Toplumsal Muhalefet Twitter (X) hesabımızda, bugün çok fazla şikâyet aldığı gerekçesiyle anormal durum tespit ettik.
Kısıtlanma ya da erişim engellerine karşı yedek sayfamız olan @Toplummuhalif hesabını takip edebilirsiniz.
@TitusDux@suviesuvorov what was the Russian Empire doing in the North Caucasus? did it annex the georgians and destroy a thousands-year-old order in Caucasus?
Emperyalistlerin savaş örgütü NATO'ya karşı Dolmabahçe'ye yürüyoruz!
Kuruluşundan bugüne, emperyalist savaşların baş mimarı olan, halklara kan ve yıkımdan başka bir şey getirmeyen NATO'nun bu yaz Ankara'da toplanmasını kabul etmiyoruz. NATO'ya ve emperyalist savaşlara karşı direnen halkların yanındayız.
Emperyalistler, işbirlikçiler 6. filoyu unutmayın!
Halkların Katili NATO’nun Kuruluşu ve Türkiye’de Anti-Emperyalist Mücadele|
4 Nisan 1949’da Washington D.C.’de imzalanan Washington Antlaşması ile kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, yıllardır “kolektif savunma” ve “barışı koruma” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılsa da, gerçekte bundan çok daha farklı bir işleve sahiptir. NATO, Soğuk Savaş koşullarında ortaya çıkmış; kapitalist-emperyalist sistemin kendini koruma, genişletme ve sürdürme ihtiyacının askeri bir örgütlenmesi olarak şekillenmiştir. Bu yönüyle NATO, tarafsız bir güvenlik mekanizması değil; açık biçimde belirli bir dünya düzeninin, belirli güçlerin çıkarlarını koruyan bir aygıttır.
Kurulduğu günden bu yana NATO’nun faaliyetlerine bakıldığında, bu yapının yalnızca “savunma” ile sınırlı kalmadığı açıkça görülür. Farklı coğrafyalarda yürütülen askeri müdahaleler, siyasi baskılar ve dolaylı operasyonlar; NATO’nun küresel ölçekte bir güç dayatma mekanizması olarak işlediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle NATO, yalnızca bir askeri ittifak değil; emperyalist sistemin sürekliliğini sağlayan, gerektiğinde doğrudan müdahale eden, gerektiğinde ise ülkelerin iç dengelerini şekillendiren bir araçtır. “Güvenlik” adı altında yürütülen bu politikalar, çoğu zaman halklara savaş, yıkım ve bağımlılık olarak geri dönmüştür.
Bu nedenle 4 Nisan, yalnızca bir kuruluş tarihi değil; emperyalist askeri örgütlenmenin kurumsallaştığı bir gündür. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü eşitlik ya da güvenlik üretmez; büyük güçlerin çıkarlarını koruyan bir askeri aygıt olarak işler. Bizler NATO’ya açıkça karşıyız. Çünkü bu yapı, halkların iradesini değil, bağımlılığı ve dış müdahaleyi büyütür.
Bu yaklaşım, kuruluşu takip eden kısa süre içinde yaşanan gelişmelerle birlikte daha somut bir nitelik kazanmıştır. 1949’da Sovyetler Birliği'nin ilk atom bombası denemesi ile birlikte küresel nükleer denge değişmiş, Batı blokunda “tehdit” algısı daha da keskinleşmiştir. Aynı yıl Çin Devrimi sonucunda Asya’da sosyalist bir gücün ortaya çıkması, bölgesel dengeleri derinden sarsmış ve bu gelişmeler Kore yarımadası başta olmak üzere birçok bölgede gerilimi artırmıştır. Tüm bu süreç, henüz açık bir savaş başlamadan önce bile, dünyanın iki blok arasında hızla kutuplaştığı bir dönemi ifade etmiş; Kore Savaşı’na giden zemini fiilen haz��rlamıştır.
Bu çerçevede, NATO’nun pratikte nasıl işlediği en açık biçimde Kore Savaşı sürecinde görülmüştür. 1950’de başlayan bu savaş, çoğu zaman “iki Kore arasındaki bir çatışma” olarak anlatılsa da, gerçekte emperyalist sistem ile sosyalist blok arasındaki küresel mücadelenin sıcak bir cephesi olmuştur.
Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde yürütülen askeri müdahale, yalnızca Kore yarımadasını değil, dünya dengelerini şekillendirme hedefi taşımış; halkların kendi kaderini tayin hakkı, büyük güçlerin çıkar hesapları arasında ezilmiştir. Bu savaş, “barış” ve “güvenlik” söylemleriyle meşrulaştırılan müdahalelerin, gerçekte nasıl bir yıkım ve bağımlılık ürettiğini açık biçimde ortaya koymuştur.
Nato, önce 4 ayrı füze ile Türkiye'yi hedef aldı, ardından boğaz girişinde bir petrol tankerini vurdu, şimdi de bu... Bunlar sadece son 1 ayda nato terör örgütünün ülkemizi hedef alan saldırıları. Tek kelime etmedi AKP rejimi bu saldırılara karşı, tek önlem almadı, yalandan bir kınama dahi yok!