“Bir kez kendini bulmuş olan kişinin, bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar.”
Zweig
İddia ediyorum ki; mutluluk, büyük oranda bir modern zaman uydurmasıdır. Günümüz insanının genel mutsuzluğunun temelinde kendi hayatını bir türlü kabullenememesi yatıyor. Sanki çok daha başka bir hayatı hak ediyormuş da geçici bir süreliğine bu noktada takılı kalmış gibi hissediyor.
Bu "eğreti durma" hali yüzünden insan; seçtiği eşi de, maddi şartlarını da, bulunduğu yeri de bir türlü sahiplenemiyor. Sürekli başkalarının vitrinleri üzerinden hayali bir hayat kurmaya çalışıyor.
Oysa insan, seçme şansı olmadığı bağlarda çok daha dirençlidir. Anne babasının en zorlayıcı hallerine tahammül eder, onlarla yaşamayı becerir. Aynı durum çocuklarımız için de geçerlidir; evladımız ne kadar zorlu olursa olsun onu her haliyle benimseriz. Bir öğretmen de öğrencisini sadece "kendisininki" olduğu için her türlü zorluğa rağmen sahiplenir.
Ancak ikili ilişkilere ve evliliklere geldiğimizde bu mekanizma bozuluyor. İnsanlar eşlerinin kusurlarını veya maddi yetersizliklerini gördüğünde onları reddetmeye başlıyor. Mevcut yaşamını veya partnerini olduğu gibi kucaklamak yerine, zihninde sürekli "daha iyi bir seçenek" arayışına giriyor.
Eskiden insanlar bugünkü kadar mutsuz değildi; çünkü dayatılan modern mutluluk standartlarından haberleri yoktu. Hayatlarını; iyisiyle kötüsüyle, varlığıyla yokluğuyla bir bütün olarak kucaklar, kendi sınırları içinde huzur bulurlardı.
Şimdi ise sonsuz bir döngünün içindeyiz. Karşınızdaki insan mükemmel olsa bile zihninizdeki "daha iyisi" illüzyonu yüzünden mutlaka bir eksik buluyorsunuz. Başkasının maddi imkânı veya ailesi daha cazip göründüğünde, kendi hayatınıza odaklanamıyorsunuz.
Sonuç olarak herkes bir başkasının hayatını arıyor. Kimse sahip olduğu maddi durumla, konumuyla veya nasibiyle barışık değil.
Burada bahsettiğim kabulleniş dini bir kadercilikten ziyade; insanın kendi varoluşuyla ve yaşam koşullarıyla barışması gereken ruhsal bir mesele...
Elindekiyle yetinmeyi ve kendi gerçekliğini inşa etmeyi bilmeyen insan, ne maddi imkânıyla ne eşiyle ne de işiyle mutlu olabiliyor.
Risale-i Nur ile ilişki kurmakta en büyük yanlışlardan biri Risale-i Nur'u bir ilim kitabı niyetiyle ya da ilim öğrenme niyetiyle okumaktır. Bu okuma niyetinde Risale-i Nur o kişiye kendini kapatır, metnin o kişinin dünyasındaki karşılığı kişiyi tatmin etmez. Kişi Risaleyi eline alır biraz veya biraz fazlaca okur ve kitapla uyuşmaz.
Risale-i Nur ile kurulacak sahih ilişkinin olmazsa olmazı onu kendi "imanını kuvvetlendirmek, inkişaf ettirmek" niyetiyle okumaktır. İşte o zaman Risale-i Nur kapılarını size sınırsız bir şekilde açar. Okudukça Risale-i Nur'un bir kere okunmakla kalınmayacak bir kitap olduğunu anlarsınız. Her okumada imanınızın inkişaf ettiğini, varoluşsal bir yaranızın teselli edildiğini, elemlerinizin, kederlerinizin şifa bulduğunu görürsünüz.
Dolayısıyla medrese ilimlerine vakıf kişilerin Risale-i Nur'un kaynaklarına ulaşabilme imkanının Risale-i Nur'u okumayı gereksizlik addetme mazereti de ortadan kalkar. Nursi, muazzam kaynakları müktesebatına alıp orada tutmamış, bu müktesebatı Kur'an'ı anlamasında bir basamak olarak kullanmış ve Kur'an'dan insanın varoluşundaki her türden derdine, tasasına şifalar devşirmiştir. Nursi'nin belki de en büyük başarısı bu olmuştur.
Ben hayatım boyunca Risale-i Nur okudum, okuyorum. Hayatım boyunca çok çeşitli kitaplar da okudum. Materyalistlerin, dinsizlerin kitabını da okudum. Sarter'dan tutun da Camu'ye kadar nice dinsizin kitabını yalayıp yuttum. Bir çok alimin de kitabını okudum. Mesela İhya-i Ulumuddin favori kitaplarımdan biridir.
Bu kitapları okumak Rİsale-i Nur'u anlamama çok faydası oldu. Lakin Risale-i Nur beni Kur'an'a bağlayarak imanımı inkişaf etmeme vesile oan tek kitap oldu ve bu açıdan kesinlikle başka bir kitaba ihtiyaç bırakmadı. Bu noktanın iyi anlaşılmasını arzu ederim.
Neden hala Risale-i Nur okuyorum? Çünkü imanın inkişafı, ziyadeşlemesinin bir sınırı yok. Ölüme dek sürecek bir süreç.
Bu arada yüz yüze tanışmasam da sevgili @MuhammedYazicii kardeşime selam ederim.
Neden ‘ölmeden önce yapılacaklar’ listeleri bu kadar rağbet görüyor? Neden seyahatler, yemekler, maceralar hasılı her türden ‘deneyim’ modern insanı bu kadar cezbediyor? Sosyolog Hartmut Rosa’nın açıklaması şöyle :
Modern dünya sonsuz sayıda “yapmaya değer” seçenek sunduğu için, yapmak istediklerimizle gerçekte yapabileceklerimiz arasında kapanması imkânsız bir uçurum oluşuyor. Hartmut Rosa’ya göre modern öncesi insanlar bu baskıyı hissetmiyordu; ölümden sonraki yaşama inandıkları için dünyevi hayat asıl bölüme geçmeden önceki kısa bir giriş sayılıyordu. Ayrıca tarihi değişmeyen ya da döngüsel bir şey olarak gördüklerinden, kendilerini insanlık dramında kendi rolünü oynayan sayısız insandan biri gibi hissediyor, “çağın fırsatlarını kaçırma” duygusunu hiç yaşamıyorlardı. Seküler modernlik bunu tersine çevirdi: öbür dünya inancı yerini ilerleme fikrine bırakınca, her şey bu tek hayattan en iyi şekilde yararlanmaya bağlandı ve insanlar kaçırdıkları geleceğin acısını bastırmak için hayatlarını deneyimle doldurmaya çalışır oldular.
Şiddetsiz İletişim 10 ilkede:
1. Gözlemle, yargılama. “Bu hafta üç toplantıya geç kaldın” bir gözlemdir; “sorumsuzsun” bir yargıdır. Yargı duyan insan savunmaya geçer, gözlem duyan insan dinler.
2. Duygunu sahiplen ve adlandır. “Kendimi kırgın hissediyorum” demek zayıflık değil, netliktir. Duyguyu saklamak iletişimi değil, çatışmayı büyütür.
3. Sahte duygulara dikkat et. “İhanete uğramış hissediyorum” aslında duygu değil, yorumdur, içinde suçlama taşır. Gerçek duygu onun altındadır: üzgünüm, korkuyorum, yalnızım.
4. Duygunun kaynağı karşındaki değil, karşılanmayan ihtiyacındır. “Sen beni kızdırıyorsun” yanlış adrestir. Doğrusu: “Kızgınım, çünkü saygı ihtiyacım karşılanmadı.”
5. İhtiyacını açıkça söyle. İnsanlar zihin okuyamaz. Dile getirilmeyen ihtiyaç, er ya da geç sitem olarak dışarı çıkar.
6. Talep değil, rica et. Rica, “hayır” cevabına açık olmaktır. “Hayır” duyunca cezalandırıyorsan, o rica değil emirdi.
7. Ricayı somut ve yapılabilir kıl. “Bana değer ver” belirsizdir; “akşam yemeğinde telefonu kaldırır mısın” nettir. Belirsiz istek, belirsiz sonuç doğurur.
8. Empatiyle dinle : çözüm üretmeden, teselli etmeden. Tavsiye vermek, düzeltmek, “daha kötüsü olabilirdi” demek empatiyi öldürür. Önce sadece duy: karşındaki ne hissediyor, neye ihtiyaç duyuyor?
9. Öfkeyi tam ifade et, ama boşaltma. Öfke, karşılanmamış bir ihtiyacın alarm zilidir. Zili karşındakinin kafasına fırlatmak yerine, neyin çaldığını söyle.
10. Kendine de şiddetsiz davran. İç sesindeki “aptalım, beceremedim” dili de şiddettir. Kendini yargılamak yerine, hangi ihtiyacının karşılanmadığını sor : değişim suçluluktan değil, anlayıştan doğar.
Gözlem, duygu, ihtiyaç, rica : dört adım, tek köprü.
İyi bir hayat nasıl olmalı?
A.C.Grayling’ e göre ilk sırada sorgulama ve düşünülmüşlük geliyor: Sokrates’in mirası uyarınca, iyi hayat kendi değerlerini eleştirel biçimde seçmiş, “yaşanmış olduğu kadar düşünülmüş” bir hayattır. İkincisi özerkliktir: Kişinin hayatının yazarı kendisi olmalıdır; devralınan, dayatılan, korkuyla sürdürülen bir hayat, konforlu bile olsa iyi bir hayat değildir. Üçüncüsü anlamlı insani bağlardır: Dostluk, sevgi ve duygudaşlık. Dördüncüsü entelektüel ve estetik zenginliktir: Bilgiye duyulan merak, sanata ve güzelliğe açıklık, hayatı genişleten ve derinleştiren deneyimlerdir. Beşincisi dürüstlük ve ahlaki cesarettir: Hem kendine hem başkalarına karşı hakikatli olmak. Altıncısı ise başkalarının özgürlüğüne saygıdır: Kendi iyi hayatımı kurma hakkım, başkalarının aynı hakkını tanımamla sınırlıdır; hoşgörü, çoğulcu bir iyi hayat anlayışının zorunlu sonucudur.
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, Süleyman Demirel’in öğütlerini toplamış.
İşte o çok güzel öğütler:
1-Hiçbir suyun derinliğini iki ayağınızla birden yoklamayın.
2- Kederde de mutlulukta da “Bu da geçer” demeyi unutmayın.
3- “Daha fazla daha iyidir” diye kendinizi kandırmayın.
4- “Her gecenin sabahı olduğunu” daima hatırlayın!
5- Hayat maçını kaybettiren golleri en çok “Kendinizi en güçlü hissettiğiniz anlarda” yiyebileciğini aklınızdan çıkarmayın.
6- Konuşmaya başlamadan önce şu
4 cümleyi anımsayın:
*Söylediklerimin gereği var mı?
*Anlattıklarım iyilik ve şefkat içeriyor mu?
*Söylediklerim birini incitiyor mu?
*Söz ettiklerim sessizliği bozacak kadar
değerli mi?
7- Huzurlu bir yaşam için dinleten değil dinleyen, yargılayan değil anlayan, eleştiren değil hoş gören, kavga eden değil affeden olun.
8- Hakiki dost iyi günde davetle, kötü günde kendiliğinden gelir.
9- Yıllarınızı nasıl geçirdiğiniz, o yılların içine
ne kadar çok hatırlanabilir ve güzel an ve anı sığdırdığınız, sizin kaç yıl yaşadığınızdan
çok daha önemli ayrıntılardır.
10- Kaybettiklerinin bazen kazancın da olabileceğini unutma.
11- Mutluluk, küçük şeyleri büyük fırsatlara çevirenilme becerisidir.
12- Sabır öfkeden, nezaket nefretten iyidir.
13- Basit ve anlaşılabilir ifade edemiyorsanız yeteri kadar anlamamışsınız demektir.
14- Her tohum kendi toprağında yeşerir, tohum çiçeğini, çiçek meyvesini göremez.
15- Geçmiş pişmanlık, gelecek endişedir.
Huzur ise sadece şu anda ve bugündedir....
ALLAH rahmet eylesin...
Alıntı
Türkiye Diyanet Vakfı'nın
misafiri olarak yaz programına katılan
Azerbaycan İlahiyat Enstitüsü
lisans öğrencileri
Fatih-Semâniye Külliyesi'nde
İMÜ Bilim Tarihi Enstitüsü'nü ziyaret ettiler.
Ziyaretleri için kendilerine teşekkür ederiz.
Fikri, zikri, kendi güzel insandı. Beraber bir çok konuyu müzakere ettik, konuştuk. Özleyeceğim insanlardandır. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn
Sevgili babam,
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Ortadoğu ve Orta Asya Araştırmaları Enstitü Direktörü, İlahiyatçı Prof. Dr. Hilmi Demir vefat etmiştir.
Cenaze namazı 24 TEMMUZ(YARIN) cuma namazına müteakip Etimesgut - Ahimesut Söğüt Camii'nde kılındıktan sonra Elvanköy Mezarlığı'na defnedilecektir.
Rabbim mekânını cennet eylesin.
THE’ye göre ABD dışındaki üniversitelerin sıralaması. Dikkatimi çeken noktalar:
- İngiltere sıralamayı domine ediyor (hem tepede hem de toplam 12 okulla)
- Çin’in yükselişi sürüyor (9 okul)
- Almanya en yukarılarda olmasa da ilk 100e 8 okul sokmuş
- Minik Hollanda’nın listede 5 üniversitesi var
- İtalya yok (Türk öğrenciler için epey popüler)
- Fransa epey zayıf
yeni kitap
İnsan Yetiştirmek, Yusuf Samet Bilkil
İnsan yetiştirmek bilgi aktarmaktan fazlasıdır; kalbe, ahlaka dokunan bir yolculuktur. Mürebbi, öğreten değil gözeten, sabreden ve örnek olandır. Kitap; niyet, muhabbet, sabır, ihlas gibi terbiye esaslarını herkese sade bir dille anlatır.
İlk sayfalar için: https://t.co/XOGUsWBbuw
Erzurumlu İbrahim Hakkı'ya göre irfanın dört rüknü vardır. Bu rükünlara sahip olan, onları ahlak haline getiren irfan sahibidir. Bunlar;
- tevekkül,
- tefvîz ve teslim,
- sabır,
- rızâ dır.
Esasen Tevfizname'de bu dört rükün izah eder. Bu eseri vird edinip anlayarak okumalı.
Bana 1960 sonrası entelektüel tarihimiz sorulsa, en kestirme ve en açıklayıcı cevap olarak Nabi Avcı’nın hayatını ve eserlerini takip edin her şeyi orada göreceksiniz derdim. Siyaset, düşünce çizgisine katkıda mı bulundu yoksa geriletti mi emin değilim ama Nabi Avcı’nın Batı düşüncesini buradan bakarak, buranın diliyle anlamaya çalışmış ve sigaya çekmiş gerçek bir yerli münevver olduğunu her zaman söylerim. Abimizdir; sevgimiz, saygımız sağlamdır, kalıcıdır. Bu kitap sadece kütüphanelerde değil düşünce tarihimizde yerini alacaktır. Teşekkürler @zeytinburnubld ve kıymetli Aykut Ertuğrul
Nabi Avcı’nın yazılarının lezzeti malumdur ama sözü sohbeti de meşhurdur. Alıntılarla konuşur. Anekdotlarla, hatıralarla, şiirlerle, fıkralarla konuşur. Neşeyle konuşur. Keyifle dinlersiniz, dinlerken muhakkak bir şeyler de öğrenirsiniz.
Bugün gelen bir kitaptan öğrendim ki meğer Nabi Avcı iki yıldır Zeytinburnu Kültür Merkezinde ayda bir “kitaplar etrafında” sohbetler yapıyormuş, Aykut Ertuğrul’un moderatörlüğünde.
Bir kitaptan yola çıkılıyormuş ama sanat da konuşuluyormuş bu sohbetlerde dış politika da tarih de tasavvuf da.
İşte bu sohbetler kitaplaşmış, görüntü kayıtları da YouTube’a yüklenmiş.
Bütün bunları bugün öğrendim ama kitabı yarıladım bile.