Tuğba Tekerek önemli haberler yapmış, taşra üniversiteleri üzerine eşsiz bir kitap yazmış gazetecidir.
Kaos GL, 32 yıldır yayınlanan yasal ve meşru bir dergidir.
Tekerek ve dergi yönetimi tutuklandı!
Bu soruşturmalar, tarihin en utanç duyulan dönemine ait bir zihniyetin ürünüdür. İnsanların varlığı hedef alınıyor artık!
https://t.co/gwTSfVJbMO
Barış Pehlivan Selahattin Günday'ın SEGBİS'teki dakikalarını anlattı...
"Karşısında bir ekran kameraya bakıyor bir hakim. Hakim kim? Onu tutuklayan hakim.
Hakim: "Buyurun. Savcılık tarafından suç örgütü kurmaktan sevk edildin, savunmanı söyle."
Selahattin Günday: "Nasıl yani? Anlamadım, savcılık sorgusu bana yapılmadı ki. Hangi suç örgütü?"
Hakim: "Savunmanı söyle."
Selahattin Günday: "Benim avukatımın haberi yok."
Hakim: "Merak etme. Burada biz bir avukat bulundurduk. CMK'dan, barodan bir tane avukat çağırdık, o burada."
Selahattin Günday: "Böyle şey mi olur? Bakın, ben gazeteciyim. Bu yaptığınız çok büyük bir hukuksuzluktur. Savcılık sorgusu yok. Avukatımın haberi olmadan, suç örgütü kurmaktan tutuklanmaya sevk edildiğimi söylüyorsunuz. Ben bunların hepsini yazacağım."
Firma açıklanmayak, yaptığı yanına kâr kalacak.
İç pazarda denetim yapılmayacak,
Hiçbir ürün toplatılmayacak,
Yoğun siyasi (!) gündem ve futbol maçları sebebiyle bu hayati konu da sabah bile olmadan gündemin alt sıralarında eriyip gidecek.
@TCTarim
Önce 14 yaşındaki çocuğuna, şimdi eşine.
En ağır küfürleri edelim, sözleri yazalım, ne çare! Artık bu eşiği geçtik; sınırlarımız aşıldı, aşındırıldı.
Ne yapacaksınız bu aşağılıklara?
@EmniyetGM@adalet_bakanlik
Hepsi sıraya girmiş :)
Dizi setine uyuşturucu taşırken yakalanan ve torbacılıktan ceza alan Müptezel Abese İrca, yani Niyazi Canbaz…
FETÖ Kumpas davalarının tetikçisi,anket yapıyorum diye Belediyelerden ihale alan Zihni Çakır…
FETÖ kumpaslarının demagogu,tetikçi kalemi ,hık diyicinin pık diyicisi Şamil Tayyar…
Cumhuriyet düşmanı Furkan Bölükbaşı…
Aynı cümleyi birbirlerine paslayıp duruyorlar.
Meseleyi anlatayım.
AHBAP soruşturmasında tutuklanan bir kişinin savcılığa ‘’Satın Alma Müdürünün mal varlıklarını araştırın ‘’ şikâyetinin ardından, AHBAP’ın satın alma müdürü Deniz Şimşek’in ifadesi alınıyor. Şimşek, dernek içerisindeki bazı işlemlere,yolsuzluklara ilişkin ciddi iddialarda bulunuyor.
Çadır satışı haberime ilişkin ise ne diyor?
Dikkatle okuyun:
“İçeriden servis edildiğini düşünüyorum.”
“Biliyorum” demiyor.
“Gördüm” demiyor.
“Şahit oldum” demiyor.
“Haluk Levent Murat Ağırel’e haberi verdi” demiyor.
“Düşünüyorum” diyor.
Ama bu kuyruk acısı olan ‘’incinmiş’’ arkadaşlar ne yapıyor?
Bir kişinin şahsi kanaatini alıp, “Haluk Levent haberi Murat Ağırel’e yaptırdı” diye akılları sıra beni itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.
Çünkü haberin kendisine tek kelime edemiyorlar.
“Kızılay çadır satmadı” diyemiyorlar.
Ben Kızılay’ın çadır sattığını deprem bölgesinde, haber peşinde koşarken AFAD çalışanlarından öğrendim.Yanımda iktidara yakınlığıyla bilinen gazeteci Adem Metan @AdemMetan dahil başka gazeteciler de vardı.
Sonra ne yaptım? Gazetecilik yaptım.
Haberi öğrenir öğrenmez bizzat dönemin Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ı aradım.
Kızılay’ın basın sorumlusunu aradım.
Haluk Levent’i aradım.Satış belgesini Kızılay’dan aldım.
Hepsi kayıtlı. Hepsi belgeli. Şahitleri de var.
Ve şimdi gelelim bütün bu hikâyeyi yerle bir eden gerçeğe:
Haluk Levent bırakın bana bu haberi yaptırmayı, haberi yapmamam için binbir dil döktü. Bana haberi yaptırdığı iddia edilen kişi, tam tersine, haberi yayımlamamam için beni ikna etmeye çalışıyordu.
Ama ben yayımladım.
Çünkü gazetecinin görevi birilerinin isteğine göre haber yapmak ya da haberden vazgeçmek değildir.
Bilgiyi öğrenir.Araştırır.Taraflara sorar. Doğrular.Belgelendirir.Kamu yararı varsa yayımlar.
Benim yaptığım tam olarak budur.
Şimdi bir satın alma müdürünün savcılık ifadesindeki “düşünüyorum” kelimesini alıp, sanki benim haber sürecimin içindeymiş, görüşmelerimi dinlemiş, kaynaklarımı biliyormuş gibi bir hikâye yazıyorlar.
O halde çağrım çok açık:
Avukatım Oğuzhan suç duyurusunda bulunsun.@aslnoguzhannn
Ellerinde ne belge,bilgi varsa savcılığa getirsinler.Kıvırmak yok.Ondan duydum bundan duydum demek yok.
Ee…
Kuyruk acısı başka acıya benzemez.Birbirine düşman olanları dahi aynı çizgide buluşturur.
Uyuşturucu torbacısı Niyazi Canbaz (Abese İrca) ve FeTÖ tetikçilerini aynı çizgide buluşturduysam izlemeye devam edin, düzeninize çomak sokmaya devam edeceğim.
Artık kabak tadı verdiniz Melih Bey.
Trolleriniz ve tetikçilerinizle günlerdir aynı şeyi yapıyorsunuz.Önce şu gerçeği bir kez daha hatırlatalım:
Soruşturmayı ben açmadım.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı açtı.Siz de o dosyada şüpheli sıfatıyla ifade verdiniz.
Şüpheli olarak ifade vermeye gittiğinizde Başsavcı Vekiline neden;
“Ben bu dosyada neden şüpheliyim?”
“Benim bu şirketle ilgim yoksa beni hangi delille dosyaya dahil ettiniz?” diye sormadınız?
Soramadınız mı? Yoksa cesaret mi edemediniz?
Şimdi gelelim günlerdir tekrarladığınız iddiaya…
Benim, “İbrahim Melih Gökçek HAMAG şirketinin ortağıdır” dediğim tek bir yazı, tek bir yayın, tek bir cümle gösterin.
Gösteremezsiniz. Çünkü yok.
Benim ne söylediğim ortada. Yaptığım yayın hâlâ orada. Cumhuriyet gazetesinde yazdığım yazı hâlâ orada.
Başkalarının sosyal medyada ne yazdığı, hangi başlığı attığı beni ilgilendirmez.
Ben gazeteciyim.Benim sorumluluğum benim söylediğim ve benim yazdığımdır.
Üstelik sizin beyanlarınızla oğlunuzun ve gelininizin beyanları arasındaki çelişkileri de artık kamuoyu görüyor.
Benim haberimde yer alan her satırın, her bilginin ve her belgenin nasıl doğru çıktığını kamuoyu gördü .
Melih Bey…
Sekiz yıldır hakkınızda köşe yazıları yazıyorum.İki kitapta sizi ve Ankara dönemini anlattım.Yıllardır televizyon ekranlarında belgeleriyle konuşuyorum.
Bütün bunlardan sonra gerçekten sizden çekindiğimi ya da çekineceğimi mi düşünüyorsunuz?
Gerçekten geri adım atacağımı mı düşünüyorsunuz? Bir daha yazmayacağımı mı?
Yanılıyorsunuz.
Ben sizin durumunuzu da anlıyorum Sinirleriniz bozulmuş olmalı.
Savcıya ifade veriyorsunuz: Murat Ağırel diyorsunuz.
X’te paylaşım yapıyorsunuz: Murat Ağırel.
Gece yatıyorsunuz: Murat Ağırel.
Sabah kalkıyorsunuz: Murat Ağırel.
Toksik bir ilişkiye döndü bizimki Melih Bey.
Şimdi de çıkıp, “Hesaplaşacağız” diyorsunuz.
Ben size bunu daha önce de söyledim.Bir kez daha söylüyorum:
HODRİ MEYDAN.
Ne zaman istiyorsanız…
Nerede istiyorsanız…
Hangi platformda istiyorsanız…
Ve son bir şey…
Sekiz yıldır yapamadığınızı bugün de yapamazsınız:
Beni susturamazsınız.
Belgelerle konuşmaya, yazmaya devam edeceğim.
NOT: Beyefendinin yine doğruyu söylemediğini tescillemek için, ilgili yayın kesitlerini ve Cumhuriyet’te yayımlanan yazımı da aşağıya ekliyorum.
https://t.co/ybA0CwW6Mh
https://t.co/w94ky5HMOa
Şaşıran var mı?
Bu arada ilgili kurumlara sormak istiyorum;
Türkiye'de isteyen istediği gibi laboratuvar kurup 14 tane etken madde bulunan ürünlere "güvenle tüketin" diyebiliyor mu? Yoksa bu ayrıcalık sadece Murat Ülker'e mi ait?
@ticaret@TCTarim
🔴Çanakkale'de skandal olay!
Gelibolu'da bir otel odasında 15 yaşındaki iki çocukla uygunsuz halde bulunduğu iddia edilen iş insanı Ş.T. tutuklandı.
Otel işletmecilerinin söz konusu konaklamalardan haberdar olduğu öne sürüldü. Çocuklara ait bilgilerin ayrı bir sistemde tutulduğu ve kolluk birimlerine bildirilmediği iddia edildi.
Detaylar haberimizde 👇
https://t.co/9gCsZB54DV
Gelibolu’da çocuk istismarı: Akaryakıt patronu otel odasına baskında gözaltına alındı
Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinde akaryakıt patronu Ş.T. kaldığı otel odasına düzenlenen baskında iki erkek çocuğuna istismar iddiasıyla gözaltına alındı.
İlçede "saygın iş insanı" diye tanındığı belirtilen Ş.T.'nin daha önce de aynı otele çocuklarla gittiği öne sürüldü. Otel yönetiminin çalışanlara sessiz kalmaları yönünde baskı yaptığı iddia edildi.
https://t.co/md4aKBGw3m
Bu resimde gördüğünüz otel binası Sultanahmet’te.
Otel olmadan önce “Başbakanlık Osmanlı Arşivleri” binasıydı. AKP’lilerin aklına birden bu binanın çok eskidiği ve restore edilmesi gerektiği fikri geldi.
Restorasyona alındı. “Başbakanlık Osmanlı Arşivi Restorasyon Çalışması” diye kocaman bir tabela da asıldı.
Gel zaman git zaman, bir de bakıldı ki koca Osmanlı Arşiv binası, abrakadabra, “otel” oluvermiş.
Resimdeki otel işte o otel: Sura Hagia Sophia Hotel.
Arşiv bahçesinde bulunan limon, defne ve asma ağaçları da kesilmiş. İnşaat sırasında asırlık çınarlar da zarar görüp kurumaya başlamış.
Arşivler ne mi oldu?
100 milyon belge ve 370 bin defter bulunan, henüz tasnif edilmiş ancak okunmamış koca arşiv, Kağıthane’de dere yatağında bulunan bir binaya doldurulmuş. Sonra sel basmış; yarısı mahvolmuş, kalanı da nemden küflenmeye ve silinmeye yüz tutmuş.
Atalarının mezar taşını okuyamamaktan yakınan, Osmanlıca zorunlu olsun diye yaygara koparan zevatın yediği halta bakılırsa, dertlerinin ne olduğu çok açık:
Cumhuriyet’le hesaplaşmak.
Kaynak: İ. Ertürk
*
Not: Birkaç yıl önce kaydettiğim bu yazı güncelliğini koruyor diye ilettim, bilginize arz olunur.