BDT’cilerle dinamikçilerin bitmeyen tartışması bana hep “Menemen soğanlı mı olur, soğansız mı?” kavgasını hatırlatıyor. Aslında çoğu zaman aynı olguyu farklı bir kuramsal dille anlatıyorlar.
Örneğin BDT’de “çekirdek inançlar” dediğimiz yapılar, dinamik terapide erken nesne ilişkileri ve içselle��tirilmiş ilişki örüntüleri üzerinden ele alınabiliyor. Ya da BDT’deki davranış örüntüleri dinamik terapide tekrarlama zorlantısı ve ilişki örüntüleri olarak değerlendirilebiliyor.
Buna rağmen bazı BDT savunucularının dinamik terapiyi hala Freud’un ilk dönem kuramlarıyla değerlendirdiğini görüyorum. Halbuki dinamik terapi, Freud’dan sonra özellikle nesne ilişkileri kuramı, bağlanma kuramı, benlik psikolojisi, mentalizasyon ve çağdaş ilişkisel yaklaşımlarla önemli ölçüde evrildi. Bugün pek çok dinamik terapist, penis hasedi gibi klasik kavramların evrensel açıklamalar olmadığını, Ödipus kompleksinin de kültürden bağımsız her birey için geçerli bir model olarak kabul edilemeyeceğini düşünüyor.
Bu konuda en çok etkilendiğim isimlerden biri Salman Akhtar oldu. Seminerlerinde kültürün kişilik gelişimi, savunmalar ve psikopatoloji üzerindeki belirleyici etkisini vurgulaması benim için gerçekten ufuk açıcıydı.
Dinamik terapinin en önemli dezavantajlarından biri ise uzun süreli olması. Bu durum hem maliyeti artırıyor hem de birçok hastanın tedaviye başlamasını veya devam etmesini zorlaştırabiliyor.
Bence olay “BDT mi, dinamik terapi mi?” sorusundan çok, hangi hastanın hangi dönemde, hangi yaklaşımdan daha fazla fayda göreceğini değerlendirebilmek.
@hazarskywalker Sımışka, kartol, istekan Rusça. 1878 (veya daha muhtemel 1828-29) Rus işgali döneminden Erzurum'a yerleşiyor halk dilinde
Sımışka : çekirdek
Kartol: Patates
İstekan: Çay bardağı
Şu konuya bir açıklık getirelim. Bu dünyada her şey sınıfsaldır. İyi beslenmek de sınıfsaldır, iyi bir ilişki yaşamak da sınıfsaldır. Okumak da sınıfsaldır, kendini geliştirmek de sınıfsaldır. Alanımda en iyi enstitülerden biri için yazın staj kabulum var param olmadığı için gidemiyorum, mastera başvuracağım hangi okul parasız veya hangi ülkede ucuza yaşayabilirim ona bakıyorum. Neden? Çünkü hayallerinizi gerçekleştirmek bu düzende sınıfsal. Bazıları için konforlu hayatlarında ufak şeyler sınıfsal gibi görünmeyebilir ama en ufak şey bile maalesef sınıfsal. Sadece maddi değil manevi şeyler bile sınıfsal. Arkanızda sizi destekleyen bir ailenizin olması bile sınıfsal. Ve bu düzen çok zoruma gidiyor. Başkalarının elini kolunu sallayarak yapabildiği şeyler için yıllarca çabalamamız tüm gücümüzü ortaya koymamız gerekiyor. Tüm bunların sonunda yeterince şanslıysanız gerçekleşme ihtimali oluyor.
Yüksek lisans öğrencim Yeliz Ergöl, Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetler Arası Bilim Politika Platformu (@IPBES) Gençler Çalıştayı'na katılmaya hak kazandı. 🍀 Almanya'da gerçekleştirilecek çalıştayda Türkiye'yi üç genç temsil edecek. @itu1773@itu_aybe@aybeekoloji
İyi Partisinden CHP yöneticilerine kadar herkes "her şeyi Kemal Bey yaptı" diyerek ihaleyi sırtından atmaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu yanındaki 3-5 adamla hepinize diz çöktürmeyi başardıysa kusura bakmayın siz de bu işi bırakacaksınız. Erdoğan'ı nasıl yeneceksiniz?
Belki saçma gelecek ama küçüklüğüm barbie bebekler ile geçti ve hiçbir zaman onun gibi olmak istemedim. Ve onunla oynarken kendimi eksik, hatalı veya çirkinde hissetmedim. O her zaman benim gözümde güzel uzun sarı saçlı bebeğimdi. Filmlerini izlediğimde hep yardım severdi ve hoşgörülüydü bu yanı hoşuma gidiyordu. Onu kadınsı bile gördüğümü hatırlamıyorum. Ben kendimi hep güzel hissederken tam tersi başka çocuklar benimle burnumla yada yüzümle, kusurlarımla, kilomla dalga geçtiklerinde kendimi çirkin ve eksik hissettim ve bunu değiştirmek için makyaj yapmaya, zayıflamaya çalıştım. Halbuki başkaları kusurlarımla dalga geçene kadar kendimi hep güzel ve tatlı görmüştüm. Bence oyuncak bebeklerden önce çocuklarımızı nasıl doğru yetiştirebiliriz bunu öğrenmeliyiz. İnsanların kusurları ile dalga geçmemeyi ve onları küçük düşürmemeyi öğretmeliyiz. Bence o zaman bir şeyler doğru anlamda değişecektir.
Kız çocuklarını okula göndermeyen ailelerin muazzam fikirleri devleti bağlamaz beyefendi. Verir cezayı, çocuğu sosyal hizmet takibine alırsınız. Haddinizi bilin.
bir daha yurtdışına çıkabileceğime dair inancım sıfırlandı artık mesela. hasbelkader tatil için para biriktirsem çıkıp çıkmayacağından emin bile olmadığım bir vizeye onca parayı yine bağlayamam. fiili olarak oldukça geniş bir hapishanedeyim basbayağı.