İnsan hayatı boyunca hep başkalarının acılarına teselli cümleleri kuracakmış da kendisi hiç ihtiyaç duymayacakmış gibi hissediyor. Ta ki kendisi büyük bir kayıpla tanışana dek. Bu defa teselli cümleleri sana kuruluyor ve hiçbirinin gerçekte teselli etmediğini öğreniyorsun...
Hayatta karşılaşıpta garipsediğim en tuhaf şey de birinin bir yakını öldüyse eğer artık kişi onun ölümüyle etiketleniyor. Az tanındığınız ortamlara girdiğinizde sizi tanıyan biri ‘aa bu falanca ölenin oğlu filanca ölenin kocası şu ölen kadının annesi diyerek diğerlerine tanıtıyor
Bu dünyadaki en merhametli yanım, en sevdiğim rengim, içimdeki evlat olma hissim, gülen yüzüm, kulağımdaki hoş melodim yarasını alıp yarısını yitirmiş.
Giderken böyle güzel kokar mı hiç insan, giderken de böyle kıymetli... Neden tüm babalar erkenden gider? Erkenden gitmek baba olmanın şanından mıdır ki? Evlatlar alışır sandığı için mi gider babalar? İyileşemeyecek yaralar bırakmak reva mıdır ki?
Bir hastanenin buz gibi koridorunda acı bir sona yürüdüm. Bir daha asla göremeyeceğimi bilerek yüzünü son kez sevdim. Buz gibi bir tahtanın içinde, önümden geçerken bir konvoy eşliğinde ömrümün en zor yolunu gittim. Ne dünyam kaldı geriye ne omuzlarım...
Dünya omuzlarımda, bir sokağı boylu boyunca korkuyla koştum. Bir daha asla göremeyeceğimi düşünerek koştuğum o sokakta ömrümden yıllar yitirdim. Gözümün önünde götürdüler ışıklar, acı sirenler içinde. Yeniden gördüm, konuştum ama dünyayı omuzlarımdan indiremedim.