Bir harabeden yeniden doğuşa…
Kuyumcu Han İBB Miras restorasyonumuzdan önce nasıldı nasıl oldu ☀️
İstanbul’un tarihi kültürel mirası için 7 yıldır gece gündüz çalışmaya devam ediyoruz. İstanbul için en güzelini üretmeye devam ediyoruz. #İBBMiras#KuyumcuHan
Yılların ihmaline terk edilmiş tarihi bir mekan daha, kamu eliyle kentin yaşamına dahil oluyor.
Beyoğlu Perşembe Pazarı’nın tarihsel mirasını taşıyan Kuyumcu Han’ı, aslına sadık bir koruma anlayışıyla restore ederek Şehir Araştırmaları Merkezi’ne dönüştürdük.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Memduh Büyükkılıç ile Tarihi Kentler Birliği üyesi kıymetli başkanlarımız ve konuklarımızla birlikte açılışını yaptığımız merkezimiz, tüm İstanbulluları kentin ortak mirasında buluşturacak.
Şehrimize hayırlı olsun.
İnsaf!
Kararı AKP’li Meclis Üyeleri alıyor, tutuklanan GOP Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe oluyor!
Ne rüşvet verdiğini söyleyen var,
Ne rüşvet aldığını kabul eden!
Peki, Hakan Bahçetepe neden tutuklu?
Savunma hakkım kısıtlandı, kitaba dönüştü. Kitap, daha matbaada basılırken toplatıldı.
Böylece, sorgu metnim kitap olarak da basılamadı.
Bu kitabı tamamen hukuk dışı müdahaleler yüzünden ne ben görebildim ne de siz görebildiniz.
Yargının yasa dışı işlem ve kararlarıyla bugüne geldik. Bugün dijital olarak sizlerle buluştu.
Artık size emanet!
Belediye başkanlarını, gazetecileri, muhalifleri şafak baskını, hukuksuz tutuklamalarla hapse atan Saray hükümeti, “Kara Düzen” aldatmacalarını sunuyor:
-Bakan yardımcısı emekliliğini istemiş,
-SPK Başkanı istifa etmiş,
ASRIN SOYGUNU FON VURGUNCULARI siyasi ve bürokrat faillerini kaçıramazsınız, millete çatır çatır hesap vereceksiniz!
-Esenyurt kayyımı görevden alınmış,
MİLLİ İRADE VURGUNCULARI yolsuzluklarınızı, para kulelerinizi gizleyemezsiniz, hesap vereceksiniz!
-Adalet vurguncuları, fon vurguncuları; skandallarınız her gün milletin başına bela…
Çekin elinizi milletin cebinden, hürriyetinden, geleceğinden!
Millet ayakta, yeter artık!
Düşün milletin yakasından!
Bir memleketin nasıl yönetildiğini, insanına nasıl davrandığını anlamak istiyorsanız bazen her şeyden sıyrılıp önce sofranıza bakacaksınız.
Kimler oturuyor o sofrada?
Kimler ayakta bekliyor, kimler kapıda bırakılmış?
Kimin önüne bir lokma ekmek koyulmuş, kimin tabağı boş?
Ve en önemlisi o sofrada kimin söz hakkı var?
Sofrayı büyüteceksiniz kardeşim. Lokmayı adil bölüşeceksiniz.
Ekmeği çok üreteceksiniz, adil bölüşeceksiniz.
Ve bu ülkenin sofrasında kimse misafir değildir, bunu unutmayın. Herkes bu memleketin eşit ve onurlu bir parçasıdır.
“Ben de şimdi, milletimin huzurunda, bu
dosyanın hesap defterini kapatıyorum.
560 milyar dediler.
560 kuruş bulamadılar. Rakamı 160 milyara indirdiler; onun da üçte ikisini, maden kanununu açmadan, davanın tarafı olan bir bakanlığın memurlarına hesaplattılar. Geri kalanını borcunu ödemekten, kâr etmekten, ihaleyi iptal edip daha ucuza yaptırmaktan "zarar" diye yazdılar.
Örgüt dediler.
Şemaya koydukları adam "Ben örgüt yöneticisi değilim" dedi. Örgütün kuruluş cümlesinin sahibi "Ben onu şablon olarak gördüm" dedi. Yöneticiler birbirini bu
salonda tanıdı.
Casus dediler.
Delil diye beş dakikalık bir nezaket ziyaretinin fotoğrafını koydular. Aynı adamın devletin en üst isimleriyle fotoğrafları sorulmadı bile.
Rüşvet dediler.
Rüşveti verdiği söylenen "hissettik" dedi. Parayı aldığı söylenen beni "ilk defa Vatan Emniyet'te" gördüğünü söyledi. Rüşvet dedikleri her şeyin sonu bir kreşe, bir okula, bir kavşağa, bir metro hattına çarptı.”
📍 Silivri
Onların İstanbul’a aşkı, ilgisi ranta, yağmaya, talanadır.
Onların derdi beton kanaldır, beton kulelerdir, bir avuç insanın zenginliğidir.
Ama şunu bir kenara yazın:
Hevesleri kursaklarında kalacak.
Millet bu açgözlülüğe, bu ihanete geçit vermeyecek.
Sevgili Milletim, Sevgili Hemşehrilerim…
Bizden önceki yönetimlerle kıyaslandığımızda herkes görecektir ki İstanbul’da daha az kaynakla, kamu yararına çok daha fazla iş yaptık.
Çok daha fazla metro, çok daha fazla altyapı yatırımı, çok daha fazla yeşil alan, çok daha fazla sosyal destek, çok daha fazla sosyal, kültürel yatırım.
Peki, bu nasıl mümkün oldu? Dürüst ve liyakatli yönetimimiz sayesinde mümkün oldu.
6 yılda 1.600 denetimden geçtik ve hepsinden aklanarak çıktık.
Bu yüzden, sizler de biliyorsunuz ki, burada yol arkadaşlarımla yargılanmamızın sebebi “yolsuzluk” değil; tam tersine yolsuzluğa, İstanbul’un talanına ve yüz milyarlarca dolarlık imar rantına dur demiş olmamızdır!
Ekrem İmamoğlu:
Aziz milletim, sizden istirhamımdır. Lütfen bunları görün ve paylaşın.
* Yokluğumu fırsat bilip "Kanal İstanbul" denen rant ve talan projesi uğruna Avrupa Yakası’nın en önemli su kaynaklarından biri olan Sazlıdere Barajı’nın etrafında 24 bin konutun inşaatını başlattılar.
* Bu kez alelacele TOKİ'yi devreye almışlar. Dozer ve iş makinelerini mutlak koruma alanının içine, suyun dibine kadar sokmuşlar.
* İBB’nin ve İSKİ’nin resmi uyarılarını dikkate almadıkları gibi Cumhurbaşkanlığı kararıyla Sazlıdere Barajı’nın içme suyu kullanım oranını %100’den %0’a indirmişler.
* Bunu hiç utanmadan kamuoyundan saklayıp, İSKİ’ye bile bildirmemişler.
* Şunu herkes anlasın ki, bizim gözbebeğimiz İstanbulumuz’da feda edilecek bir tek damla su kaynağımız yok.
* Bu haksız, hukuksuz ve fırsatçı yaklaşımla mücadeleyi asla bırakmayacağız.
* Sizin iklim değişikliği ve çevre koruma konusunda zerre kadar samimiyetiniz olsaydı, İstanbul’un su kaynaklarına böylesine saldırmazdınız.
* Hukuka, ekonomiye, demokrasiye verdiğiniz zararın yanına çevreye, İstanbul'un su kaynaklarına verdiğiniz zararı ekliyorsunuz.
* Tüm dünyanın cebelleştiği, yeni yol ve yöntemler aradığı iklim krizine bir kriz de siz ekliyorsunuz.
* Hemen vazgeçin bu rant ve talan projesinden.
* Millet sizi zaten gönderecek bari gitmeden toprağa, suya, havaya daha fazla zarar vermeyin.
Lütfen paylaşabildiğiniz kadar paylaşın! @CA_iletisim #Ekremİmamoğlu @yenipartiyiz
Delil var mı?
Yok.
Belge var mı?
Yok.
Para izi var mı?
Yok.
Bana ulaşan tek bir kuruş var mı?
Yok.
Ne var?
İtirafçı beyanları var. Duyumlar var.
Sonucu önceden belli bilirkişi raporları var.
Ve her eylemin sonunda aynı iki kelime: “Örgüt lideri.” Delil yerine bu iki kelime yazılmış.
Amaç ispat değil.
Amaç sayı.
Sayı büyüsün ki delil olmadığı görünmesin.
https://t.co/ilsj2loX5U
Şimdi düşünün:
Bir belediye başkanı hakkında yazılmış, rüşvetten, ihaleden, ruhsattan söz eden bir ceza iddianamesi.
Bu iddianame, bu Cumhuriyeti kuran partinin kapatılması için Yargıtay'a bildirimle bitiyor.
Bir yolsuzluk dosyası bir partinin kapatılmasına nasıl bağlanır?
“DENİZ GEZMİŞ’E, YUSUF ASLAN’A, HÜSEYİN İNAN’A İDAM CEZASI VERENLER NASIL ANILIYOR DÖNÜP BAKSINLAR”
Ekrem İmamoğlu:
Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır. O 19 Mart'ta millet yeni bir şey tanıdı. Adliye koridorlarında yürütülen bir darbe. Adliye koridorlarında. Ve ben o manzarayı gördüm. Birazdan anlatacağım. O binlerce, onlarca ilden İstanbul'a getirilmiş benim polis kardeşlerimin gözlerindeki acıyı, o adliyenin koridorlarında gördüm. O koridorlarda bile binlerce polis vardı. Halbuk ki tek başına ben oradaydım ya. Bir de yanımdaki 150 arkadaş. Binlerce polis. On binlercesi dışarıda.
Adliye koridorlarında yürütülen o darbeyi birkaç kata sıkıştırıp, aylarca her yönüyle yandaş medya başta olmak üzere delik deşik olan bu soruşturma dosyası sadece savunmaya kapalı tutuldu. Demokrasi tarihimiz bu tür mücadelelerin verilmiş ve verilmiş bir tarihtir. Onun için bu millet darbeleri bilir. Kazanılan hiçbir hak da bedelsiz kalmadı. Yassıada'da, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta mahkemelerinde nice masum insan ağır bedel ödemiştir bu ülkede. Taraflar değişti, sanıklar değişti ama sonuç hiç değişmedi.
Bir türlü de akıllanmıyoruz ya. Bir türlü de akıllanmıyoruz yahu. Erki eline alan, “Ya bu hatalar yapılmıştı, ben bu ahlakça hataları yapmayayım" diyemedi ya. Niye diyemedi ya? Toplum vicdanında lanetlenen mahkeme kararlarını tarih yazdı. Adnan Menderes'e, Fatin Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan'a, Hüseyin İnan'a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar.
Tarih o davaları yargıladı ve hükmü sanıklara değil, hakimlere ve hakim güçlere çatır çatır verdi. Bu millet, onları yerin dibine gömdü. Dün 27 Mayıs'ta Yassıada'da, 12 Eylül ve parti kapatmada ya da 28 Şubat'ta, bugün 19 Mart ve 21 Mayıs Silivri'de aynı yöntemler, ister asker uygulasın ister sivil fark etmez, bunun hukuk devletinde yeri yasak yöntemlerdir. Bunlar darbe yöntemleridir. Tarih o davaları nasıl yargıladıysa,bu davayı da öyle yargılayacak. Hatta şu anda yargılıyor. İddia ediyorum o askeri darbelerde tanklarla yapılan darbelerden daha vahşi uygulamalar yapıyor. Bu millet, bu dönem yapılanları daha vahşi yargılayacak. #İBBDavası
Bu iddianamede adı geçen belediye başkanlarının kaçı bugün tutuklu?
Kaç ilçenin seçilmiş başkanının yerine başkası oturtuldu?
Bu iddianame bir ceza dosyası değil, bir harita.
Hangi ilçenin seçilmiş başkanının hedef alınacağını gösteren bir harita.
Aday göstermek suçsa, bu ülkede seçime giren her parti suçludur.
Bir demokrasiyi öldürmenin üç yolu vardır:
Hakemleri ele geçirmek.
Oyuncuları oyundan almak.
Oyunun kurallarını değiştirmek.
Siyasi rekabetin tasfiyesi tam burada başlıyor.
• Adaysızlaştırma.
• Lidersizleştirme.
• Partisizleştirme.
Bugün iktidar bu üç hedefler hareket ediyor.
12 Eylül ne yapıyorsa daha ağırını yapıyor. Adaysız, lidersiz, partisiz ve sonunda “muhalefetsiz” bir Türkiye istiyor!
Bir seçilmiş görevden alındığında, yerine kayyum atandığında, sandıktan çıkan sonuç başka yollarla değiştirildiğinde bunun sonucu yalnız o başkanın hayatında görülmez.
O ilçede oy veren yüz binlerce insanın oyu değiştirilmiş olur.
Türkiye’nin özeti bellidir!
Kurumlar ayakta ama işlevsiz.
Meclis var ama denetleyemiyor.
Mahkeme var ama bağımsız değil.
Basın var ama özgür değil.
Sendika var ama gücü kısıtlanmış.
Ekonomi var ama emeğin, üretimin değil, rantın ekonomisi.
Ve bütün bunların faturası, her seferinde, emeğiyle geçinen milyonlara kesiliyor.
Bu ülke bugün sayısız adaletsizliğin ağırlığı altında. Seçilmiş belediye başkanları
tutuklanıyor.
Ana muhalefet partisi ısmarlama davalarla dizayn edilmek isteniyor.
Gazeteciler haber yaptığı için tutuklanıyor.
Hakkını arayan işçi, toprağını savunan köylü, "Ben bu düzeni kabul etmiyorum" diyen genç gazla, copla ve tutuklamayla karşılaşıyor.
Bu arada enflasyon düşmüyor, kira yükseliyor, mutfak küçülüyor.
Yirmi beş yılın sonunda varılan yerin bir adı var: Vurgun düzeni!
Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma!
İktidar için son dönemin en kullanışlı cümlesi bu oldu. Bu sebeple bir çok gazeteci susturulmaya çalışıldı.
Gazeteci Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı da tutuklanan son gazeteciler oldu. Nedeni de dolaşımda olan bir fotoğraf üzerinden sorular sormak. Sorulara cevap verip geçersiniz. Nedir bu korku?
Bunun yanında iddiaları ekranda dile getiren gazeteciler Murat Ağırel ve İsmail Saymaz’a da ayrıca ev hapsi cezası verildi. Gerekçe yine aynı; “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”
Aylarca bize atılan iftiralara yaptığımız binlerce suç duyurusunu yok sayanlar, utanmadan “lekelenmeme hakkı”ndan bahsediyor ayrıca. Size gelince mi lekelenmeme hakkı aklınıza geldi?
Ne yaparsanız yapın pisliğiniz ortaya saçıldı. ASRIN VURGUNU fon soygunu ortaya çıktı.
Millet her şeyi görüyor. Cevap sandıkta. ⏳