26-28, A.Çokona]
“İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunç.”
—Spinoza
"Uzun bir zaman yalnız olursanız, yalnız olmaya alışırsanız, yalnız olmayı tecrübe ederseniz, sıradan insanların bir şeyler keşfedemeyeceği her yerde bir şeyler keşfedersiniz."
—Thomas Bernhard
@deniz6865@AvRamazanSabaz :)) 1.parselin hukuken yaşamaması emsal alınmamasına sebep olmaz, yeterki satış gerçek olsun ve dava tarihinden önce olsun
2-hgk kararı var, geçersiz şekilde düzenlen rapor usuli kazanılmış hak teşkil etmez
Yeri gelmişken,dünyanın gelmiş geçmiş en iyi romanı olan Gecenin Sonuna Yolculuk’u övelim. İnsan ruhunun yeraltına inen ilk gerçek seferdir. Celine, umudun, savaşın, sefaletin dilini yeniden icat etmiş. Edebiyatın en derin çukuru, en büyük romanıdır benim gözümde. Okuyunuz, okutturunuz…
DÜNDEN BUGÜNE SÖZLER: “Eski Yunanda düşünmek bir üstünlük belirtisiydi. Sonra bir mutluluk oldu. Daha sonra da bir hastalık. Bugün ise bir cinayet sayılıyor…” Erich Maria Remarque
Freud'da Semptom, bireysel bir bozukluk iken Lacan'da semptom kavramı, Marx’ın meta fetişizmiyle birleşiktir. Görünürde bireysel olan bir belirti, aslında ideolojik düzenin çatlaklarını taşır.
Örneğin, Özne kapitalist düzenin başarı, rekabet, tüketim baskısına yabancılaşmışken, bu boşluğu doğrudan dile getiremez bunun yerine semptom üretir. Yani "kişisel kaygı" aslında toplumsal çelişkinin kişisel düzeydeki ifadesi olur.
Kısacası... Sistemin ideolojik buyrukları bireyde doğrudan "kişisel problem" gibi deneyimlenen semptomlar üretir. Ama aslında semptom bireyin değil, toplumsal düzenin çelişkisidir.
Nietzsche: “Bence insanın büyüklüğünü belli eden şey, Amor Fati’dir.”
Amor Fati: Kaderini sevmek demektir. Nietzsche’nin bu düşüncesi çok çarpıcı. Başkalarının ne düşündüğünü bir kenara bırakıp öncelikle kendi yaşamından razı olmak anlamına gelir. Yaşamı bütünüyle kucaklamaktır.
Sokrates: Kendini bil.
Aristoteles: Kendini gerçekleştir.
Stoacılar: Kendini iyileştir.
Hedonizm: Kendini mutlu et.
Kinikler: Kendini kabul et.
Skeptikler: Kendini sorgula.
Budizm: Kendini unut.
Hristiyanlık: Kendini kurtar.
İslam: Kendini ada.
Hümanizm: Kendini yücelt.
Aydınlanma: Kendini anla.
Freud: Kendini bul.
Nietzsche: Kendini aş.
Varoluşçuluk: Kendini yarat.
Postmodernizm: Kendini yık.
Tüketim kültürü: Kendini şımart.
Popüler kültür: Kendini göster.