🗣️Murat Ağırel:
🔴Markete gidiyorsun, deterjan alıyorsun, deterjan sahte.
🔴Gidiyorsun kasaba, et alacaksın, bilmem ne eti çıkıyor.
🔴Çocuğunu okula gönderiyorsun, sağ gelip gelmeyeceğini bilmiyorsun, okula saldırı oluyor.
🔴Borsaya güveniyorsun, yatırım yapacaksın, borsada fon vurgulu oluyor.
🔴Pazara gidiyorsun, pazarda bir alışveriş yapacaksın, bilmem ne aracı üstüne şu kadar koymuş, operasyonda öğreniyorsun.
🔴Ya bir adamı destekliyorsun, yardım yapıyorsun, yardım şirketiyle birlikte kumar oynadığını veyahut da o paraları başka yere aktardığını görüyorsun.
🔴Ya bu insan kime güvenecek? Siyasetçiye güveniyor, siyasetçiye gidip oy veriyor.
���Siyasetçi bugün söylediklerine yemin billah ettiğini, yemin billah ettiğini, ertesi gün tam başka kısmında gidip tam tersini söyleyerek seçmenin gözünün içine baka baka yalan söylüyor.
🔴Ya bunun neresi siyaset? Bunun neresi demokrasi? Bunun neresini savunacaksın? Bunun neyine güveneceksin? İnsan bir daha seçime gider mi, sandığa gider mi?
2004 yılında Sayın Fatih Altaylı’nın yönettiği Teke Tek programında İsrail Başbakan yardımcısı Ehud Olmert’i İsrail’in Kuzey Irak’ta bölünmeyi destekleyen politikalarını kanıtları ile ortaya koyarak mat ettim.
Olmert sorularıma cevap veremeyip programdan ayrılacağını söyledi. Altaylı da Olmert’i gidersen git diye azarladı. Program sırasında Olmert Ankara’da ben ve Altaylı İstanbul’da stüdyoda idik. Bizim konuşmalarımız Olmert’in anlaması için İngilizceye çevriliyordu.
Olmert’in önüne aralarında İsrailli uzmanların da olduğu birçok Irak uzmanının İsrail’in Kuzey Irak’taki bölücü faaliyetleri ile ilgili açıklamalarını koydum. Bunlardan birisi de Ofra Bengio adlı Kürdistan projesine destek veren ve İsrail’in politikalarını ifşa eden bir akademisyendi.
Olmert’e “sizin de tanıdığınızdan emin olduğum saygıdeğer Prof. Dr. Ofra Bengio” diyerek, “Kimin açıklamasını reddettiğinin farkında mısın?” mesajını verdim. Bu sorular ve kanıtlar üzerine Olmert çözüldü ve bu sorulara cevap vermek istemediğini söyledi.
Sistemin trol ordusu yıllarca programda Olmert’in perişan olduğunu bildikleri halde “Ümit Özdağ siyonist, PKK destekçisi Ofra Bengio’ya saygıdeğer dedi” diye tepindiler. Güldüm geçtim.
Ama zeka ve ahlak seviyesi düşük içerideki ve dışarıdaki bütün trollere gereken cevabı onlar anlasın diye değil yalan söyledikleri yurttaşlarımız görsün diye programın can alıcı bölümlerini sizlerle paylaşıyorum. @zaferpartisi@zpgencresmi@ZPKadinAile
Cemil Tugay'ın AKP'ye geçmesi nedeniyle AKİT TV'de canlı yayında "İzmir fethedilmelidir. Yani, yunanlılardan sonra ikinci kez fethediliyor. Bunu bütün kalbimle söylüyorum" diyen Hüseyin Şeyhanlıoğlu hakkında İstanbul Anadolu Cum. Başsavcılığı'na suç duyurusu yaptım.
@AnadoluCBS
PKK ve APO’cu DEM, AKP ve MHP'lilerin dikkatine!…
Bahçeli! Özellikle de senin dikkatine!
“Yıl 1987 Gatadan 1987/5 siciliyle mezun oldum. Tayin yerimizi kura ile çektik, elime tüküreyim, bi çektim Erzincan. "aileme çok uzak" diye haritaya bakıp bakıp höykürerek ağlıyorum. Bi baktım Nevin yanımda, o da ağlıyor. Nevin de Erzincan’ı çekmiş. Neyse ki en samimi arkadaşımla gidiyorum diye hafiften teselli buldum.
Biz Nevin’le el ele tutuşup gittik. İkimiz de yeni nişanlanmıştık. Nevinin nişanlısı Mehmet, öğretmen ve Ankara’da, benim nişanlım Murat üsteğmen, o da Ankara’da. Yolda plan yapıyoruz; Erzincan Asker Hastanesine katılış yaparız, en fazla 15 gün sonra dönüp düğün yapar Eş tayininde en fazla 1 ay içinde Ankara’ya döneriz.
Erzincan Asker Hastanesi 200 yataklı ufak, iş de azdır, en azından GATA gibi olmaz diyoruz.
Erzincan’a indik herkes bize yeni gelen hemşireler filan diyor valizi taşıyor, çok mutlular...
Neyse, başta bizi inanılmaz coşkuyla karşıladılar. Biz de nasıl seviniyoruz herkes çok cana yakın diye.
Meğer hastanede 6 hemşire varmış bizimle birlikte 8 olmuşuz. Ee olsun iş çok az ki bu kadar hemşire var diye iyimser olmaya çalışıyoruz.
Baş tabip bize "hastanenin üst katında hemşireler kalır, mutfak var istediğinizi pişirebilirsiniz ama çarşıya giderken benden izin alacaksınız, size araç tahsis edeceğim" dedi . Amanın biz bi sevindik özel araçla filan gezecegiz diye. Ertesi gün mesai bitince gidip alış veriş yapmamız lazım. Bizim ‘özel araç’ geldi. Arkası branda askerî jeep. Arkada iki koruma ellerinde G3, Nevin’le öne bindik hoplaya zıplaya alış veriş yapıp döndük. Yine iyimseriz, yine gülüyoruz filan. Akşam yatma vakti kıdemli hemşire abla bize dedi ki" üniformalarınızı yatağın ayak ucunda giymeye hazır bulundurun.
Acil durumda hızla giyinip acile ve ameliyathaneye gitmek gerekebilir". Ne sıklıkta acil durum olabilirdi ki?
Uykuya geçtik geçmedik kapı gümbür gümbür vuruldu. Nöbetçi subay bağırmaya başladı.
"Pülümür Karakolu vuruldu"
Fırlayıp giyindik, asansör filan beklemeden koşarak indik. Ambulanslar gelmeye başladı. Biz yaralıları indirdirip müdahale edeceğiz.
Bir yüzbaşı jeepten atlayıp kucağıma bir şey tutuşturdu; “şunu tut ve sahibini bul" diye verdigi şeye önce dört elle sarıldım. O kadar panik içindeyim ki algılayamadım önce, bana ne verdi, sahibi kim? Galiba aşırı terliyorum, tüm göğsüm ıslandı diye düşündüm.
Tuttuğum şeye baktım. Kalçaya yakın hizadan kopmuş bir bacak.
Sonrasını hatırlamıyorum kısa süreliğine bayılmışım.
Kendime geldiğimde yerdeyim ve hala kopmuş bacaga sıkı sıkıya sarılmışım. Göğsüm ter degil kan içindeydi.
O gece biz 30 şehit verdik!Ambulansta gelen Mehmetciklerden sadece bir yaralı çıktı. Diğerleri zaten olay anında şehit olmuşlardı.
2 gün sonra, gece 4 gibi bağırışlar,
"Alp karakolu basıldı"
Ve bu böyle devam etti. Biz aylarca bırakın gidip düğün yapmayı çarşıya yiyecek bile almaya gidemedik.
Ben ve benim tüm meslektaşlarımın böyle binlerce, anı diyemeyeceğim çünkü anılar güzeldir, travması var.
Yıllarca böyle çalıştık, sonra sanki normal insanlarmış gibi akşamları evimize gidip yemek pişirdik çocuklarımıza anne babalık yapmaya çalıştık. Benim çocuklarım ne zaman düşüp bir yerini incitse normal bir anne gibi üzülemedim. Çünkü biz başka annelerin öpmeye kıyamadığı evlatlarının kollarını bacaklarını topladık. Unutamıyorum. Bazılarının üzerinden kanlı aile fotoğrafları çıkardı. Bugün bile ben o fotoğrafları hatırlıyorum.
Bazen o kadar çok ağlardık ki bizim göz yaşlarımız Onların kanıyla karışırdı. Yıllarca eşim beni uykumdan uyandırırdı. “Zeyno uyan kabus görüyorsun sürekli çığlık atıyorsun ne gördün?" diye sorardı. Hep kopmuş kollar, parçalanmış kafalar, üzerime bulaşan beyin parçaları"
Ben bana bu dünyada cehennemi yaşatan hic kimseyi affetmiyorum. Kimseyle de barışmıyorum.”
Zeynep Uğur Cincioğlu.
@Paleosismolog Hocam bir şey soracağım 6 şubat depremi sonrasında Türkoğlu fayı kırılmadı yırtıldı demiştiniz. Daha sonra ise türkoğlunda fay yok diye bir bilgiye rastladım bu konuda bilgi verebilir misiniz teşekkür ederim