Aynı şeyleri söylüyoruz. Sadece vurgu yaptım. O videodaki masada sadece yolsuzlukla oturabilirsiniz. Ve hukuğun işlemediği yerde bu sistem sosyal çürüme ve felaket getirir. Ayrıca kraliçe gibi benzetmenize istinaden Anadolu'da mevsimlik işçi olarak çalışan sigortasız ayakkabısız tarım işçileri var. Sadece bir örnek. Göçebe gibi çadırlarda yaşıyorlar. Hollanda ve Belçika'da ki çiftçi imajı ile karşılaştırdığımızda. Devlet müdahalesi ulusal çıkarları korumak için olsa ne ala. Bunu bir çok ülke yapıyor. Aksi halde sistemin parçası değil bir alt sistemi olarak sömürgeye dönüşmeniz kaçınılmaz olur. Almanya da bile devlet müdahalesi ve kurumsal şeffaflık Türkiye'den daha fazla. Çünkü hukuk işliyor.
Peki burada refah düzeyinin düşmesi ve liberal kapitalist düzenin adaletsiz bir ortamda azınlıklar için haksız bir ortam meydana getirmesini vurguluyor olmasın? Mesela Norveç'te kapitalizm yok mu? Orda refah, eğitim ve adalet artmasına rağmen neden bizim ülkemiz 2000 yılından sonra tamda liberal ve kapitalizme tam entegre olmuşken toplumsal çürüme ve sefalet başlıyor? Kapital sistem içinde kendini çevirir evet fakat cahil bir toplumda bir azınlık kısmın lale devri yaşamlarından dolayı toplumda 2 kişi çalışıp bir ev alamaz oldu çiftler. Rahatlık dediğiniz teknoloji mi?
Türkiye büyüyor ama ne yazık ki akıl, vicdan ve değerler küçülüyor. Tarihte nice imparatorluklar, bilim ve kültürden uzaklaşıp yozlaşmaya teslim oldukları için çökmüştür. Bizim de benzer bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuz açık. İnsanların algısı, bilgisi ve kültürü giderek azalıyor. Toplum bilinçsizleştiriliyor. Yolsuzluk yapanın yanına kâr kaldığını görenler, “Haksız ama güçlü” diyerek bunu meşrulaştırıyor. Böylece hırsızlık dürüstlüğe, cehalet bilgiye, kabalık nezakete üstün gelmeye başlıyor.
Yıllardır bu ülkede derin bir ahlak krizinden bahsediyoruz. Şovenizm, darbeler, baskı hevesleri, insan hakları ihlalleri ve kutuplaşmalarla mücadele ettik. Ne var ki bugün yine aynı büyük ahlak krizini tartışıyoruz. Toplu tecavüzler, çocuk istismarı olayları, kadın cinayetleri, gizlenen suçlar ve toplumun bunlara karşı sessiz kalışı devam ediyor.
“İlginçtir ki, sekiz milyar insanın bulunduğu bu evrende, yaşamak en nadir rastlanır olgu haline geldi. İnsanlar olarak, birçoğumuz sadece varız.
-Durup düşünmedikçe, çekmedikçe günlük telaşelerin pençesinden düşüncelerimizi; ruhumuzun sessizliği ile inzivaya… Beslemedikçe sanat ve felsefe ile… Ne yazıktır ki, sadece var olacağız; üzerimize yapışan ve özbenliğimize nail olmayan sıfatlarla…”
Maddiyat, bir amaç ise eğer; dipsiz bir kuyuda inilen her fersah geçici mutluluklar getirir. Sonra beraberinde bir ötedeki adım için ardı arkası kesilmeyecek gayretler. O kuyunun dibini göremeden verilir oysaki son nefesler.
Yaşım ilerledikçe, daha da derinlere dalıyor düşüncelerim, hayat denizinde. Tinsel öğretiler ve keşifleri beraberinde getiriyor her fersah.
Şanstan ziyade mücadele vermeyi, dünyanın düzenini değiştirmek yerine arzularımı değiştirmeyi taahhüt etti benliğim.
Çünkü hayatın en en tehlikeli silahı, zamanın karşı konulamaz alıştırma etkisidir. Derinlere daldıkça, kabulleniyor insan…
@BerginAzer@onlukitap Cahilliğin getirdiği bencil bir bilinçsizlik hali ile, anlık arzuların meyveleri olarak yorumlanabilir ancak. Başka bir açıklama gelmiyor insanın aklına.
@psikolojimTR Belki de hayatı anlamlı kılan, böyle olması değil midir?
İnsan, yaşaması mümkünken, yaşamadığı her mutluluğu yaşasaydı eğer, sonrasında yerini bir başkası almayacak mıydı bu yaşanamayanların?