"...Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden,
İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden.
Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm."
Güzlek, 1971
Erdem Bayazıt
( 1939 - 2008 )
https://t.co/9U1ef6uuzM
Acı, hastalık ve ölüm dahil tüm insani deneyimi kabullenmek, gerçek anlamda canlı hissetmenin yoludur. Hayatı zorlamamak, değişmeyecek olanı bilebilmek.
Radikal kabulleniş.
Sorun, hayatın acı, belirsizlik, hastalık ve ölüm içermesi değil. Sorun, bunların gerçek olmamasını isteyerek verdiğimiz yorucu ve beyhude savaş. Sürekli daha iyi, daha sağlıklı, daha aydınlanmış olmaya çalışmak hem tüketici hem de uyuşturucu.
Hayatın zor anlarını çözülmesi gereken birer sorun olarak görmekten vazgeçtiğinde bir şeyler değişir. Sıkıntılı anlar bile bir canlılık taşır, iç sıkıntısı bazen de güzel şeylere gebedir. Yeter ki onu dönüştürmeyi bilelim.
Verimlilik kültürü ve kendinin en iyisi olma baskısıyla dolu bir çağda tam tersini önerelim: İnsan olmanın dışına çıkmaya çalışma. Değişmeyecek olanı gör ve yel değirmenleriyle savaşmayı bırak.
Ruh sağlığı, sürekli kendini düzeltmekten değil, bu savaşı bırakmaktan geliyor.
Hayat çözülmesi gereken bir sorun değildir, yaşanması gereken bir şeydir.
Candaş Tolga: "İsrail hastane bombalıyor, Filistin toprak satmış mı satmamış mı bu konuşuluyor"
Emrah Safa: "Cevabı basit, Google’a yaz çıkar, %10’un altındadır. Zaten satmış olsa ne olacak? Zamanında böyle bir şey yaptı diye 3 kuşak sonraki çocukları mı katledilsin? Bu mu yani"
Konu öğretmenlerin kılık kıyafetine bile gelmiş. Eskiye dönülmeliymiş. Takım elbisenin saygınlığı varmış. Geçiniz bu saçmalıkları lütfen. Ben sınıfımda rahat etmeliyim. Yeri geldiğinde çocuğun yanına oturmalıyım, yeri geldiğinde onunla hoplayıp zıplamalıyım. 40 kişilik sınıflarda takım elbiseyle bu işler kolay mı sanıyorsunuz? Gelişmiş ülkelerdeki öğretmenler takım elbise giymiyorlar. Saygınlıkları da gayet yerinde. Takım elbise giyerken de rahat olmamız gerektiğini savunurdum, şimdi de savunmaya devam ederim. İtibar, takım elbiseyle kazanılmaz. Yeterli mesleki bilgi, kendine güven, kurumların öğretmene güveni, paydaşların konumu, eğitim politikaları ve ortak dil gibi tartışılması gereken etkileri bir kenara bırakıp takım elbiseye takılmayı çok ucuz buluyorum.
Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan:
“Veli ile öğretmenin hiçbir şekilde görüşmemesi lazım. Veli okula girmeyecek.
Doktora gidince işine karışıyor musunuz? Sen de eğitime karışamazsın.
Ben kendi çocuğumun veli toplantısında ‘Bu eğitim işleri ayrıdır, ben üniversite hocasıyım ama çok anlamam’ dedim.
Yanımdaki ev hanımı kadın ‘Ben anlarım’ dedi.
Sen nereden anlayacaksın ya, 20 sene sınıfa girmişim ben anlamıyorum.
Her şeyden anlamaktan vazgeçeceksiniz.”
Taha Sûresi'nin son ayetlerinde öyle güzel bir uyarı var ki ;
“Kendilerine sınamak için dünyâ hayatının süsünü bol verdiğimiz kimselere sakın göz dikme. Allâh’ın ahiretteki rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır."
Hayatın asıl kıymeti, kişinin kendi dar varoluşunu aşarak, dünyaya ya da başkalarının hayatına ışık düşürebilmesinde, anlamlı bir iz bırakabilmesinde yatar. Bu iz, büyük ve gösterişli olmak zorunda değil; bir deha veya şöhret olmak zorunda değiliz. Bazen bir insanın hayatına dokunmak, bir düşünceyi derinleştirmek ya da sadakatle bir emeği sürdürmek de aynı ölçüde anlam üretebilir. Geriye dönüp baktığında, ‘anlatacak bir hikayem var’ diyebilmek.
İran’a nükleer silah yapamazsınız diye dünyayı başına yıkanların nükleer silah kullanabileceği konuşuluyor! Artık hiçbir hukuki ve ahlaki değerin kalmadığı kokuşmuş bir dünyadayız! Siyonistlerle Evangelikler el ele vererek dünyayı yaşanır yer olmaktan çıkarıyorlar!