ABD, Hiroşima’da 900 km²’ye 15 bin ton bomba attı.
İsrail, Gazze’de 345 km²’ye 200 bin ton bomba attı.
Her iki soykırım da ABD bombalarıyla işlendi.
.
https://t.co/nNdRS28MKG
Promoting anti-Islam hate is how Israel is trying to recover its image after trying to exterminate the indigenous Palestinian population before the world's eyes.
Some folks might be fooled, mostly the older generation that irredeemably drank the Kool Aid, but the majority of people, especially younger generations—who are more politically sophisticated, and who increasingly possess the language of anti-colonial intersectionality—are not going to fall for it.
Not only will they not fall for this racism, but it will confirm and amplify their anti-Zionism.
These bad faith efforts will backfire spectacularly in zionist faces.
You're lying to people.
First, to be clear: ALL indigenous Christians in the land are Palestinian, and. you are not one of them.
Second, here are some data on Christians in neighboring countries over time:
Jordan | 1948—50,000; Today—250,000
Lebanon | 1948—650,00; Today—2,000,000
Syria | 1948—400,000; Pre-civil war (2010)—2,500,000
Iraq | 1948—150,000; pre-US invasion (2003)—1,500,000
Egypt | 1948—1,500,000; Today—10,000,000.
Third, An 82-year-old American citizen was just beaten by Israeli soldiers in front of his home in the West Bank. Then they tried to bury the evidence by confiscating footage of the attack. You're the US ambassador there. Why aren't you tweeting about that? Do your damned job!
Beş hukuk profesörü; Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. İzzet Özgenç, Prof. Dr. Faruk Turhan, Prof. Dr. Cumhur Şahin ve Prof. Dr. Tolga Şirin, terör davalarına ilişkin ortak mütalaa yayımladı
Mütalaada, AİHM'in ihlal kararlarının eksiksiz uygulanması istendi:
Örgüt üyeliği suçlamaları somut delillere dayanmalı, yasal faaliyetler suç sayılmamalı, hukuka aykırı elde edilen dijital verilerin delil olarak kullanılmamalı.
https://t.co/mJIjX5WZuz
Dünyaca ünlü Filistin kökenli Amerikalı modeller Bella ve Gigi Hadid'in babası Muhammed Hadid:
"Artık ateşkes filan istemiyoruz. Terörist İsrail devletinin yok edilmesini talep ediyoruz. Böyle bir şiddeti üreten bir devletin var olmaması gerekir."
Şair Atilla Yaramış beyle birlikte emek verdiğimiz "Kurrâ Hâfız A.Durmuş Sert" isimli hatırât kitabı Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından yayınlandı.
Bu kıymetli eser sayesinde Hâfız Durmuş Sert hocamız gibi bir Allah dostunun sesi maddî ve manevî kubbemizde hoş bir seda olarak kalacak ve gelecek nesillerin hayatında makes bulacak.
Hocamızın yeğeni olarak böyle bir esere âcizane katkı sunmak ne büyük bahtiyarlık!
A. Durmuş Sert hocamıza uzun ömürler diler, emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliriz.
Allah hayırlı eylesin.
@u_ibrahim_altay@Konyabuyuksehir
Gazze, savaşın başlamasından bu yana en büyük cenazelerden birine hazırlanıyor.
Abu Şeria ve El-Hasayna ailelerinden 112 Filistinlinin cesetleri, bir İsrail katliamının tüm bir konut bloğunu yok ettiği yerden kurtarıldıktan sonra toprağa verilecek.
Genocide apologists are calling my agent and publishers to fire me, to drop my books, disavow their association with me. Three articles in one week have been put out, and apparently there are more to come. If it comes to it, I wouldn't be the first to lose my livelihood because of these parasites, and I would happily join that club of honorable people who refused to be quiet and refused their "civility" speech parameters. I regret nothing in what I've said about these baby killing demons. I have never witnessed such a violent, sadistic, lowly lot as zionists and they deserve all the contempt and hatred in the world. Feel free to screen shot this one too and send it to my agent, publisher, or places I'm invited to speak. I'm living rent free in your rotted brains.
Dünyadaki en büyük problem kötülük problemidir.
Kötülüğü, iyilik diye satan ve sayılamayacak kadar müşteri bulan bir dünyadan geri durmaktan başka çıkar yol yok. Ve en acısı iyiler, kötüleri muhatap aldıkça kötülüğü onurlandırmaya devam ediyor.
Sınırlı ömrümüzde kötülük hakkında dersimize çalışmadığımız her gün kötülük için çalışmış olacağız.
RASİM ÖZDENÖREN'E RAHMETLE 11.08.2012
İftarı bekliyoruz. Rasim Abi diyorum, neyi kaybettiğimizi anlat. “Sezai Karakoç’la Nuri Pakdil İstanbul’da aynı evde kalırlardı.” diyor, “Ben de sık sık giderdim o eve.” Ne konuşurdunuz diyorum, “Mesela,” diyor “Sezai Karakoç varoluşçu bir yazarın Fransızca kitabını açar, üşenmeden tek tek tercüme eder, tartışırdık.” Rüya gibi diyorum içimden. Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören yan yana, aynı evde… Bu iyi abi diyorum, başka… “Mesela diyor, Nuri Pakdil, Sezai Karakoç’a para vereceği zaman, belki reddeder korkusuyla, sabah çıkarken parayı Karakoç’un ayakkabısına bırakırmış” diyor. Bu da iyi abi diyorum, başka… “Okul bitip işe girme telaşındayken, Sezai Karakoç bana iş arıyor, sağı solu araştırıyor, işe girmem için çırpınıyordu…” Bu da iyi diyorum… Birden eliyle bir masa gösteriyor, “Necip Fazıl Ankara’ya geldiğinde bu lokantaya gelir, hep şu masada otururduk, yalnız masa böyle değildi, mermerdi” diyor. Bir süre sessizlikten sonra, “Bir gün Sezai Karakoç yazdığı bir şiiri getirdi, sesli okumaya başladık” diyor: “Sesler”… Rasim abi anlatırken dışarıdan yağmur sesleri geliyor, güzel bir Ankara ağustos yağmuru yağıyor dışarıda… Anlat abi diyorum… anlat…
Eski şairlerin, bazı manzûmeleri neden 19 beyit olarak yazdığını merak ediyordum.
“Hurûf-i besmele adedince” imiş!
Not: Bazı Gülistan nüshalarının mukaddimesinde de var.
Devletin sorumluluğunu taşıyan Hz. Ömer b. Hattâb,
Beytullah’ın genişletilmesi için Hz. Abbas b. Abdülmuttalib’in evinin yıkılmasına, buna karşılık başka bir yerde daha hayırlı bir evle tazmin edilmesine dair resmî bir karar aldı.
(Kamu yararı – fiilî gerçeklik)
Bunun üzerine Abbas dedi ki:
“Hayır ey Ömer, evimi yıktırmam.”
(İfade özgürlüğü)
Ömer cevap verdi:
“Ey Abbas, bu Allah’ın Evi içindir.”
(Gönle hitap, ikna)
Abbas yineledi:
“Yine de buna izin vermem.”
(Vatandaşın devlet başkanı karşısındaki vakar ve izzeti)
Bunun üzerine Ömer dedi ki:
“Öyleyse yargıya başvuralım.”
(Adalet)
Sonra ekledi:
“Aramızda hükmedecek hakimi sen seç ey Abbas.”
(Tevazu)
Abbas dedi ki:
“Şüreyh’i seçiyorum.”
(Güven, itibar ve dürüstlük)
Ömer:
“Ben de razıyım.”
(Eşitlik)
Abbas dedi ki:
“Öyleyse onu buraya getir, ey müminlerin emiri.���
Ömer cevap verdi:
“Hayır! Hâkim kimsenin ayağına gitmez; biz onun huzuruna gideriz.”
(Yargı bağımsızlığı)
İkisi birlikte hâkimin huzuruna çıktılar.
Hâkim konuşmaya başlarken:
“Ey Müminlerin Emiri…” dedi.
(Makamın gerektirdiği saygı)
Ömer hemen müdahale etti:
“Beni burada ‘Müminlerin Emiri’ diye çağırma.
Burası adalet makamıdır. Bana sadece Ömer de.”
(Tevazu ve yargıya saygı)
Hâkim Şüreyh hükmünü verdi:
“Ey Ömer!
Allah’ın Evi, genişletilmeye en layık mekândır;
fakat Abbas’ın evi onun rızası olmadan yıkılamaz,
yerine başka bir ev de ancak kendi isteğiyle verilebilir.”
(Adalet, ağır emanet, makamdan arınmış hüküm)
Ömer’in cevabı şu oldu:
“Ne güzel hâkimsin sen ey Şüreyh!”
(Hakkı, kendi aleyhine de olsa kabul etmek)
Bunun ardından Ömer, Şüreyh’in yargıdaki yetkisini ve makamını yükseltti.
(Güven ve vefa)
Bunun üzerine Abbas, Ömer’e dönerek dedi ki:
“Ey Ömer!
Evimi kendi rızamla, yalnızca Allah rızası için bağışlıyorum.”
(Gönülden verilen fedakârlık)
Ve asıl soru şudur:
Bugün İslam ümmeti,
Abbas gibi izzetli ve ferasetli insanlardan mı mahrum?
Ömer gibi adaleti iktidarın üstünde tutan yöneticilerden mi?
Yoksa Şüreyh gibi hakkı söylemekten çekinmeyen hâkimlerden mi?
.....
1750 yılında, Alman Prusya Kralı Büyük II. Frederick, Berlin yakınlarındaki Postdam ormanlarında gez-nirken, bir değirmenin bulunduğu alçak bir tepe üstünde durur. Değirmenin olduğu yeri satın alacağını ve ye-rine bir saray yaptıracağını söyler. Kralın adamları değirmenciye gider ve kralın bu isteğini iletirler. Fakat adam değirmenini satmak istemez. Adamları gelip Kral'a durumu anlatırlar; Kral bunun üzerine değirmenciyi huzuruna çağırtır. Değirmenci gelip, Kral'ın karşısında durur.
- Yanlış anladınız beni herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para?" der,
Sonra değirmen için değerinin kat ve kat üstünde bir ücret ödemeyi teklif eder.
- Hayır, yanlış anlamadım, adamların da bunu söyledi. Satmıyorum!
- Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim.
- Sen koskoca Kralsın, paran çok. Git Almanya'nın her yerine saray yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!
Bunun üzerine sinirlenen Kral Frederick ayağa kalkar ve;
- Sen benim Prusya Kralı Friedrich olduğumu bilmiyor musun yoksa?” diye gürler. Değirmenci;
- Senin kral olduğunu biliyorum. Ama ben de bu değirmenin ve arazinin sahibi Sans-Souci’yim.”
Kral iyice köpürür ve
- Madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi de biliyor olmalısın. Bakalım o zaman ne yapacaksın? Benim binlerce askerim var. Senin kimin var? der.
Değirmenci bu söz üzerine hiç telaşa düşmeden tarihe geçecek o ünlü sözü söyler:
-Berlin’de hâkimler var. Ben de onlara güveniyorum.
Kral bu cevap üzerine ıslah ettiği mahkemelerin adaletinin kendi aleyhine bile güvenildiğini anlar ve tarihe geçen şu ünlü sözünü söyler: "Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir. Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz." Kral İkinci Friedrich bu yel değirmeninin Prusya Krallığı devam ettikçe korunmasını ister ve onun daha altında olan tepeye sarayını diker ve adını da değirmencinin ismi olan Sans-Souci Sarayı koyar.
18 Temmuz'da Filistin yanlısı protestocu, İşçi Partinin yeni lideri Andy Burnham’dan İsrail ile savaş suçlarındaki suç ortaklığını sona erdirmesi ve İsrail’e yaptırım uygulaması çağrısıyla Londra sokaklarında yürüdü.
üstâdımız Sezai Karakoç'tan kitaba dair (Çağ ve İlham-II):
"Best-seller denilen kitle avcısı kitaplara aldanmayınız. Gerçekte, bunlar, kitap değil, kitap-benzeri, kitapsılardır. Bunlar kitap değil, kitaplara kitâbelerdir. ... Kitap nerededir? ... Kitap nedir? Ruhülkuddüsle yüklü olandır. Ruhülkuddüsse kafalardan önce gönüllerde doğar. Ve kitap gönlün açılımı oldu mu, çağları aşan kartal kanatlarına sahip olmuş demektir. (s. 196). Kitap Musa'nın Âsasıdır. Kitapsılarsa büyücü değnekleri. Bu değnekleri, zaman sınavında, Musa'nın Âsası yutacaktır. (s. 198). Kitapsıların yanık ölü kokusundan, çağımızda, insanlık, nerdeyse baygınlık geçirmekte. Ve ancak onu baharın diri soluğuyla kurtaracak olan kitaptır. İnsanlığı Kitaba döndürmek: sorun budur. Kitabın ruhuna döndürmek. Vahye bakıp ilhama kavuşmak: Yeni kitapların doğumu buna bağlı. (s. 199)"
Journalist Janine di Giovanni:
"If a missile hits a hospital in Ukraine,
Europe calls it a war crime."
"But if missiles hit a hospital in Gaza and 100 people die, it’s Israel's right to defend itself."
“Usûlsüz vusûl olmaz” ve “Zarfa değil mazrûfa bak” vecizelerinin anlattıkları:
1.Sûret (biçim,form,lafız) ve mana (öz,içerik,ruh) bir gerçeğin iki yüzüdür.
2.Mana,sûretten daha önemlidir.
3.İçeriğin önemi vurgulanırken biçim küçümsenemez.
4.Sûretperest olup manayı kaybetmeyelim.
Bir kitap önerisi.
Özellikle Artvinli dostlara.
Merhûm Orhan Okay hoca, ekteki kitabında hocasının kendisine gönderdiği mektuplar daha iyi anlaşılsın diye kırk sayfayı aşkın Artvin hakkında giriş mahiyetinde bir bölüm (ss. 17-59) yazmış.
Okuyunca beğeneceğinizi düşünüyorum.
Hoca merhumun, 1955 Mayısından 1956 Mayısına kadar Artvin'de öğretmenlik yaptığını söyleyeyim.
Hocanın üslubunu bilenler, kitabı daha bir zevkle okuyacaklardır.
Hocamızın ruhu şad olsun.
@CumleYayinlari