1998 krizinde borsada tüm paramı 2,5 günde kaybetmiştim.Bunu sohbet odalarında saatlerce anlattım.Ben kapitalist sistemin finansal ayağında egemen sermayenin, zaman zaman çeşitli yöntemlerle krizleri yaratarak milletin parasına farklı formatlarda çöktüklerine inanıyorum.
Bir şeyi çok istiyorsanız,ne kadar hususi olursa olsun Allah’tan isteyin. O’nun vermesini engelleyebilecek hiçbir güç yok.İman edin,teslim olun,tevekkül edin.Vermediğinde sabredin.Neyin hayır,neyin şer olduğunu bilemezsiniz.Sabreden ve şükreden kul olun gerisi kendiliğinden gelir
Cumhuriyetten sonra adı değiştirilmiş olan şehirler:
Karahisar-ı Sahib > Afyonkarahisar
Livane > Artvin
Karesi > Balıkesir
Bayazıt > Karaköse > Ağrı
Kozan > Seyhan > Adana
Ertuğrul > Bilecik
Hüdavendigar > Bursa
Kangırı > Çankırı
Biga > Çanakkale
Diyarbekir > Diyarbakır
Elaziz > Elazığ
Ayıntap > Gaziayıntap > Gaziantep
Maraş > Kahramanmaraş
Urfa > Şanlıurfa
Karahisar-ı Şarki > Şebinkarahisar > Giresun
Kırkkilise > Kırklareli
Saruhan > Manisa
Canik > Samsun
Dersim > Tunceli
Bozok > Yozgat
Menteşe > Muğla
Çapakçur > Bingöl
İçel > Mersin
Antakya > Hatay
Tekfurdağ > Tekirdağ
Sabah 6’dan bu saate eski bir Rum şehri olan Bartın sokaklarını dolaşıyorum. Hikayesi olan, etkileyici detaylar var. İnsan bazen bir şehre geç kalıyor. Bartın’a geç kalmışız...
Reşat Ekrem Koçu’yu çoğu kişi yarım kalan İstanbul Ansiklopedisi ile tanır. Ama o yarım kalış bile başlı başına bir İstanbul hikâyesidir.
Koçu, İstanbul’u yalnızca saraylardan, padişahlardan ve büyük olaylardan ibaret görmedi. Sokağı, meyhaneyi, tulumbacıları, esnafı, yangınları, kıyafetleri, dedikoduları ve sıradan insanları da tarihin içine kattı.
Hâlâ başucu kitaplarımdan biridir. Ansiklopediyi açarsınız; bir cami maddesinden külhanbeylerine, bir sokak adından eski bir kıyafete, oradan bir yangın gecesine geçersiniz. Her sayfada karşınıza başka bir İstanbul çıkar.
Resmî tarih anlatısının çoğu zaman uğramadığı yerlerde hiç tereddüt etmeden dolaşır Koçu. Bazen bir arşiv belgesi kadar bilgi verir, bazen bir roman gibi okutur. Bir maddenin sonunu, dedektif romanında katilin kim olduğunu merak eder gibi heyecanla beklersiniz.
Çünkü onun için madde yazmak, yalnızca bilgileri sıralamak değildir; şehrin sesini, kokusunu ve insanlarını da anlatmaktır.
Bunu en iyi, Suriçi’nde doğup büyüyenler, sokaklarını adımlayanlar, her köşesinde kendi geçmişinden bir iz bulanlar anlar. Bir zamanlar önünden geçtiği çeşmenin artık akmadığını, çocukluğunun semt kahvesinin çoktan ortadan kaybolduğunu görenler… Değişen şehre bakarken, artık geri gelmeyecek bir geçmişi özleyenler…
Sözlükçülüğe ilk merak sardığım yıllarda önümde üç isim vardı: Pars Tuğlacı, Andreas Tietze ve Reşat Ekrem Koçu. Her biri farklı bir dünyanın kapısını aralıyordu. Koçu’dan öğrendiğim şuydu: Bir şehri anlatırken yalnızca binalarını ve tarihlerini değil, insanlarını ve hikâyelerini de yazmalısınız. Yoksa sözlük tamamlanır ama şehir eksik kalır.
Koçu’nun ansiklopedisi 1944’te yayımlanmaya başladı. Maddi sıkıntılar yüzünden ara verdi, yeniden başladı. 11 cilt ve 173 fasikül boyunca çalıştı. Ama eser, 1973’te “Gökçınar (Mehmed)” maddesinde kaldı. Koçu, 1975’te hayatını kaybetti.
Hiç evlenmedi. Ölümünden sonra evlat edindiği Mehmet’in arşiv malzemelerini sattığı ve dağıttığı aktarılıyor. Ama yaşadıklarını bilmeden kimseyi yargılamamak gerek.
Göztepe’deki aile köşkünü de ansiklopedi uğruna kaybetmişti. Kim bilir, belki ailesinden esirgediği muhabbetin bir kısmını, artık suyu akmayan bir sokak çeşmesi ya da çoktan yanmış bir semt kahvesi için birkaç satır daha yazmaya harcamıştı.
Bugün sahaflarda yarım kalan ansiklopedinin ciltleri ve fasikülleri aranıyor. Bulması öylesine zor ki farklı koleksiyonerlerden toplanmış, birbirinden bambaşka renklerdeki ciltler bazen tek bir koleksiyonmuş gibi bir araya getiriliyor. Nadir Kitap’ta bile fiyatları çoğu zaman kolay ulaşılabilir olmaktan uzak.
Ama Koçu’nun asıl değeri, nadir bulunmasından değil; İstanbul’u başka hiçbir eserde rastlamadığımız ayrıntılarla önümüze sermesinden geliyor.
Ansiklopedi yarım kaldı. Fakat Koçu’nun kayda geçirdiği İstanbul, tıpkı olmadık zamanlarda aklımıza düşen bölük pörçük hatıralarımız gibi hâlâ o sayfaların arasında yaşamaya devam ediyor.
#ReşatEkremKoçu #İstanbulAnsiklopedisi #İstanbul #Tarih #Kitap #Sahaf
narmanlı han’ın restorasyon ve yeniden işlevlendirme sonrası halini çok beğeniyorum. starbucks, viyana kahvecisi, gratis mağazalarıyla devasa bir aşağılama anıtı şeklinde işlev görüyor. kibre kapıldığım dönemlerde aşağılanmak için ziyaret ediyorum.
Sizden daha düşük frekansta birine merhamet gösterip kapı açmak, kendi ışığınızı onun karanlığına kurban etmektir.
Kendi taşıyamayacağı bir yüksekliğe çıkarılan her yetersiz zihin, hayran kaldığı o gücü takdir etmek yerine ezilme hissinin getirdiği hazımsızlıkla o gücü yok etmeye çalışır.
Bu dinamik bir rastlantı değil, aşağılık kompleksinin kaçınılmaz ve şaşmaz bir psikolojik kanunudur.
Biri sizin duruşunuza, özgüveninize ve vizyonunuza başta büyük bir hayranlıkla yaklaşır. Ancak zaman geçtikçe sizin varlığınız, onun kendi yetersizliklerini ve derin kısıtlarını ona hatırlatan keskin bir aynaya dönüşür.
Sizin hizanıza çıkacak vizyona, disipline ve saygıya sahip olmayan bir zihin, bu içsel eziklik hissiyle baş edebilmek için tek bir yol görür.
Sizi kendi sığ dünyasına çekmek, özgüveninizi kemirmek ve ışığınızı söndürmek.
Manipülasyonlar, incelikli ima ve eleştiriler, özgüveninizi kırma çabaları işte bu hazımsızlığın tezahürüdür.
Onlar sizin seviyenize tırmanamadıkları için sizi aşağı çekmeye çalışırlar.
Siz anlayış veya şans vermek adına standartlarınızı düşürdükçe, kendi ışığınızdan taviz verir, yüksek frekansınızı onun kasvetli dünyasında ziyan edersiniz.
Denginiz olmayan birine sunulan her ekstra alan, kendi değerinizden ödediğiniz telafisi imkansız ağır bir kayıptır.
Radikal egemenliğini kucaklamış uyanmış bir ruh, kimsenin kurtarıcısı veya yükseltici basamağı olmadığını soğukkanlılıkla idrak eder.
Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur hakikati, zihinsel enerjini korumanın en temel yasasıdır. Kendini sizin seviyenize çıkarmak yerine sizi aşağı çekmeye çalışan insanlara maruz kalmayı tamamen bırakın.
Standartlarınızı kimse için esnetmeyin aksine yüksekliğinizi koruyun.
Bırakın sizin irtifanıza çıkamayanlar kendi sığlıklarında kalsın sen sadece senin ışığını taşıyabilecek kadar güçlü olan dengelerinle yürümeye devam et...
YZN...
İslam'da, "sana taş atana Sen gül at" mantığı yoktur. Zaten insanların haklarını arayamaması da bu mantıktan kaynaklanıyor. Maalesef Kur'an-ı Kerim'in üslubuna baktığımızda sana taş atana , sana iftira edene, seni aşağılayana , seni küçümseyene karşı takınman gereken tavrı şöyle belirler: Cahillerden yüz çevir, meğer onlarla muhatap olma, onlarla iyi geçinmeye de çalışma. Çünkü onlarla iyi geçinmeye çalışmak kendinden, kendi değerlerinden ve hatta kendi dininden taviz vermektir. O nedenle sana zararı olan kişiden uzak dur. Bu kim olursa olsun!
Erzurumlu Ibrahim Hakkı Hazretleri
Mârifetnâme'de kendimizle olan yıpratıcı iç savaşımızı bitirecek o sarsıcı teşhisi koyar:
"İnsan, ilah-i Takdir'e rıza göstermediği ve gaybı kendi aklıyla yönetmeye kalkıştığı sürece kederden ve yorgunluktan kurtulamaz."
16 Eylül öğleden önce fon satış emri verdiyseniz ve E-Yatırımcı’da “PBLK” ibaresini görüyorsanız, bu emrinizin TEFAS sistemine ulaştığı ve paylarınızın MKK nezdinde satış için bloke edildiği anlamına gelir. Sistem paylarınızı ayırmıştır, yani işlem başlamıştır.
Paranızın güvencede olduğunu gösteren hukuki dayanak şu: Sermaye Piyasası Kanunu’nun 79. maddesinde yer alan “takas kesinliği” ilkesine göre, merkezi sisteme girmiş, bloke edilmiş (PBLK) ve eşleşmiş işlemler, sonradan gelen bir tasfiye kararı olsa dahi geri alınamaz ve iptal edilemez. Yani takas kesinleşmiş durumdaysanız artık nakit alacaklısı konumundasınız.
Tüm fonlarınızı bu link den kontrol ediniz edevlet şifrenizle eğer fonlarınız satış eşleşmesi yapılmışsa PBLK koduyla görünüyorsa
Süreç Başlamıştır
Satış talimatınız başarıyla sisteme girmiş, fon paylarınız satılmak üzere ayrılmış ve kilitlenmiştir
👉https://t.co/70E0XvNz3D
İnsanlara gereksiz yere sabır ve nezaket göstermeyin. Eşek kadar olmuş insanlar size yanlış yapmayı göze alıyorsa, sonuçlarıyla karşılaştıklarında kusura bakmayacaklar. Değer verdiğiniz insanlar size sıradan bir insan muamelesi yapamaz ve yapmamalıdır.
Güzel bir haber!
19. yüzyıl sonu Osmanlı İstanbul’unun sokaklarında yeniden gezebilme heyecanıyla yürüttüğümüz ve arşiv belgelerinden hareketle kapsamlı bir üç boyutlu dijital veri tabanı oluşturduğumuz projemiz, ADEP kapsamında desteklenmeye hak kazandı.
Osmanlı döneminden kalma Kadırga’daki Tulumbacılar Kahvesi. Tarihi kahvenin sahibi 94 yaşındaki Arif bey her sabah 6’da gelip dükkanını açıyor, nefis çayını demliyor. Bu tarihi kahvede çay 20 lira. Küçük esnaf hikayelerini dinlemeyi seviyorum. Duvarda eski fotoğrafları da var.
Mekke’den medineye geçerken tam iki şehrin ortasındayken otobüsün iki arka tekerleği parçalandı ve biz çölün ortasında 4 saate kadar yeni araç bekledik ve o an hocamız bize “yesrib yolunda” ilahisini söylemişti gerçekten o an o kadar duygulandım ki bu olayı yaşamasak hicreti +++
Duygusal olarak hassas kişiler insanlarla tartışamazlar. Donma ya da kaçma tepkisi gösterirler. Yani ya sessizleşirler ya da ortamdan uzaklaşırlar. Haliyle istedikleri tepkiyi veremedikleri için zihinleri günlerce o durumla meşgul olur.
Zor zamanlarda okunacak bir dua
Prof. Dr. Soner Duman:
HER DERDE DEVÂ
Enes bin Mâlik (r.a.) anlatıyor:
Bir gün Allah Resûlü (s.a.v.) ile birlikte mescitte sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar bekledim. Resûlullah (s.a.v.) mescitten çıkınca ben de onunla birlikte çıktım. Bana “gel seninle Fâtıma’ya bir uğrayalım” dedi. Fâtıma’nın (r.a.) evine gittik. Yatağında uzanmış yatıyordu. Allah Resûlü (s.a.) “Fâtıma! Bu saate kadar uyuyor musun?” buyurdu. Fâtıma uyandı ve “Dün bütün gece sıtma tuttu uyuyamadım” dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.v.) ona dedi ki:
“Peki sana öğrettiğim duaya ne oldu? (Niçin o duayı etmedin)”
Fâtıma “unuttum” dedi.
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
يَا حَيُّ , يَا قَيُّومُ , بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ , أَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ , وَلَا تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ , وَلَا إِلَى أَحَدٍ مِنَ النَّاسِ
“Şöyle de: Ey dipdiri ve her şeyin varlığını devam ettiren [Rabbim]!
Senin rahmetinle senden medet ve yardım diliyorum. Benim bütün işlerimi yoluna koy.
Beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime ya da herhangi bir kimseye bırakma.”
(Taberânî, el-Mu’cemu’s-sağîr, I, 270 (444 no’lu hadis)
https://t.co/WlL0JsbnAD
كتاب السنن الكبرى - النسائي (10330)
https://t.co/dPUr4qlPnO
Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve merhamet kanadını bütün müminlerin üzerine germeye çalışan Allah Resûlü (s.a.v.) kendi öz kızına, yaşadığı rahatsızlık sebebiyle ne tavsiye ediyor görüyorsunuz değil mi?
Bu duanın benzeri pek çok hadis kitabında “sıkıntı durumunda okunacak dua” diye nakledilmiş.
Duanın her bir kelimesi insanın psikolojisini düzelten, ona güç, azim, yaşama sevinci veren, hüzün ve kederi dağıtan bir ilaç hükmünde.
Şöyle bir bakalım bu duada ne var:
1. Ey dipdiri ve her varlığı ayakta tutan!
Bu ifadenin orijinali “Yâ Hayyu yâ Kayyûm” ifadesidir.
Gerçek anlamda hayat sahibi olan tek varlık Allah’tır.
Allah dışında bütün varlıklar, Allah’ın onları ayakta tutmasıyla varlığını sürdürebilir.
Demek ki başımıza bir sıkıntı geldiğinde şunu bileceğiz:
Bizim hayatımız pamuk ipliğine bağlı.
Bizim hayatımız sınırlı, küçük, engellerle dolu.
Gerçek anlamda hayat sahibi olan, hiç kimseye bağımlı olmayan, sorunla karşılaşmayan tek varlık Allah’tır.
Bütün varlıklara hayat, şifa, deva, derman bahşeden tek varlık da O’dur. Demek ki başımıza bir sıkıntı geldiğinde varılacak tek kapı da O’nun kapısı, başka kapı değil!
2. Senin rahmetinle senden medet / yardım diliyorum!
Sen ki sonsuz merhamet sahibi ve sonsuz güç sahibisin.
Bütün varlıkları elinde tutan, çekip çeviren, idare eden Sen olduğuna göre, Sen dilemedikçe hiçbir varlık hiçbir varlığa yardım edemez, medet sunamaz.
Bütün mahlukata yardım edebilecek tek varlık Sensin.
Hani namazın her rekâtında Fâtiha sûresini okurken ne diyoruz:
“Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz!” İşte aynen öyle.
Demek ki başı sıkışan kişi kendisine gerçek anlamda yardım edebilecek yegâne varlığın merhameti ve kudreti sonsuz olan Allah olduğunu bilmeli.
Hiçbir doktor bize kendiliğinden şifa sunamaz, hiçbir öğretmen bize kendiliğinden bilgi öğretemez, hiçbir patron bize kendiliğinden rızık veremez.
Her şey O’nun elinde.
3. Benim bütün işlerimi yoluna koy!
Hayatımda hangi işim varsa onları en iyi nasıl olması gerekiyorsa o hale getir.
Canım, malım, âilem, çoluk çocuğum, işim-kazancım, okulum…
Hayatımda hangi işlerim varsa hepsini düzene koy, tam olması gerektiği hâle getir.
Bütün işlerimi sorunsuz bir duruma kavuştur.
Çünkü benim hayatımdaki bütün işlerimi tam olması gerektiği kıvama getirme gücüm yok.
Sadece benim değil hiç kimsenin böyle bir gücü yok.
Hayatımdaki bütün işler, benim dünya ve âhiretteki mutluluğum için nasıl olması gerekiyorsa onu o hale getir.
Hayatımda sıkıntılı ne varsa sıkıntıyı gider, beni üzen ne varsa üzüntüyü kaldır.
Beni darlığa, bunalıma, strese, depresyona sokan ne varsa hepsini hayatımdan söküp at, bana ferahlık, rahatlık, genişlik, dinçlik ver.
ALLAH KOLAYLAŞTIRMADIKÇA HER İŞ ZORDUR!
Allah Resûlü (s.a.v.) bir zorlukla karşılaştığında şöyle dua edermiş:
"«اللَّهُمَّ لَا سَهْلَ إِلَّا مَا جَعَلْتَهُ سَهْلًا، وَأَنْتَ تَجْعَلُ الْحَزْنَ سَهْلًا إِذَا شِئْتَ»
"Allah'ım! Senin kolaylaştırdığın dışında kolaylık yoktur. Sen dilediğinde zorluğu kolaylaştırırsın."
(Sahih-i İbn Hibbân, 3-255, 974 no'lu rivayet)
İşte Rabbini en iyi tanıyan insan olan Allah Resûlü (s.a.v.) bu sebeple, bir zorlukla karşılaştığında hemen bu gerçekleri göz önünde bulundurarak Rabbi ile dua yoluyla irtibata geçiyor.
Diyor ki:
"Allah'ım, bu hayatta Sen kolaylaştırmadıkça zaten her iş zordur. Her şey ancak Sen kolaylaştırdığında kolay olur.
Bizim, dilediğimiz her şeyi yapabilecek gücümüz, kudretimiz yok.
Sonsuz bilgi sahibi olan, sonsuz güç sahibi olan sensin.
Sen dilediğinde sana zor olan yoktur.
Dilediğinde taş gibi sert toprağı bir yağmurla yumuşacık hale getirirsin.
Dilediğinde denizleri harekete geçirir, dilediğinde dağları, volkanları patlatırsın.
Her şey Senin "ol!" emrine bakar."
Öyleyse kendi gücümüzle başarabildiğimizi sandığımız işlerin ardında, aslında O'nun gücünün bulunduğunu bilmeliyiz.
"Ben yaptım", "ben başardım" diyerek bir şeyleri kendimize mâl etmeden önce "Rabbim takdir etti", "Allah nasip etti" demeliyiz.
Ayrıca güç ve kudretimizi aşan bir takım zorluk durumlarında da Rabbimizden işlerimizi kolaylaştırması konusunda yardım dilemeli ve bilmeliyiz ki "kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder." (Talak 2)
Rabbimiz zorluklarımızı kolaya, darlıklarımızı felâha, bütün işlerimizi hayır ve salâha çevirsin.
(Soner Duman/16.Şaban.1443/19.Mart.2022/Cumartesi)
4. Beni, göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime ya da herhangi bir kimseye bırakma!
Beni nefsime bırakma; çünkü nefis insana kötülüğü emreder.
Ben bir şeyi iyi zannederim hakkımda kötü olur, güzel zannederim çirkin olur.
Nefsim şeytana uyar günaha girerim.
Öyleyse beni bana bırakma.
Ben kendimi iyi bir konuma sokabilecek güce sahip değilim.
Çünkü sonsuz ilmim yok ki bileyim.
Sonsuz gücüm yok ki yapayım.
Beni başka bir kula da bırakma; çünkü senin dışında bütün kullar, bütün varlıklar âciz, zayıf, bîçare.
Allah Resûlü’nün (s.a.v.) kızına ve bütün müminlere öğrettiği bu duayı sabah ve akşam yapmak, her başımız sıkıştıkça, her aklımıza geldikçe, her “of” diyeceğimiz zamanda yapsak işte o zaman işlerimiz düzene girecektir.
Bazen başımıza gelen bir musibet, Allah'ın o musibeti kaldıracak olan ismi ile dua etmemiz içindir.
Kapılar yüzüne kapanırsa Fettâh, hastalık derman bırakmazsa Şâfî, onurun kırılır ve küçük düşürülürsen Muizz, rızkın daralırsa Rezzâk, korkarsan Hafîz ismi ile O'na dönersin.
(( لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ الْعَظِيمُ الْحَلِيمُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ.))
"Azîm ve Halîm olan Allah’tan başka hak ilah yoktur. Yüce Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka hak ilah yoktur. Göklerin ve Kerîm Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka hak ilah yoktur."
[Buhâri, (7/153), Müslim, (4/2092).]
(( اَللَّهُمَّ رَحْمَتَكَ أَرْجُو، فَلاَ تَكِلْنيِ إِلىَ نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ، وَأَصْلِحْ ليِ شَأْنِي كُلَّهُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ.))
"Allahım! Sadece senin rahmetini umarım.Göz açıp kapayınca-ya kadar -bile olsa- beni nefsime bırakma. Bütün işlerimi (ve hâlimi) düzelt. Senden başka hak ilah yoktur."
[Ebu Davud (4/324), Ahmed (5/42) Elbâni, hadisin hasen olduğunu söyler; bkz. Sahih-i Ebî Dâvud (3/959).]
(( لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، سُبْحَانَكَ إِنيِّ كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ.))
"(Allahım!) Senden başka hak ilah yoktur. Seni tüm noksan sıfatlardan tenzih ederim. Gerçekten ben zâlimlerden oldum."
[Tirmizi, (5/529). Hâkim, sahih olduğunu söylemiş, İmam Zehebi de buna muvafakat etmiştir; (1/505). Bkz. Sahih-i Tirmizi (3/168).]
(( اَللهُ اللهُ رَبيِّ لاَ أُشْرِكُ بِهِ شَيْئاً.))
"Ey Allah! Ey Allah! Ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam."
[Ebu Davud, (2/87); bkz. Sahih-i İbn-i Mâce, (2/335).]
*** Olumsuzluklara teslim olmama rehberi:
Her düştüğünde kalk.
Her yanlış yaptığında düzelt.
Her yolu kaybettiğinde tekrar ara.
Her başarısız olduğunda tekrar dene.
Elinde Kur'an gibi rehber, önünde peygamber gibi önder, kalbinde de sapasağlam iman varsa unutma: Bir yolu bulunur!
Yine o dua ile bitirelim:
“Ey dipdiri ve her şeyin varlığını devam ettiren [Rabbim]! Senin rahmetinle senden medet ve yardım diliyorum. Benim bütün işlerimi yoluna koy. Beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime ya da herhangi bir kimseye bırakma.”
(Soner Duman/30.Cemaziyelevvel.1440/05.Şubat.2019/Salı)
Yeni bir araştırmaya göre:
Kitap okumak, daha düşük bunama riski ile ilişkili bulundu. Önceki bir çalışmada ise düzenli olarak kitap, dergi vb. okumak, Alzheimer riskinde %33 daha düşük risk ile ilişkili bulundu.
Okuyun; zihninize yeni dünyaların kapısını açın.
duygu bir sinyaldir, emir değil. öfkelendin diye mesaj atmak, özledin diye geri dönmek, kaygılandın diye hemen karar vermek zorunda değilsin. duygusal güç daha az hissetmek değil; çok hissederken bile davranışını seçebilmektir. hisset, ama direksiyonu teslim etme