Bir ağıt yükselir Kafkas Dağları'ndan Karadeniz'e... Sessizce yitip giden yüz binlerin, yarım kalan hikayelerin anısına. Acımız ilk günkü gibi taze, hafızamız diri. 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı’nı unutmadık, unutturmayacağız. #21Mayıs1864#ÇerkesSoykırımı
#İspanya’ya taşındıktan sonra en büyük kültür şokunu markette yaşadık.
Hayır, ev değil.
Hayır, kira değil.
Hayır, vergi de değil.
Bir tabak makarna.
Türkiye’de makarna yiyorsun.
Sonra başlıyor:
→ mide şişliği
→ bağırsak rahatsızlığı
→ sebepsiz halsizlik
→ üstüne çöken ağır bir yorgunluk
Sanki makarna değil,
yavaş yavaş çöken bir yük yemişsin gibi.
Ve yıllarca buna
“normal” dedik.
Çünkü herkes böyle yaşıyordu.
Sonra İspanya’ya geldik.
Aynı makarna.
Aynı ekmek.
Aynı domates.
Ama aynı his değil.
Makarnayı yiyorsun,
uyumak istemiyorsun.
Ekmek yiyorsun,
miden savaş ilan etmiyor.
Domatesi kesiyorsun…
ve bütün mutfak kokuyor.
İşte insan en çok burada kırılıyor.
Çünkü anlıyorsun ki;
Sen bugüne kadar sadece doymuşsun.
Aslında hiç beslenmemişsin.
Bir Fransız atasözü vardır:
“İnsan ne yerse o değildir,
sindirebildiği şeydir.”
Mesele tam olarak bu.
🇹🇷 Türkiye’de birçok ürün:
→ raf ömrü için üretiliyor
→ hız için planlanıyor
→ hibrit tohum baskın
→ katkı ve işlem yükü fazla
Amaç sağlık değil,
dayanıklılık.
Tat bile bazen ikinci planda.
Market rafı kazanıyor,
insan kaybediyor.
🇪🇸 İspanya’da ise:
→ daha sıkı gıda denetimi
→ daha kontrollü tahıl kalitesi
→ uzun fermantasyon
→ geleneksel üretim zinciri
Özellikle ekmekte bunu ilk lokmada hissediyorsun.
Bilim de bunu destekliyor.
İspanya’da yapılan bir çalışmada,
uzun fermantasyonla üretilen artisan ekmeklerin, kısa fermantasyonlu endüstriyel ekmeklere göre anlamlı şekilde daha düşük gluten içerdiği görüldü. (PMC)
Yani mesele sadece
“gluten hassasiyeti” değil.
Bazen sorun gluten değil,
ekmeğin aceleyle yapılması.
Çünkü modern dünya
ekmeği bile hızlandırdı.
Eskiden hamur beklerdi.
Şimdi insan bekliyor:
şişkinlik geçsin diye.
Eskiden ekmek mayalanırdı.
Şimdi beden iltihapla savaşıyor.
Ve en acı tarafı şu:
Biz çocukken
ekmek kokusuna acıkırdık.
Şimdi çocuklar
paketin üstündeki son kullanma tarihine bakıyor.
Bu sadece bir gıda meselesi değil.
Bu bir hafıza meselesi.
Bir sağlık meselesi.
Bir gelecek meselesi.
Belki de bu yüzden insan üzülüyor:
Biz sadece soframızı değil,
çocuklarımızın yarınını da
sessizce kaybediyoruz.
#borsaistanbul #tly #pbr
Çok anlamlı bir yazı, keşke kulak verilse.... Öte yandan yazı üniversite sınav sorusuna aday olacak türden... Paragrafta anlam bütünlüğünü bozan cümleyi bulunuz.
İlişkinizin uzun sürmesini istiyorsanız, partnerinizi rahatsız eden şeyleri değiştirmeniz gerekir. Onları inciten şeyleri yapmaya devam edip sonra da hiçbir şey olmamış gibi davranamazsınız. Bazen seçtiğiniz kişiyi korumak için başkalarını hayal kırıklığına uğratmanız gerekir. Bu, birini sevmenin bir parçasıdır. Partnerinizin bir şeyin neden onu rahatsız ettiğini tekrar tekrar anlatmasına gerek kalmamalıdır. Saygı, ilk seferde dinlemek demektir. Bir şeyin neden canını acıttığını tekrar tekrar açıklamak zorunda kalmamalıdırlar. Bir kez söylediklerinde, bu yeterli olmalıdır.
Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik.
Şeyma Çekici
#çocuk #eğitim #aile #anne #baba
📢 BM’ye Başvurduk:
Çerkes Soykırımı Anmasında Keyfî Gözaltılar Kabul Edilemez!
21 Mayıs 2025 tarihinde Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik’te yaklaşık 2000 kişinin katılımıyla barışçıl bir şekilde gerçekleşen Çerkes Soykırımı anma yürüyüşü sonrasında, en az 8 kişi keyfî şekilde gözaltına alınıp hapis cezasına çarptırıldı. Aynı gün Adıgey’in başkenti Maykop’ta ise anmalara katılan 10 genç gözaltına alındı, ardından serbest bırakıldılar.
Bu uygulamalar ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkının açık bir ihlalidir.
✉️ Aşağıda imzası bulunan kurumlarımızla birlikte Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltılar Çalışma Grubu’na (WGAD) resmi başvuruda bulunduk.
📜 Başvuruda şu talepler yer aldı:
✔ Gözaltıların Rusya Federasyonu Hükümeti’ne acilen bildirilmesi
✔ Gözaltına alınan kişilerin derhal ve koşulsuz serbest bırakılması
✔ Rusya’nın taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri kapsamındaki yükümlülüklerinin hatırlatılması
✔ Keyfî tutuklama yasağı ve barışçıl toplanma hakkı dahil, gözaltına alınanların tüm haklarının güvence altına alınması.
🖋️ İmzacı Kurumlar:
•Ankara Çerkes Derneği
•Belçika Kuzey Kafkas Derneği
•Bremen Çerkes Kültür Derneği
•Denizli Çerkes Derneği
•Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği
•İstanbul Kafkas Kültür Derneği
•İstanbul Birleşik Kafkasya Derneği
•Kayseri Kafkas Derneği
•Kütahya Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği
•Mönchengladbach Kuzey Kafkas Kültür Derneği
📨 Ayrıca konuyla ilgili BM özel raportörlerine, uluslararası insan hakları kuruluşlarına ve Rusya’daki ilgili kurumlara da başvurular yapılacaktır.
Bu hukuksuzlukların derhal sona ermesini talep ediyor, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını ve sorumluların adalet önüne çıkarılmasını talep ediyoruz.
🌍 Uluslararası toplumu, insan hakları savunucularını ve diasporamızı bu hukuksuzluklara karşı ses çıkarmaya çağırıyoruz.
#ÇerkesSoykırımı #21Mayıs #Nalçik #WGAD #İnsanHakları #Adalet #Circassians #CircassianGenocide #Maykop
Bir halkın topraklarından sürüldüğü, köylerinin yakıldığı, çocuklarının denize gömüldüğü, yaşlılarının yollarda öldüğü gündür.
Bir halkın vatanından silinmek istendiği, binlercesinin kıyıya vurduğu, yüzbinlercesinin isimsiz mezarlara gömüldüğü gündür.
Soykırımın adıdır bu tarih.
Bugün hâlâ tanınmadı.
Bugün hâlâ inkâr ediliyor.
Ve bu inkâr sürdükçe adalet yerini bulmuyor.
Ben bu çağrıyı, yalnızca geçmişte yaşanan bir acı için değil, hâlâ devam eden bir adaletsizlik için yapıyorum.
Çünkü bu sessizlik, sadece Çerkes halkına değil, insanlığa karşı işlenmiş bir ayıbın üzerini örtüyor.
Artık yeter.
Çerkes Soykırımı’nı tanıyın.
Gerçeği söyleyin.
İnkârı bırakın.
Bu çağrım, vicdanı olan herkesedir.
Devletlere, kurumlara, tarihçilere, yazarlara, öğretmenlere, öğrencilere…
Sessiz kalan herkese:
Ses verin.
Geçmişle yüzleşin.
Tarihin bu kara sayfasını görün.
Çerkes Soykırımı, insanlık suçudur.
Tanındığı gün, sadece bizim değil, bütün insanlığın onuru biraz daha doğrulacaktır.
Şimdi konuşun.
Şimdi tanıyın.
Şimdi adaletin yanında durun.
#remember1864 #çerkessoykırımı
Vatanları için 101 yıl aralıksız olmak üzere toplamda 300 yıl savaşan ve bu uğurda canını ortaya koymaktan çekinmeyen atalarımı rahmetle anıyorum.
Sizleri unutmadık, unutmayacağız!
#21mayıs1864
“Beni nereye götürüyorsunuz? Serbestim, beni bırakın!” sözleri ölçüsüz, sınırsız hayatının bir özeti olmuş. Niceleri sokakta geziyor. Her olay sonrası sesli ya da sessiz telin et ve geç! İnsan neden ve nasıl suç makinesine dönüşür? Bu sorgulanmadığı sürece bunların sonu gelr mi?
Ümraniye’de şehit edilen polis memuru Şeyda Yılmaz’ın olayında ihmaller, hatalar, eksiklikler, adalet vb gibi konulara girmeden meseleye farklı bir açıdan bakmak istiyorum; Aile ve çevre…
Paylaşmış olduğum video, dün akşam polisi katleden Yunus Emre Geçti’nin 14 yaşındaki haline, tam 5 sene öncesine ait. Herkese açık sosyal medya profilinden silahlarla poz veriyor, illegal görünmeye çalışıyor.
Suça bulaştığı/bulaşacağı çok açık.
Ailesi bir şey demiyor, bu paylaşımları yaptığı için çevresi tarafından dışlanmıyor.
Çocukları doğduğunda “Yunus Emre” ismini verenler, çocuklarının bir suç makinesine dönüşmesini umursamıyor belki de destekliyor. 26 suç kaydı var ve suç işlemeye devam ediyor.
Dünkü olayda yanında annesi de var, hatta olay anında seken kurşunlardan yaralanıyor.
Şahsın aileden kopma durumu da yok. Suçları ailesinin gözetimi ve himayesi altında işliyor.
Eğer, ailesi, silah yerine insanlığı, yardımı, cana kıymak yerine cana can vermeyi öğretebilseydi Şeyda Yılmaz bugün aramızda olacaktı.
Ama ne yazık ki sosyolojik bir gerçekle karşı karşıyayız.
Her aile iyi değildir, haliyle her insan da iyi değildir. Bu toplumda çocuklarını adeta insanlığa zararlı birer virüs gibi yetiştiren, yetişmesine yol açan binlerce aile var.
İşte o zihniyetinin, o kötülüğün son eseri…
14 yaşındaki bir çocuğun bu paylaşımlarına göz yumup, onu bugünlere taşıyıp bir polis katili olmasını seyredenler/teşvik edenler de bu suçun bizatihi ortağıdır.