Özgür-Der Bingöl Şubesinde yeni dönemin ilk programında ifsadın yayılması tehdidine karşı hakkın şahitliğinin önemi ve gerekliliği üzerinde durduk. Aziz kardeşler ve bacılarla birlikte verimli bir istişare gerçekleştirdik.
Özgür-der Bingöl şubesi olarak düzenlediğimiz aylık seminerler dizisinde bu ay, Özgür-der genel başkanımız Rıdvan KAYA'nın sunduğu "Hayırlı Topluluk Olmak Neyi Gerektirir?" konu başlıklı semineri gerçekleştirdik.
"Hayırlı topluluk olmak neyi gerektirir?"
Özgür-Der genel başkanımız Rıdvan Kaya, 25 Eylül Cuma
günü saat 19.30'da derneğimiz konferans salonunda bizlerle
birlikte olacak.
Türkiye’de her türlü haramın fütursuzca sergilenmesi, ifsat faaliyeti alabildiğine serbest ama uyarmak, eleştirmek yani nehyi anii münker yasak.
Ne denilebilir ki!
Allah Teala akıl, fikir versin, basiret lütfetsin!
NATO Zirvesi’yle başlayan erişim engelleri sürüyor
🔻 NATO Zirvesi öncesinde başlayan erişim engeli dalgası devam ediyor. Zirve öncesinden bu yana çok sayıda sosyal medya hesabı erişime kapatıldı.
🔻 Son olarak Tevhid ekibinin üçüncü hesabına da erişim engeli getirildi. Bununla birlikte, Tevhid Dergisi yazarlarından Enes Yelgün Hoca ve Murat Müslihan Hoca’ya ait hesapların da aralarında bulunduğu çok sayıda hesaba erişim engeli getirildi.
🔻 Sosyal medya hesaplarının peş peşe erişime engellenmesi tepki çekerken, bu engellemelerin ne zaman son bulacağı ise merak konusu. İfade ve iletişim kanallarına yönelik bu uygulamaların hangi gerekçeyle ve ne zamana kadar sürdürüleceği kamuoyunun yanıt beklediği sorular arasında.
Twitter hesabım yaklaşık bir aydır kapalı. İtirazlarımız maalesef sonuç vermedi. Hukuksuz, gereksiz ve de anlamsız engelleme sürdürüldü, hesabım açılmadı.
Bu durumda yeni bir hesap üzerinden devam ediyorum inşallah.
Allah Teala bizi dilsiz şeytanlardan eylemesin! Her daim hakkı hak olarak savunmayı, söylemeyi ve söylediğimizi de yapmayı, yapabilmeyi nasip buyursun!
"Hakkı tavsiye eden sesleri engellemeye yeltenmek anlık bir rahatlama sağlasa da, uzun vadede bu durumun adaletsizliğin ve çürümenin önünü açacağı da muhakkaktır.”
Yasal takibat ve yargılama süreçleri linç operasyonuna dönüşmemeli!
Suç örgütleriyle mücadele adına son günlerde gündeme gelen 2 operasyon Türkiye’de dini yapılara dönük yerleşik önyargıları canlandırırken, hukuk üzerindeki siyaset gölgesini koyulaştırdı. Önce Süleymancılar adıyla anılan ve geniş bir kitlesi bulunan yapının tepe yöneticilerine, ardından da Alparslan Kuytul’un başkanı olduğu Furkan Vakfı’na yönelik operasyonlar neticesinde çok sayıda kişi gözaltına alındı, tutuklandı, birçok şirkete el konuldu. Haklarında yargılama süreci başlatılan bu 2 yapı hakkında dini duyguları istismardan yasadışı para trafiğine, cinayetten gaspa, İsrail’le ilişkiye kadar bir dizi itham dillendirildi ve mezkûr yapılar yargı sürecinin başlaması beklenmeden yoğun bir medya lincine tabi tutuldu.
Her ne kadar iktidar yetkilileri başlatılan operasyonların bu yapıların dini kimlikleriyle bir ilgisinin bulunmadığına, başta yasadışı para trafiği olmak üzere bu yapıların bulaştıkları suç fiillerinin hedef alındığına dair ısrarlı açıklamalar yapsa da tüm bu izah çabasının kamuoyunda oluşan olumsuz izlenimi gidermeye yetmediği açıktır. Bilakis, muhalefet partileriyle işbirliği görüntüsü verdikleri için bu yapıların hedef alındığı düşüncesi geniş kesimlerce paylaşılan bir kanaattir. Daha kötüsü de operasyonların ilerleyen süreçlerde farklı yapılara, başka dini cemaatlere yönelik olarak genişleyerek devam edeceği kanaatinin/kaygısının yaygınlık arz etmesidir. ‘Sıranın kimde olduğu’ sorusuyla ifade edilen bu algının hukuk devleti olma ilkesiyle taban tabana çelişen bir atmosferi yansıttığı ise kuşkusuzdur.
Tam bu noktada laik-Kemalist çevrelerin on yıllardır içlerinde biriktirdikleri düşmanlığı aksettirmek için bu durumu elverişli bir ortam olarak değerlendirdikleri ve tüm dini yapıların, cemaatlerin baskı altına alınması, sindirilmesi, imha edilmesi talebini öne çıkardıkları da gözlerden kaçmamaktadır. Ne yazık ki yaşananlar, her türlü dini oluşumu, birlikteliği, çabayı kendileri için bir tehdit olarak algılayan bu zihniyet sahipleri için dört dörtlük bir fırsat olarak görülmüş ve despotik, dayatmacı tutumlarının haklılığının delili olarak değerlendirilmiştir. Şüphesiz iktidarın darbeciliği 15 Temmuz’a indirgeyen ve Kemalist resmî ideolojik dayatmacılık ve tapınma kültürüyle köklü bir hesaplaşmayı göze alamayan tutumu bu müstağni ve mütekebbir tutumu beslemiş, nihayet “tarikatlar kapatılsın, cemaatler dağıtılsın” vb. azgın söylemleri pervasızca dillendirmelerine zemin hazırlamıştır.
İlginç bir şekilde operasyon süreçlerinde bu iki yapının dini anlayışlarına, ilişki ve faaliyet biçimlerine, içyapılarında inşa ettikleri liderlik kültüne dair ciddi ifşaat ve eleştiriler gündeme taşınmıştır. Gerçekten de söz konusu yapıların bu manada gayet şaibeli bir pozisyonda durdukları ve bu yüzden de genel olarak İslami camia içinde pek benimsenmedikleri, tersine antipatik karşılandıkları açıktır. Bu yönüyle kendilerini genel manada İslami camiadan izole ettikleri, ayrıştırdıkları, buna karşın İslami camia tarafından da pek sevilen, sahiplenilen yapılar olmayıp, bilakis dışlanmış oldukları zaten bilinmektedir.
⬇️
Ne var ki bu yapıların itikadi veya siyasi duruş bozuklukları ve ilişki sorunları aleyhlerinde yürütülen operasyon süreçlerini haklı çıkartmaya yetmez. Sonuçta yasal takibatın konusu bu yapıların inanç ve düşünceleri değil, işledikleri iddia edilen suç fiilleri olmak zorundadır. Ne var ki bu konuda gündeme taşınan iddia ve ithamlar kamuoyuna sunulduğu kadarıyla tatmin edici olmaktan uzaktır.
Benzeri bir garabet DAİŞ operasyonu adıyla sunulan soruşturma süreçlerinde de sıkça karşımıza çıkmaktadır. ‘Selefi’ eğilimli şahıs ve yapılara yönelik bu operasyonlarda gözaltına alınanların ifade tutanaklarına bakıldığında neredeyse zanlılara suç teşkil eden eylemleri hakkında nadiren soru yöneltildiğini, genellikle akidevi ve siyasi kanaatlerinin sorgulandığını, bu bağlamda ‘Cuma namazı kılıp kılmadıkları, devleti tağut olarak görüp görmedikleri, camide namaz kılıp kılmadıkları” vb. sorularla zanlılar aleyhinde ‘aşırılık’ algısı oluşturulmaya çalışıldığını görmekteyiz.
İnsanların ya da cemaatlerin dini inançlarının ya da siyasi tutumlarının tutarlılık ve samimiyetini ölçmek, değerlendirmek polisin ya da savcıların işi değildir. Toplum bu konuda kendi değerlendirmesini yapar ve ilgili şahıs ya da yapılara ilişkin pozisyonunu belirler. Üstelik bu ülkede hala Kemalist resmî ideolojinin beşikten mezara kadar istisnasız her bir vatandaşa empoze edildiği, tek tek kişilere ve topluma Kemalizm’e tabi olmak ve boyun eğmek dışında bir seçenek bırakılmadığı gerçeği de aşikârdır Bizzat devlet eliyle dayatılan bu ideolojik tahakkümün sorgulanmadığı, tartışılmadığı bir ortamda farklı yapıları düşünce ve inanç testine tabi tutmak doğru ve faydalı olmadığı gibi meşru da değildir.
Elbette ister dini nitelikli ister laik yapıda olsun hiçbir grup yasal dokunulmazlık ve suç işleme özgürlüğüne sahip değildir. Bu noktada hukuk devleti olma iddiası hiçbir suçluyu kayırmama ve hiçbir masumu da cezalandırmama ilkesiyle hareket etmek durumundadır. Ortada bir suç varsa bu failin/faillerin kimliğinden, inancından, ilişkilerinden bağımsız olarak soruşturulmalı ve yargılamaya konu olmalı ama somut ve delillendirilmiş bir suçun bulunmadığı durumlarda da “beraati zimmet asıldır” ilkesinden hareketle kimse keyfi biçimde töhmet altında tutulmamalıdır.
Hele hele daha soruşturmanın başında şüpheli ya da zanlı konumundaki kişiler hakkında ortaya saçılan dedikodu mahiyetindeki iddia ve ithamlar marifetiyle linç korolarına yol açmak sadece hukuk devleti olma iddiasını boşa çıkartmaz, adalet, merhamet duygularının örselenmesine ve toplumsal vicdanın çürütülmesine de kapı aralar. Son dönemde bir hayli aşıldığı ve aşındırıldığı görülen bu hassasiyetin korunup gözetilmesinin önemine dikkat çekiyor, siyasi hesaplar ya da öfke saikiyle hukuk devleti olma iddiasından uzaklaşılmaması gerektiğini hatırlatıyoruz.
Rıdvan Kaya Özgür-Der Genel Başkanı
Muhterem Abdullah Sert hoca ve ailesinin 15 Ağustos 2026 tarihinde geçirdiği elim trafik kazasında, vefat eden kıymetli eşi Zehra Sert Hanımefendi için Rabbimizden rahmet, yaralanan kızları için acil şifalar dileriz.
Başta Abdullah Sert hocaya, kederli ailesine ve tüm Hüdai Vakfı camiasına Özgür-Der olarak başsağlığı ve sabr-ı cemil niyaz ederiz.
Rabia direnişinin yıldönümünde: Mısır zindanlarındaki Müslüman tutsaklara özgürlük!
İslami Dayanışma Platformu, Sisi diktasının Mısır’da başta İhvan olmak üzere İslami hareketlere karşı sürdürdüğü zorbalıklara karşı Saraçhane’de bir araya geldi.
https://t.co/pAVpdpg333