Deniz Göktaş mizahıyla ve nazik-adil üslubuyla hayran bıraktığı gibi, sıradanlığıyla da gençler arasında müthiş iletken bir kahraman. Kantin sohbetlerini, kampüs dertlerini ülke gündemine taşıyabilmek, politikaya dönüştürmek, sadece komedyenlik olamaz.
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
Mizah, ciddi bir iştir…
Şakaya gelmez!
Korkuyu küçültür…
Dokunulmazlık hissini kırar…
Tabuları sorgulatır…
Hayata dair endişe duyduğun ne varsa kahkahalarla sıradanlaştırır.
Güldüklerine eskisi kadar korkuyla bakamazsın.
En zor zamanlarda, psikolojik dirençtir…
Cesaretin sesidir…
Keskin bir limon kolonyası gibidir mizah…
Nefes aldırır, ferahlatır.
İnsan güldüğünde, gülenlerin sayısı arttığında korkunun etkisi azalır.
Evet, gülmek devrimci bir eylemdir…
Güldürmek de öyle…
Deniz Göktaş da bunu çok ama çok iyi başarıyor…
Gösteriyi çok beğendim.
Emeğine, aklına sağlık👏👏
Yaşasın mizah, yaşasın limon kolonyası!
Futboldan anlamam ama insan davranışından anlarım. Voleybolcu kadınlara şampiyonluktan sonra esirgenen desteği, ortada hiçbir başarı yokken futbolculara verenler bu sonucu hazırladı. Devletin de, markaların da, halkın da buradan çıkaracağı ders açık: Önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış.
Davranışbilimin temel kuralı şudur: Ödüllenen davranış devam eder! Türkiye olarak futbolda yıllardır devletiyle, markasıyla, taraftarıyla vasatlığı ödüllendiriyoruz.
Kemal Kılıçdaroğlu lider olmadığını, siyasetçi olamadığını ya da düz memur olduğunu kendisi söylemiş oldu: "Haberim yok, iddianameyi okumadım, duydum, bilmiyorum..." Bu gri sözlerle sınıf başkanı, kooperatif başkanı olunmaz.
CHP'de 13 yıllık Genel Başkanlığı döneminde hiçbir genel seçimi kazanamamış, il genel meclisi dağılımına bakarak- ki buna bakılır- hiçbir mahalli seçimde de CHP'yi birinci parti yapamamış Kemal Kılıçdaroğlu mahkeme kararıyla CHP'nin başına dönüyor.
Öte yandan...
47 yıl sonra partiyi en yüksek oy oranına ulaştırmış, AK Parti'yi uzun iktidar yıllarında ilk kez seçim mağlubiyetine uğratabilmiş bir Genel Başkan mahkeme kararıyla koltuğundan alınıyor.
Bu mahkeme kararının sonuçları itibariyla siyaseti tahrip edeceği açıktır.
Dahası kamu vicdanının da kabul edeceği bir karar değildir.
Kemal Kılıçdaroğlu'na gelince...Eğer bu tablo bir 'kurgu' ise Kemal Bey bu kurguyu bozabilecek konumdadır. Bu anlamda tarih onun önüne belki son bir imkan koyuyor. Bu imkan, 'koltuğa dönme' değil, hem CHP tarihine hem Türk siyasetine örnek olacak bir karar verme imkanıdır. Partiyi birkaç hafta içinde kurultaya götürüp 'oyunu/kurguyu bozma' imkanıdır bu.
Bunu yapar mı?
Pek o havada görünmüyor.
Daha çok 'Genel Başkanlığı zaten benden çalmışlardı, hak yerini buldu' havasında görünüyor.
Yazık eder.
Yazık eder zira sadece CHP'de değil, herhangi bir partinin Genel Başkanlığı'nda 'mahkeme kararı'yla oturulmaz.
Çok uzun zamandır söylüyoruz, Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'nin geçmişinde kalmış bir isimdir, geleceğinde yoktur. Tersini düşünebilmek herşeyden önce 'hayatını akışı'na uygun değil.
Ama tabii Türk siyasetçisinin iki özelliği vardır, birincisi koltuğu hiçbir şartta bırakmamaktır. İkincisini yazmayalım...
"CHP bölünür" diyorlar; öyle görünmüyor. Parti'nin geleceğini ve siyasi gündemi direnenler belirliyor. Toplumun nabzını da Özel ve arkadaşları tutuyor. Genel merkezde giderek yalnızlaşan, itibarsızlaşan heyet kurultaya kadar apartman bina yöneticiliğinden öteye geçemeyebilir.
Bir Türkiye haberi: Bayram bitti, kadınlar henüz oturabildi
Kimi için tatil, dinlenme ve aile buluşmalarıyla geçen 4 günlük bayram, 9 günlük tatil sona erdi. Temizlik, hazırlık telaşı, kurulan sofralar, ağırlanan misafirler ve bitmeyen ev işlerinin ardından birçok kadın için bayramdan geriye yorgunluk kaldı.
Büşra Tekin'in haberi: https://t.co/7emcK8oGLg
Bugün @eczozgurozel 'in Ankara/ Güvenpark mitinginin ardından yaptığım özel yayın https://t.co/IhZiOBtuHq 'de https://t.co/jSKDWZs1eG 'de ve https://t.co/RyMm0kSP6d 'de.
OLMAZ KEMAL BEY!
Toplantılardan, oylamalardan kaçarak partiye egemen olmaya kalkışırsanız, bunun adı "arınma ve demokrasi mücadelesi" olmaz.
Tüzüğünüze göre "Partinin en üst karar organı Kurultay" ondan sonraki en üst karar organları da "Parti Meclisi ve TBMM grubu" değil mi?
Bunları fiilen "KAPATIP" mı yöneteceksiniz partiyi?
Bizim gibi "partili olmayanları" bile ikna edemiyorsunuz. Tabanı nasıl ikna edeceksiniz?
AKP yargısı tarafından CHP’ye kayyum olarak atanan AKCHP’liler kendilerine verilen görevi yerine getiriyor. Kendi partilerini karalıyor ve AKP’nin yolsuzluk propagandasına hizmet ediyorlar. Zaten kendilerine genel merkezi veren AKP’ye muhalefet edemezler, iktidar hedefleri olamaz, makam ve koltuk uğruna kendi partilerine ihanet etmenin bir mazeretini bulmak zorundalar. Bu nedenle AKP yargısının suçlamalarına dört elle sarılıyorlar.
Bu durumda tek varlık nedenleri var: kendi partilerini yok etmek. Bu siyasal tarihte görülmemiş bir rezalet. Bu rezalete hizmet edenler hep utanç ile anılacak.