Bu sene tespit edilebilen 22. çocuk işçi cinayeti.
17 Yaşındaki sıra arkadaşımız Ferhat Söyü, çalıştığı iş yerinde üzerine cam levha düşmesi sonucu katledildi.
Okul sıralarında olması gerekirken işyerlerinde hayatını kaybeden hiçbir sıra arkadaşımızı unutmayacağız, hesabını soracağız!
Ricamızdır…
Görenler görmeyenlere göstersin, duyanlar duymayanlara anlatsın:
Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel, yarın Cumhuriyetimizin kalbi Ankara’da partililerimizle, halkımızla bayramlaşıyor.
Milletimiz neredeyse biz oradayız.
Makamlarda, taş binalarda değil, milletimizin yanındayız!
Bekliyoruz…
🗓️ 30 Mayıs Cumartesi
🕗 14.00
📍 Babaocağı Ankara İl Başkanlığı Binası / Güvenpark
Ana muhalefet partisinin büyük kongresini yerli işbirlikçilerle bir olup alelade bir mahkeme eliyle “yok saymak” Anayasa’yı yok saymaktır.
Siyasi partileri yok saymaktır.
Örgütlenme hakkını, seçme ve seçilme hakkını yok saymaktır.
Yok olacak tek şey sırtını dünyadaki kara düzene ve içerideki sair haine dayayarak bir cumhuriyetten bir krallık yaratmaya çalışanlardır.
Biz yurttaşız.
Tebaa değiliz.
Olmayacağız.
Meydanları doldurmaya devam eden tüm İzmirlileri ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’i kutluyorum.
Evet Sayın AKİT mensupları soruyorum sizlere;
İBB davasında sahte faturalarla ve kaçak dökümden gelen paraları akladığı iddia edilen, etkin pişmanlıktan yararlanan Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketinden seçimlerden sadece 2 ay önce hangi sponsorluk için 5 Milyon 700 bin TL aldınız?
Kalemini namus bilen gazeteciler öyle miş,müş diye yalan haber yapmaz.Bak böyle ortaya belge koyar .
30.01.2024 tarihli e-faturada; “Kuzey İstanbul Modern İnşaat A.Ş.” tarafından, “AKİT TV SPONSORLUK HİZMETİ” açıklamasıyla, AKİT TV’ye 5 milyon 700 bin TL ödeme yapıldığı açıkça görülüyor.
Madem bu kadar büyük bir sponsorluk anlaşması yapıldı;
Hangi program için? Hangi organizasyon için?Hangi yayın karşılığında?
Kamuoyuna açıklayın.
Mutlak butlanı da iktidar icazetiyle CHP koltuğuna geçecek kişiyi de siyaseten tanımayacağız. Kararlılık büyürse karanlık dağılacak, içinizi ferah tutun. Memleketimiz için direneceğiz!
SON DAKİKA...
Umut Altaş Amerika'da bir gazeteci meslektaşımıza konuşmuş...
Aldığım bilgilere göre Umut Altaş Gülistan Doku cinayeti ile ilgili önemli itiraflarda bulunmuş.
Umut Altaş'ın verdiği bilgilere göre Gülistan Doku'nun Sarısaltuk viyadüğünün Atatürk mahallesi yönüne doğru olan Rostan mevkiinde Mustafa Türkay Sonel tarafından kafasına sıkılarak katledildiği belirtiliyor.
Olaydan sonra cinayet mahalline ilk gelen kişinin Valinin koruması Şükrü Eroğlu olduğunu belirtmiş.
Şükrü Eroğlu'nun cinayet mahalline eşofmanlı olarak geldiğini söylemiş.
Gülistan Doku'nun cansız bedeninin koruman aracıyla valilik binasına götürüldüğünü burada saatlerce bekletildiğini söylemiş.. Pazar günü olduğu için valilikte kimseler yokmuş.
Umut Altaş ayrıca Valilik binası içinde Vali Tuncay Sonel'in 4,5 saat boyunca kendisi ile konuştuğunu ve olayı kimseye söylememesi için tehdit ettiğini de öne sürmüş.
Umut Altaş'in verdiği bilgilerde Türkay Sonel'in başka genç kızlara da cinsel saldırılarda bulunduğu yönünde bilgiler verdiği belirtiliyor.
Bu durumda ortaya çıkan bir gerçek daha var onu da belirteyim. Tunceli Emniyet müdürlüğünün MOBESE kameraların 5 ocak 2020 gününe ait görüntülerin saat 19.00'dan sonraki kısımları yok. Görüntüler neden yok Emniyet müdürü dahil kimse buna bir açıklama getirmemiş.
Demek ki Gülistan Doku'nun cansız bedeni saat 19.00'dan sonra valilik binasından çıkarılarak il merkezi dışına götürülmüş. Emniyet bu durumu sadece izlemiş.
Senin şu fotoğrafın hiç aldatılmış hissettirmedi biliyor musun?
Altı okun üçünü bile algılayacak donanımı olmayan sana pek yakıştı o ampül.
En acısı da (dahi anlamındaki de ayrı yazılır) yıllarca yol yürüdüğün insanlar 12 metrekarelik hücrelerde senin de yıllarca mücadele eder gibi yaptığın bir parti tarafından esir tutulurken kalkıp gitmen bile değil.
En acısı senin gibi birinin milletvekili, belediye başkanı ve dahi grup başkan vekili olabilmesi. İşte en acısı ülkeyi esir alan bu ideolojisiz siyaset.
Ben “partimizden” gittiğimin ertesi günü sokakta eylemdeydim, AKP’nin zulmettiği insanların yanında, CHP’li dostlarımla da yan yanaydım.
Gittim diye kırılan, gönül koyan arkadaşlarım oldu ama utanıp da yüzüne bakamayacağım kimse olmadı, çok şükür!
Kavgayı satmadığımı, korkup da topuklamadığımı biliyorlardı çünkü.
Herkes sen değil, o partide de bu ülkede de onuruyla mücadele eden milyonlarca insan var ve emin ol, değil ben gibi göğsünü gere gere aralarında gezmek, faşizme karşı omuz omuza mücadele etmek, sen onların gözlerine bakmaktan bile korkacaksın bundan sonra.
Şimdi söyle bakalım,
gerçekten sadece hapse girmemek için mi yaşattığın şu haysiyetsizliği kendine?
Yoksa başından beri mi sarayın ajanıydın?
Şimdi bir gerçeği dile getirmenin zamanıdır...
Halk TV’de onlarca emekçi çalışıyor...
Tabii ki emeklerinin karşılığını alamıyorlar...
Bu ekonomik şartlarda işsizlik korkusuyla birçok zorluğa katlanıyorlar...
Her gün bir Halk TV emekçisi isyan ederek kurum ile yollarını ayırıyor...
Hepsinin ortak vurgusu:
“Emeğimiz sömürülüyor” ve “emeğimizin hakkını alamıyoruz”...
Son dönemlerde bu söylemlerle yollarını ayıran isimler:
Selin Sabit, Ali Yağız Baltacı, Şeyma Paşayiğit, Hilal Yağız, Vedat Yalvaç, Seda Selek ve son olarak Sorel Dağıstanlı...
Ve ismini sayamadığımız onlarca Halk TV emekçisi daha kapı önüne konuldu...
Halk TV’de görev yapan kameraman arkadaşlarımız Gencer Keten, Murat Kibar, Yusuf Çakmak ve Özgür Keser, düşük maaşlar nedeniyle iş bırakma kararı alırken hepimizin içi sızlamıştı...
Ama birileri ısrarla bu gerçekleri hep görmemezlikten geldi...
Selin Sabit arkadaşımızın çok zor günler geçirdiği bir dönemde, kardeşi hastanede ağır bir tedavi süreci yaşarken, sudan gerekçeler uydurularak 46. maddeden tazminatsız şekilde işten çıkarıldı ve aylardır işsizlik maaşı dahi alamıyor...
Halk TV’yi var edenler biz emekçi gazetecilerdik.
Yeri geldi cebimizden para harcayarak habere gittik...
Yeri geldi en ağır koşullarda çalıştık...
Kimimiz sigortasız çalıştırıldık, kimimiz 212 kapsamında çalıştırılmadık, kimimiz ise çok düşük maaşlarla çalıştırıldık...
Hep sözler verildi...
“Hakkınızı alacaksınız” denildi...
Aylar, yıllar geçti; hiçbir hak verilmedi...
Hep sömürüldük... Hep sömürüldük...
Emekçi gazeteciler bütün zorluklara rağmen halk gerçekleri öğrensin diye aylarca bu şartlara boyun eğdi...
Gelinen günde;
“Emeğimiz sömürülüyor” diyen gazeteciler...
“Emeğimizin hakkını verin” diyen gazeteciler...
Kapı önüne konuluyor...
Şimdi soralım:
Emekçi gazetecilerin katkılarıyla büyük halk kitlelerine ulaşan Halk TV’de emekçiler neden hep dışlandı?
Bazı ekran yüzleri büyük paralarla transfer edilirken ve yüzbinlerce TL maaş alırken, emekçi gazetecilerin asgari ücret civarında maaş alması haksızlık değil mi?
Yüzbinlerce TL maaş alan ekran yüzleri her gün ekrana çıkıp ekonomik zorluklarla boğuşan emekçilerin sıkıntılarını anlatıyor...
Emekten yana tavır koymaları çok kıymetli...
Ancak o ekran yüzlerinin yayınını hazırlayan, kameramanlığını yapan, stüdyoyu hazırlayan, haberleri önlerine koyan, programa bağlanıp haberleri veren emekçi gazetecilerin emek sömürüsünü görmemeleri , duymamaları inandırıcı mı sizce?
Hak, hukuk, adalet vurgusu yapıyor...
Ancak bu ekran yüzleri, daha bir kez bile Halk TV koridorlarında her gün karşılaştıkları, emekleri sömürülen gazeteci meslektaşlarına neden sahip çıkıp destek vermiyor?
Son günlerde her gün bir Halk TV emekçisi emek sömürüsüne dayanamayarak isyan ederken, yüksek maaşlı ekran yüzlerinin bir kez olsun bu arkadaşlarımıza sahip çıktığını duydunuz mu? Ya da okudunuz mu?
Şu an sus pus olup kenara çekilen ve emekçi gazetecilerin isyanını duymayan yüzbinlerce TL maaş alan Halk TV programcılarına ve ekran yüzlerine sesleniyoruz:
Halk TV’deki emek sömürüsüne daha ne kadar sessiz kalacaksınız?
@SedaSelek1@Selinsabit@Seyma_Pasayigit@aybaltaci@hilalinzraporu@soreldagistanli@vedat_yalvac@muratkibar008
YUSUF TEKİN İSTİFA! — Yusuf Tekin döneminde 220 çocuk, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
Yusuf Tekin’in yüzünden okullarda 46 şiddet vakası meydana geldi, bu olaylarda 37 kişi vefat etti.
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
20 yaşında 50 kg bir kız.
Biri tecavüz edip öldürmüş,
biri taşımış,
biri gömmüş,
biri delilleri karartmış,
biri mezarın yerini degistirmis,
biri aileyi kandırmış,
birileri para-makam uğruna susmuş..
Birinin bile vicdanı sızlamamış.
Organize suç degil, organize kötülük!
8 gündür yürüyerek Ankara’ya gelen maden işçilerine saldırmak, alın terine vurulan darbedir.
“Açım” diyen maden işçisine cop kaldıranlar suç işlemektedir.
Bu zulmün de, gasp edilen emeğin de hesabı sorulacak.
Gözaltına alınan maden işçileri derhal serbest bırakılsın.
Emeği ezdirmeyeceğiz.
#MadencininEliniTut
GEREKİRSE CANIMIZI VERİRİZ ÇOCUĞUMUZUN EKMEK PARASINI VERMEYİZ!
Hangi yüzle, hangi şerefle vurdunuz madenciye? Hangi cevaba sığar attığınız tekme?
Milyonlarınızı değil gasp ettiğiniz haklarımızı istiyoruz. Tüm kamuoyunu dayanışmaya çağırıyoruz. Mutlaka biz kazanacağız.
#MadencininEliniTut
Video Haber: @Turkibrahim0
🔴Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı Rojvelat Kızmaz
📌Rojvelat Kızmaz 9 Şubat 2024 tarihinde Batman’daki evinden ayrıldı. Polis aramadı, kameralara bakmadı. 3 gün sonra cesedini ailesi buldu.
📌Otopsi doktoru, “Rojvelat evden ayrıldıktan 2 gün sonra öldü. Yani kayıp olduğu ilk iki gün hayattaydı” dedi.
📌Jandarma kulübesi ve müze binasının olduğu bölgede 2 gün hayatta kalan Rojvelat’ı kimse fark etmedi. Dosyada tek bir kamera kaydı yok.
📌Polisler hakkında ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı verildi. Telefonu ve kamera kayıtları aileye verilmedi.
“Şimdi daha da açız ve çıplağız. Çok bağırdık, artık susuyoruz…”
Polisler Ankara halkı biz görmesin diye gözaltı araçlarını önümüze çekti. Konuşmuyoruz, yemiyoruz ve görünmüyoruz. Tüm Ankara halkına çağrımızdır; bizi görün, duyun, yanımıza gelin. Size ihtiyacımız var.
#MadencininEliniTut