Yalanı savunmak için büyük kurgular, senaryolar, afili müzikler, ünlü oyuncular ve devletin tüm imkanlarını kullanırsınız! Kurgu metinler okutursunuz. Tüm yandaş kanalları, gazetecileri ve trolleri seferber edersiniz! Algı ustalığını ve sanal alemin tüm illüzyonlarını sergilersiniz! Kin ve nefretin tüm ateşini harlarsınız!
Sonra bir avuç aklı hür, vicdanı hür, yüreği tertemiz vatan evladı çıkar, masumiyet ve cesaretin onurlu gücü ile hakikati haykırır!
İşte o zaman tüm kurgular susar! Algı ve yalan kaleleri yerle bir olur! Yalnızca hakikat konuşur! Yalnızca hakikat gönüllere işler! Yalnızca hakikat kazanır!
Tıpkı doğan güneşin zifiri karanlığı boğduğu, her şeyi görünür kıldığı gibi…
Nasuh Mahruki bir paylaşımı nedeniyle tutuklandı.
Kendisiyle aramda derin uçurumlar var. Gördüğüm kadarıyla da otoriter bir ideolojik devlet anlayışını savunuyor. Hukuk devleti anlayışı bakımından siyaseten karşısında durduğu iktidardan bir farkı yok. Ama mesele bu değil. Hukuk devleti, en çok da hukuk devletine inanmayanlar için geçerlidir. Aksi halde herkesin başında sallanan bir sopaya dönüşür. Ülkemizde yıllardır yaşadığımız da tam olarak budur.
Suçlama TCK 216/1: halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme. Maddenin unsurları bellidir. Halkın din, mezhep, ırk, sosyal sınıf veya bölge bakımından farklı bir kesiminin, diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edilmesi ve bunun kamu güvenliği bakımından açık ve yakın tehlike oluşturması gerekir. Söz konusu paylaşımda birbirine karşı tahrik edilen iki toplum kesimi yoktur. Eleştirinin muhatabı devlet kurumları ve ABD'dir. Devlet organlarına yönelik siyasi eleştiri 216. maddenin konusu değildir. Bunu savcılık da bilir.
Sevk yazısının kendisi bunun kanıtı. Savcılık, paylaşımda 15 Temmuz'un "tiyatro" olarak tanımlandığını ileri sürüyor. Oysa savcılığın aynı yazıda alıntıladığı metinde de, alınan ifadede de böyle bir nitelendirme yok. Suçlamanın maddi dayanağı, onu ileri süren belgenin kendisiyle çelişiyor. Bu elbette bir yanlış okuma değil. Sonucun önce belirlendiğinin, gerekçenin sonra yazıldığının işareti.
Aynı yazıda "açık ve yakın tehlike" unsuru takipçi ve görüntülenme sayısına indirgenmiş. 571 bin takipçi, 76 bin görüntülenme. Bu ölçüt kabul edilirse bir ifadenin suç teşkil edip etmediği içeriğine göre değil, kaç kişiye ulaştığına göre belirlenir. Cezalandırılan düşünce değil, duyulmasıdır. Bu yaklaşımın ifade özgürlüğünün ne manaya geldiğini hiç anlamadığını izah etmeme gerek yok herhalde.
Tutuklama tedbirine gelince: kuvvetli suç şüphesi tutuklamanın olmazsa olmaz ön koşuludur, unsurları oluşmayan bir suçtan kuvvetli belirti çıkarılamaz. Sevk yazısında kaçma şüphesine dair tek bir somut olgu yok. Delil karartma ihtimali yok; delil paylaşımın kendisi ve şüpheli paylaşımı kabul ediyor. Adli kontrolün neden yetersiz kalacağı hiç tartışılmamış. Tutuklama nedeni olarak gösterilen tek şey suçun vasfı ve cezanın üst haddi. Bunlar tutuklama nedeni değildir, olamaz.
Ayrıca sevk yazısında paylaşımın "toplum içinde infial oluşturacak nitelikte" olduğu belirtiliyor. Anayasa Mahkemesi 6 Mayıs 2026 tarihli Kazım Güleçyüz kararında, "toplumsal duyarlılığın yüksek oluşu" gerekçesiyle verilen bir tutuklamayı ihlal saydı. Aynı mantık yeniden karşımızda. Neden? Çünkü diğer yargı organları Anayasa Mahkemesi'ni, dolayısıyla Anayasamızı dikkate alma gereği duymuyor.
Tutuklama, en son başvurulması gereken istisnai bir tedbirdir. Bizde ilk uygulanan ve fiilen cezaya dönüşen bir araç olarak uygulanıyor. Sonuç olarak ortada bir hukuk hatasından ziyade hukukun bilinçli biçimde araçsallaştırılması var. Yıllardır aynı yerde duruyoruz ve hatta her geçen gün daha fazla geriye gidiyoruz. Çünkü hukuku yok sayan bu apaçık kötülüklerin yapanlara bir bedeli olmuyor.
Bunu kayda geçirmek bugün elimizden gelen tek şey. Ama bu gidişatla kaydın da anlamı kalmayacak, çünkü geriye hukuk diye bir iddia bile kalmayacak.
Peki bugün bu kötülükleri yapanlar veya yapanlara destek verenler, ülkenin yarınları için bir düşünceleri var mı acaba?
Tausende Verfahren wurden durch das Yalçınkaya-Urteil berührt. Rechtsstaatlichkeit verlangt die konsequente Umsetzung höchstrichterlicher Entscheidungen.
🔻
#WennDasRechtSchweigt
MaviOtobüs2 Belgeseli
Hâlâ cevap yok!
Çankırı’da gözaltındaki 3 kadına yönelik tehdit, hakaret ve ahlaksız muamele iddiaları hakkında işlem yapıldı mı?
Başkomiser Rahman Cebe'nin başında olduğu bu polis ekibi hâlâ görevde mi?
@TC_icisleri@adalet_bakanlik@CankiriValiligi@valialicelik
Cevap alana kadar soracağız!
SADAT için çalıştığını söyleyen Osman Görer, kuruma girişini ve 15 Temmuz gecesini anlattı: ''O gece tahminimce 200 kadar SADAT elemanı sahadaydı. Ben 10 kişilik timdeydim. Tüm şehitlerin sorumlusu SADAT'tır.''
Değerli takipçilerim, bomba bir çalışmayla karşınızdayım! 👇
Önce hakkını teslim edeyim: Gazeteci Adem Yavuz Arslan(@ademyarslan ), 11 Temmuz 2026'daki yayınında inanılmaz önemli bir araştırmayı gündeme getirdi — 15 Temmuz gecesinin dijital verilerini analiz eden ve Foreign Affairs'te yayımlanan çalışma, mobilizasyonun Erdoğan'ın ünlü FaceTime çağrısından ÇOK ÖNCE başladığını söylüyordu.
Kendisine buradan teşekkür ediyorum; yayınlarını mutlaka takip edin — 15 Temmuz'la ilgili dava dosyalarından otopsi raporlarına kadar öyle bir arşivle çalışıyor ki, imkanı olsa resmî 15 Temmuz masalını tek başına, komple bitirecek bir bilgi birikimine sahip.
Yayın linki : https://t.co/igKncO0gbD
Peki o araştırmanın iddiası doğru mu? İşte ben de tam bunu yaptım: hesaplanabilir sosyal bilimler yöntemleriyle, o çalışmadan tamamen bağımsız olarak, ham Twitter verisinin üzerine çalıştım ve iddiayı tweet tweet, saniye saniye test ettim.
Sonuç: Araştırma doğru. Hem de dakikası dakikasına doğru. "Halk, Erdoğan'ın FaceTime çağrısıyla sokağa döküldü" tezi, verinin önünde paramparça oldu.
Eee yazıda olanı söyledin zaten okumaya gerek yok demeyin !!
Okumanız şart!
makalenin tamamı için :
https://t.co/hfVA4WBevg
15 Temmuz hamaseti bittiyse bir soru sorayım.
İktidar, 10 yıldır "15 Temmuz darbe girişiminin arkasında ABD var"dedi.
Peki, 10. yıl dönümünde, milyarlarca harcamayla Trump'ın ağırlanmasını nasıl açıklıyor?
Cevap?
@Akparti
https://t.co/KtpVffldok
Es ist die Pflicht Europas, die Rechtsstaatlichkeit und die Prinzipien der Demokratie aufrechtzuerhalten. Wirtschaftliche Interessen sollten keine Ausrede sein, um Verletzungen der Menschenrechte zu übersehen. #GegenDasVergessen
17-25 Aralık:
Bir hırsızlık ve yolsuzluk operasyonuydu!
15 Temmuz:
Orduya ve yargıya yapılan kanlı bir kumpastı!
Bu bir hakikat ve dupduru bir gerçekti!
Darbe dediler! Hakikati algı ve yalanlarla kapatmaya çalıştılar!
Ancak güneş balçıkla sıvanmıyor! Bugün herkes hakikati biliyor! Kimisi baskıdan, kimisi korkudan, kimisi de üç kuruşluk çıkar, geçici rütbe ve makam kaygısından kral çıplak diyemiyor!
Biz bir kez daha haykıralım! Hakikate perdelerinizi açıp, rejimin karanlığından çıktığınızda; bugün kahraman dediklerinizin hain, “hain” sandıklarınızın gerçek kahramanlar olduğunu göreceksiniz!
Polisinden, askerine, hakiminden, savcısına bu vatan ve gelecek nesiller için ömrünü feda etmiş gerçek kahramanlar!
Es ist zwingend erforderlich, dass Kinder nicht der Inhaftierung ausgesetzt sind, doch leider ist es in der Türkei Realität, dass sie zusammen mit ihren Müttern inhaftiert werden. #GegenDasVergessen
15 Temmuz
Viele Menschen, die sich durch diese Maßnahmen in ihren Rechten verletzt sahen, wandten sich neben den innerstaatlichen Rechtsmitteln auch an internationale Rechtsschutzmechanismen. Vor allem vor dem Europäischen Gerichtshof für Menschenrechte sowie anderen internationalen Instanzen wurden zahlreiche Verfahren eingeleitet; in einigen Fällen wurden Verletzungen der Menschenrechte festgestellt. Die Suche nach Gerechtigkeit wird weiterhin sowohl auf nationaler als auch auf internationaler Ebene im Rahmen rechtsstaatlicher Verfahren fortgeführt.
🔻
15 Temmuz
#GegenDasVergessen
Tek bir cinayetten dahi cilt cilt kitaplar yazılır!
Buyrun size bir örnek: silah arkadaşımız, #15TemmuzKumpası’nda şehit edilen bir başka silah arkadaşımız Polis Memuru #MehmetÇetin’in olayını, resmi belgeler eşliğinde kitaba dökmüş, interaktif web sayfası hazırlamışlar!
Devran döndüğünde, kütüphanelerin baş köşelerinde yer alacak çalışmalar…
Hulusi Akar, sen o sırada Genelkurmay Başkanısın. Sağ kolun olarak bilinen Mehmet Dişli geliyor ve sana:
“Efendim, darbe girişimi var. Ortalık karışıyor.”
diyor.
Sen ise:
“Tamam, otur. Biz biliyoruz.”
deyip evrak imzalamaya devam ediyorsun.
Bu nasıl bir iştir?
❓Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında Şirin Ünal'ı kim koruyor?
@ademyarslan:
''Daha önce işlem görenler bir daha gözaltına alındı.
Asıl sorgulanması gereken, arama ekibini yanlış noktaya yönelten merkezin komutanı ve daha sonra AKP'den milletvekili olmuş tümgeneral Şirin Ünal'dır.''
Şu anda Akp rejiminin masum insanlara yaptığı operasyonların,
yeminle söylüyorum Cahiliye Mekke'sindeki müşriklerin yaptıklarından milim eksiği yok,
hatta daha da fazlası var.
Ne alıyorlar ahlaksızca yaptıkları baskınlardan?
Para ve dua kitabı.
Para kimin?
Akpli hırsızların yaptığı gibi kamu malı mı?
Hayır.
Akrabalarının,
arkadaşlarının ve
dostlarının bu zor şartlarda yardım amaçlı gönderdikleri helal şahsi kazançlarından!
Allah sizin bin türlü belasını versin;
zaten verecek de!