@TurhanEkonomik Emekli, asgari ücretli, köylü, dargelirli insanlar hukuksuzlukta, anayasa ihlalinde ve her anayasa mahkemesi kararları uygulanmadığında sofrasından lokmalarının eksildiğini anladığı gün memleket düzelir.
Futbol takımı gibi parti tutmaya devamederse sofrasında lokma bulamayacak.
Futbolun insanlığa ne hayrı var?
Emperyalizmin sömürü araçlarından biri de spordur. Özellikle de futboldur. Milyonlarca insanın kulüplerin sempatizanı olduğu ve maçlara gittiği bir ülkede emperyalizm taht kurmuş demektir. Ekonomimizin borca dayalı para sistemi ve faizle sömürüldüğü ise hepimizin bildiği veya bilmesi gereken bir gerçektir. Daha da acı olan yetiştirdiğimiz insan tipinin de kitlesel sporu yüceltmekte ve de sömürüye karşı çıkmamakta oluşudur. Bilgi ve bilinç yoksunuyuz.
https://t.co/dPzMJCNkFv
BU ADAMIN
📍Saati Rolex marka 560 bin TL
📍Maaşı 273 bin TL
📍Yediği yemek 120 TL
ALKIŞLAYANLARIN
📍Maaşı 20 bin TL
📍Yiyemediği yemek 450 TL
CELLADINA AŞIK OLMUŞSA BİR MİLLET...
"Gelecekte birçok virüs olacak. Bir virüs yaratıp onu dünyaya yayıyorlar ki kapitalist şirketler [aşıyı satarak] devasa kârlar elde edebilsin…”
(MUAMMER KADDAFİ)
Kaddafi, virüslerle soygun tapıldığını ilk fark eden liderlerdendi…
Okullar aptallaştırıyor. Doktorlar öldürüyor. Eczaneler ve marketler zehir satıyor... Siyasiler ülkeyi soyuyor. Vergiler cezalar kat kat artıyor... Evler depremde yıkılacak şekilde yapılıyor.. Tarım ve hayvancılık yok ediliyor.. Ülkenin fabrikaları arazileri yabancılara satılıyor
You work 8 hours to live 4.
You work 5 days to enjoy 2.
You work 8 hours to eat in 15 minutes.
You work 8 hours to sleep 6
You work all year just to take a week or two vacation.
You work all your life to retire in old age.
And watch only your last breaths.
Eventually, you realize that life is nothing but a parody of yourself practicing your own oblivion.
We have become so accustomed to material and social slavery that we no longer see the chains..
Life is a short trip.
✨🙌🏾💫
🔴Kölelik düzeni
60 bin ₺ net maaş alan bir işçi asgari ücret vergi indirimi sonrasında yıllık 185 bin ₺ gelir vergisi ödüyor.
Yanlış duymadınız 185 bin ₺ vergi ödüyor ancak işçimiz bunun farkında değil.
Çünkü bu parayı işçimizin haberi bile olmadan işveren ödüyor. Sistem işçinin gelir vergisinin hesaplanması ve ödemesini işveren sorumluluğuna veriyor. Böylece modern köleler isyan psikolojisinden uzak tutuluyor.
Sömürgeci batılıların vergi sistemlerini olduğu gibi alan ulus devletler, kurumsal yapıların (şirketlerin) lehine , işçi ve emekçilerin köleleşmesi üzerine kurulan vergi sistemini çalıştırıyor ve muhafaza ediyor.
Şöyleki; Her şirket faaliyetini yürütmek için harcadığı tüm masrafları; iğneden ipliğe , sudan şekere, yakıttan gıdaya, reklamdan danışmanlığa , eğlence tatil promosyonlarından , motorlu araçlara kadar gelirinden düşerek net kârı üzerinden vergisi hesaplanırken,
Emekçi işçimizin , çalışabilmek hayatını devam ettirmek için harcadığı ; kira , enerji, gıda , temizlik, giyim gibi en temel ihtiyaçlarını dahi gider olarak gösteremiyor, maaşının tamamı üzerinden sanki hiç bir harcaması yokmuş gibi vergilendiriliyor.
Zenginler şirketleri üzerinden her türlü vergi indirimlerinden yararlanıp daha ucuza yaşarken, kölelik düzeni vergi sistemi üzerinden emekçinin sırtındaki yükü hep ağır tutuyor.
Bu sistem zulümdür. Bu sistem adaletsizdir. Bu sistem sömürgeci batı tarafından zenginleri korumak için getirilmiştir.
İslamda gelirden vergi alınmaz , servetten vergi alınır. O da %2,5 dur.
İslam emekçiyi korur , servet sahibine dokunur.
İslam adalettir. İslam zulmün karşısında hakkın ta kendisidir.
KÖLELER ET YEMEZDİ!
"Roma'daki köleler ekmek, zeytin ve yulaf lapası yiyordu.
Roma soyluları et yiyordu.
Mısırlı işçiler piramitleri ekmek, soğan ve birayla inşa etti.
Firavun et yiyordu.
Aztek köylüleri mısır ve fasulye yiyordu.
Aztek soyluları et yiyordu.
Çinli köylüler pirinç ve yeşillik yiyordu.
Çin soyluları et yiyordu.
Hindistan'ın alt kastları pirinç, mercimek ve yassı ekmek yiyordu.
Mughal sarayı et yiyordu.
Feodal Japon köylüleri pirinç ve turşu yiyordu.
Samuraylar balık ve et yiyordu.
Yerli Amerikalı çiftçiler mısır ve kabak yiyordu.
Savaşçı kültürler bizon yiyordu.
Ortaçağ Avrupalı serfler çorba ve kara ekmek yiyordu.
Lordlar geyik ve kuğu eti yiyordu.
Tudor dönemindeki sıradan insanlar tebeşirle kesilmiş ekmek yiyordu.
VIII. Henry'nin sarayı yılda binlerce sığır tüketiyordu.
Viktorya dönemi işçi sınıfı ekmek, çay ve geriye ne varsa yiyordu.
Viktorya dönemi aristokrasisi sığır eti, av eti ve tereyağı yiyordu.
Her medeniyet. Her yüzyıl. Her kıta.
Yoksullar bitkileri yiyordu.
Zenginler hayvanları yiyordu.
Sonra 1977'de bir grup Amerikalı senatör dünyaya köylü diyetinin her zaman sağlıklı olan diyet olduğunu söyledi.
İnsanlık tarihinde hiçbir medeniyet bunu anlamamıştı.
O zamana kadar.
Görünüşe göre öyle." demiş @SamaHoole
Türkiye özelinde de durum bugün benzer.
Dünyanın en fahiş et fiyatlarından biri ile karşı karşıyayız.
Halk, makarna ağırlıklı besleniyor.
Kısacası harika tespit. Ama politik yanını bira, daha derin irdelemeyi unutuyoruz.
Yönetenler, halkın et yemesini istemiyordu ve kimi zaman bunu kısıtlayıp yasaklıyordu çünkü et yemeleri idare edilmelerini zorlaştırıyordu.
Karbonhidrat ve bitki ağırlıklı beslenme her zaman daha uysal bir tebaa demektir.
Daha az sorgulama, daha çok itaat!
Ve bu sadece ekonomik değil, aynı oranda politik bir uygulamaydı.
Yöneticilerin et yerken, yönetilenlerin ota mahkum edilmesi idare etme sanatının bir parçasıdır.
Biyolojik bir hakikati de içerir.
Vatandaşın kendine ait arazide kendine ait keçileri otlatmasına ceza kesilmiş.
Ama bir avuç delinin sokaklarda, otoyollarda başıboş köpekleri her gün beslemesine hiçbir ceza yok.