Benim urfalı gay bir arkadaşım var. Birkaç yıl önce arkadaşlarla otururken biri bu çocuğa dedi ki o kadar güzel kız var niye gay olmayı seçiyorsun? Çocuk da dedi ki sence seçebilsem Urfada gay olmayı seçer miydim amk bi düşün demişti. Bu çocuk da +
ethem sarısülük, 13 yıl önce bugün ankara'da 4,8 metre mesafede polis ahmet şahbaz tarafından hedef gözetilerek başından vuruldu, 12 haziran'da ise yaşamını yitirdi.
katil polis şahbaz aynı güne ait bir video kaydında gururlanarak, “çektim sıktım üç tane” diyordu. devlet her zamanki gibi “kurşun atıp kurşun yiyen” katillerine kol kanat gerdi, yargılamalarda tanınmamak için şahbaz'ın başına peruk geçirdi ve sadece 14 ay tutuklu kaldı. ethem'in canına karşılık 15 bin 200 lira para cezası verildi, anayasa mahkemesi bunu orantılı buldu. bu para şahbaz’ın, üç aylık maaşına denk geliyordu.
(ethem'in olduğu bu videoya her denk geldiğimde içim eziliyor. şarkıdaki gibi yaz gelmiş, bahar gelmiş, bir gülüş asılı kalmış öyle orta yerde yapayalnız. toprağında, bağrında güller açsın kardeşim.)
Şebnem Ferah’a verilen reaksiyonu sadece ‘müzik zevki’ sanıyorsanız mevzuyu kaçırıyorsunuz.
İnsanlar sadece bir rock sanatçısına bilet almıyor. Kendi gençliğine, kaybettiği ülkeye, artık var olmayan bir atmosfere dokunmaya çalışıyor.
Bir dönem üniversite şenlikleri vardı bu ülkede. Gerçekten vardı. Öğrenci dediğin şey AVM’de story çekip kahve zincirinde oturan bir müşteri profili değildi sadece. Çimlerde saatlerce oturulurdu. Vega çıkardı. Şebnem Ferah çıkardı. Mor ve Ötesi çıkardı. İnsanlar birbirine benzemeden aynı yerde durabiliyordu.
Ve en önemlisi, herkes bu kadar öfkeli değildi.
Şimdi daha çok Z kuşağı, ‘Şebnem kim ya’, ‘vasat rockstar’ falan yazıyor. Yazabilir. Zevk meselesi. Kimse herkes aynı şeyi sevsin demiyor zaten. Ama bazı yorumlarda korkunç bir tarih yoksunluğu var. İnsan kendi yaşamadığı dönemin duygusunu küçümsememeli. Çünkü bazen cehalet, fikir sahibi olmak değil; bağlamdan habersiz özgüven oluyor.
Arkadaşlar, muhtemelen çoğunuz müziğe Spotify algoritmasıyla doğdunuz. Biz bir şarkının klibini görmek için saatlerce power, mtv falan açık bekliyorduk. Siz her şeye sınırsız erişimle büyüdünüz ama hiçbir şeye tam bağlanamadan büyüdünüz. Aradaki fark bu.
Bir de şu var. O dönem insanlar birbirini sürekli politik kimlik etiketiyle tartmıyordu. Şimdi bir sanatçının söylediği bir selam, ettiği bir cümle yüzünden komple insan silmeye çalışılıyor. Herkes birbirine savcı gibi davranıyor. Sürekli bir linç mahkemesi kuruluyor. Bu konuda bile ve bu çok yoruuc maalesef:)
Bu yüzden Şebnem Ferah’a olan ilgi sadece nostalji değil. İnsanların ‘normal’ hissedebildiği son dönemlerden birine duyduğu özlem. Tıpkıı Çilekeş'de olduğu gibi. Ama tabi ki ve tabi ki Şebnem'in sesini, müziğini, performansını, hep bi ağızdan o şarkıları söylemeyi özledik. Mevzuyu basitleştirmeyim :)
Ama kötü haber de şu ki, bazı şeyler geri gelmiyor. Mesele sadece bir konser hiçbir zaman değil. Ülkenin ruh hali değişti. Kampüs kültürü gitti. Ucuz konserler gitti. Bir arada yaşama refleksi gitti. Genç olmanın o hafif yanı gitti.
Şimdi geriye dönüp bunu anlatınca bazı insanların anlamaması çok normal. Çünkü insan hiç yaşamadığı bir kaybın yasını tutamaz. 🥲
Şimdi ben buraya ne yazsam heyecanımı tarif etmeye yetmeyecek, bir şeyler eksik kalacak.
O yüzden kısa tutuyorum.
Buluşana kadar gün sayıyor olacağım.
Görüşmek üzere ♥️🥹♥️
Şarkıcı Berdan Mardini, fabrika kurdu:
• Gülden makaron, gül yağı, güllü parfüm, güllü limonata gibi bir sürü şey yapıyoruz.
• Bu proje iki günlük bir şey değil. 2016’dan beri uğraşıyorum.
• Varımı yoğumu bu işe koydum. Evlerimi, arabalarımı verdim.
• 78 haneli köye 10 milyon dolar yatırım yaptım.
• ‘Sen deli misin?’ diyen çok oldu.
• Köyden şehre göçü azaltmak istiyoruz. İnsanlar kendi toprağında mutlu olsun istiyorum.
• Önceliğim kadın istihdamını arttırmaktı.
Memleketimizdeki sistematik işçi düşmanlığının geldiği seviyeyi şöyle söyleyeyim, madencilere engel olmak, yürüyüş yaptırmamak için günlerdir harcanan para muhtemelen işçilerin alacağını, ödenecek tazminatı geçti
Rojin Kabaiş’in bedeninde işkence izleri, anestezi maddesi, kırıklar, 4 erkeğe ait DNA, ağır iç hasar ve ciddi şüpheli bulgular olduğu biliniyor. Buna rağmen otopsi yapılmadan ‘intihar’ denildi. Ayrıca rektör otopsiye hangi sıfatla katıldı? Bu sonuca kim, neye dayanarak vardı?
Az önce modern köleliğin "ütopya" ambalajıyla pazarlandığı bir paralel evrene düştüm.
İş-yaşam dengesini tamamen rafa kaldırıp, haftanın yedi günü 18 saatlik mesaiyi gururla "adanmışlık" olarak sunan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Özel hayatı, sağlığı ve aileyi unutup sadece başkasının hayali uğruna ömür çürütmek vizyonerlik değil, düpedüz plaza prangasıdır.
Emeğinizi sömürmeyi "büyük bir tutkuyla dünyayı değiştiriyoruz" masalıyla meşrulaştıran bu tarz toksik çalışma kültürlerinden arkanıza bile bakmadan koşarak uzaklaşın.
📍Rojin’in bedeninde işkence izleri var.
Rojin’in midesinde ve organlarına dağılmış anestezi maddesi var.
Rojin’in kafasında saçları yok.
Rojin’in sağ ayak bileğinde kırık var.
Rojin’in bedeninde 4 erkek, 1 kadın DNA’sı var.
Rojin’in kalp aort damarında 3 cm yırtılma var.
Rojin’in sağ kulağında kara larvalar var.
Rojin’in sağ tarafında ateşli silah bulguları var.
Rojin’in boynunda kıkırdak doku tahribatı ve kemikte ayrışma var.
Rojin’in sol el üstünde damar tahribatı var.
Bunca delile rağmen, Rojin Kabaiş’in kaybolduğu gün aramaları ısrarla göle yönlendirenler, intihar senaryosu yazanlar ve Rojin’in cansız bedenine ulaşıldığı saatlerde henüz otopsi yapılmadan “intihar” diyenler, bunu hangi gerekçeyle kamuoyuna yansıttılar?
Rektör @hsevli derhâl görevden alınmalı. Rojin Kabaiş cinayeti aydınlatılmalıdır. @abakingurlek
Gülistan'ı ararlarken barajı boşaltıyorlar ve bir kadın cesedi bulunuyor, bir dereyi arıyorlar başka bir kadın cesedi bulunuyor. Haber kanalları da bunu "Ama Gülistan değilmiş" diyip geçiyor. Dalga mı geçiyorsunuz lan? Bu normal mi? Kim bu kadınlar? Hangi aileler ağlıyor şu an?
Ben bu kıza yapılanı kötülüğü hayal edemiyorum. Her gördüğümde nefesim kesiliyor, gözlerim doluyor. Korkutmuşlar, sindirmişler, çaresiz bırakmışlar. Öldürmüşler. Bedenini bile yok etmişler Gülistan’ın. Bunları yaparken ailesini kandırmışlar. 6 yıldır annesinin, kardeşlerinin gidip sarılacağı bir mezar taşı bile olmamış. İnim inim inleyerek geberin.
İntihar değil cinayet!
18 yaşındaki üniversite öğrencisi İlayda Zorlu, polis babasının silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti.
Basın olayı “intihar” olarak servis etti. Ancak arkadaşlarına saatler önce mesaj atan İlayda, babasının şiddetinden korktuğunu ve evden kaçmak istediğini söylemişti.
Tehditkâr bir polis araması sonrası eve götürülen genç kadın, kısa süre sonra aynı evde yaşamını yitirdi.
Emniyetin, öğrenci eylemlerine katılan üniversitelilerin ailelerini arayarak baskı kurduğu ortaya çıktı. Bu aramalardan biri de İlayda’nın ailesine yapıldı; polis baba Bekir Zorlu’ya “Çocuğunuz örgüte katılmış, iki güne dağa kaçırırlar” denildi.
V/ @sendika_org
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
çok zor zamanlar geçirirken, size daha da zor anlar yaşatan insanları asla unutmayın. bazen insanın en kötü zamanlarında kimseye artık ihtiyaç duymaması bundandır
"bu ölü topraklar üstünde hiçbir şey ölmek ve öldürmek kadar kolay değildir." diyen sabahattin ali, 78 yıl önce bugün kafası sopayla ezilerek öldürüldü.
emniyet tarafından ödüllendirilen katili ali ertekin, bugün artık bizzat doğrudan bir devlet dili olarak tezahür eden, hrant dink suikastinde de aşina olduğumuz biçimde cinayeti gerekçelendiriyordu: "milli düşünceyle irademi kaybedip sopa ile kitap okumakta iken kafasının sol tarafına, yüzüne şiddetle vurdum."
bugün sabahattin ali belki bir mezardan bile yoksun ama onun düşünceleri, insanca yaşamın kavgası okuduğumuz her satırda, yüzümüzü döndüğümüz her sevdada ve yürekte filizleniyor.
uzayıp giden yalnızlığına, insandan kaçışına, yersiz ve yurtsuzluğuna saygıyla.