Hommage de Gaëtan Bruel, président du CNC, à Tony Gatlif
« Le cinéma français perd avec Tony Gatlif l’une de ses voix les plus singulières. Pendant près de cinquante ans, il a filmé la route et ceux qui la prennent : par nécessité, par désir d’ailleurs, parfois pour retrouver leurs origines. Les cultures roms et gitanes traversent toute sa filmographie : il en a fait entendre les histoires, les langues et les musiques comme peu de cinéastes avant lui.
De "Latcho Drom" à "Gadjo Dilo", de "Vengo" à "Exils", qui lui valut le prix de la mise en scène à Cannes en 2004, il a construit une œuvre très personnelle, à la frontière de la fiction et du documentaire. Il aura aussi révélé Rona Hartner et offert à Romain Duris plusieurs rôles marquants, donnant à voir des vies que le cinéma montrait trop peu.
Avec Tony Gatlif disparaît un cinéaste profondément libre. Mes pensées vont à sa famille, à ses proches et à tous ceux qui ont travaillé à ses côtés. »
Gatlif gitti, dünyanın rengi biraz daha soldu. Roman kültüründe ölüm, sadece bir yas değil; ölen kişinin geride bıraktığı anıları müzik ve dansla kutlama vesilesidir. Hayat kutlanır, acı müzik ile parçalanır. | Gadjo Dilo, Tony Gatlif
Latcho Drom Tony Gatlif !
(1948-2026)
La beauté de ses films, sa générosité, sa joie, sa poésie et son amour de la musique resteront pour toujours en nous.
🇬🇧 The beauty of his films, his generosity, his joy, his poetry, and his love of music will remain with us forever.
Film director Tony Gatlif, creator of 'Gadjo Dilo', dies aged 77 RIP
Tony Gatlif made 25 films,he was fond of social stories and Gypsy culture. His films are notably infused with flamenco and Gypsy music.
Tony Gatlif de göçüp gitmiş.
Tony Gatlif, sinemasında hep yolda olanın, yerinden edilenin, sınırın öte yanında bırakılanın, kısacası “öteki” denilenin yanında durdu. Onu “Djam”dan bir sahneyle, müzikle, dansla ve özgürlükle anıyorum. “Hopppa Sabinaaa!”
#tonygatlif
Rus tarihçi sosyolog Alevtina Türkler'in Dostoyevski'yi neden bu kadar sevdiğini anlatıyor: "Türkler Dostoyevski’yi Ruslardan daha çok seviyor olabilir. Türkiye’ye geldiğimde beni en çok şaşırtan şey, neredeyse her iki kişiden birinin Suç ve Ceza’yı okumuş olması ve Dostoyevski raflarının Türk yazarların raflarından bile büyük olmasıydı. Biz Rusya’da klasikleri 15 yaşında okulda zorla okuduğumuz için sevmekte zorlanıyoruz; çoğu Rus, Dostoyevski’ye ancak yetişkinliğinde döner. Siz ise onu özgür iradenizle seviyorsunuz.
Ancak siz Dostoyevski’yi Petersburg’un yağmurunu, yoksulluğun içindeki derin ruhsal acıları ve sefaletten doğan yüksek duyguları kağıt üstünde romantik bulduğunuz için seviyorsunuz. İnsan çaresizlikten en dibe düştüğünde o yüksek ruh romantik olmaktan çıkar. Dostoyevski o dibi güzelleştirmiyor, olduğu gibi gösteriyor. Bence biz Ruslar ondan biraz korkuyoruz çünkü o gerçekliği tanıyoruz.
Bence sadece bu anlattığı sebepten okunmuyor. Dostoyevski büyük bir yazar, Türk düşmanı olsa da bu bir gerçek. Türkler düşmanlarını yakından tanımayı sever."
Turan Dursun, inandığı doğruları söylemekten korkmayan, sorgulamayı bir yaşam biçimi haline getirmiş cesur bir aydındı. Din adamlığından araştırmacılığa uzanan hayatında, öğrendiklerini olduğu gibi kabul etmek yerine sorgulamayı seçti. Bedeli ağır olsa da düşüncelerinden vazgeçmedi. Onu farklı kılan da buydu: Korkmadan sorması, araştırması ve “Neden?” demekten hiç vazgeçmemesi.
Turan Dursun’u anlamak, aslında özgür düşüncenin ne kadar büyük bir bedel gerektirebildiğini anlamaktır.
Anısına saygıyla 🥀