BİLGİ NOTU: ABRAHAM ANLAŞMALARI NEDİR?
Abraham Anlaşmaları, 15 Eylül 2020 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuğunda Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile "İsrail" arasında imzalanan, diplomatik ve ticari ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan bir anlaşmadır. Daha sonra Fas ve Sudan da bu sürece katılmıştır. Bu anlaşmayla BAE ve Bahreyn, Mısır ve Ürdün'ün ardından "İsrail'i" resmen tanıyan Arap ülkeleri arasına girmiştir.
Anlaşmanın "Abraham" adını taşıması ise tesadüf değil. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın ortak atası olan Hz. İbrahim'e (as) atıfta bulunularak bir barış algısı oluşturulmak istenmektedir. Bizler Hz. İbrahim'in mübarek adını kendi menfaatleri için kullanan kâfirlerin bu adlandırmasını yok sayıyor ve bu anlaşmaya Abraham Anlaşması demeyi tercih ediyoruz. Filistin toprakları işgal altındayken ve Müslümanlar zulüm görmeye devam ederken "İsrail" ile kurulan bu ilişkileri meşru görmüyoruz. İşgal sona ermeden, gasp edilen haklar geri verilmeden ve kaynaklarımızı sömüren işgalcilerden beldelerimiz temizlenmeden yapılan normalleşme adımları, işgalci varlığın bölgedeki konumunu güçlendirmekten başka bir işe yaramamaktadır. "İsrail", yıllardır verdiği sözleri tutmamış, saldırılarını ve katliamlarını sürdürmüş olmasına rağmen bazı yöneticiler siyasi çıkarları uğruna bu anlaşmalara imza atmıştır.
Müslümanlar izzet ve şeref arıyorsa bu arayışın yönü kâfirlerin zillet çukurları değil Yüce Allah'ın insanı insan yapan emirleri ve hükümleridir. Filistin meselesinin gerçek çözümü, Müslüman orduların harekete geçerek işgali sona erdirmeleri ve Ümmetin yeniden birlik içerisinde hareket etmesi ile yani Raşit bir Halifenin bayrağı altında mümkündür. Müslümanlar, kurtuluşu işgalci güçlerle yapılan anlaşmalarda değil, Allah'ın vaadine ve İslam'ın hükümlerine sarılmakta aramalıdır.
#sabahnamazı
#GazzeyiUnutmayın
#GazzeİçinHareketeGeç
#perşembe
İNSAN HAKLARI MASALI
Hollanda'da bir hastanede yaşanan olayda köpekli bir polis hamile olduğu belirtilen bir kadını saçından tutarak yere fırlattı ve sürükledi. Eşinin tepki göstermesi üzerine çıkan arbede sırasında onun da darp edildiği görüldü. İnsan hakları ve özgürlükler konusunda dünyaya ders vermeye çalışan Avrupa'dan gelen bu görüntüler, adalet ve insanlık adına uydurduklarının uygulanmayan sözde kalan bir masal olduğunu bir kez daha göstermiştir.
İnsan hakları ve adalet, yalnızca söylemlerde kaldığında hiçbir değer taşımaz. İslam ise insanın canını, onurunu ve haysiyetini korumayı esas alır.
Allah (svt) şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Kendinizin aleyhine de olsa adaleti ayakta tutun." [Nisâ, 135]
İslam'da polis, asker veya yönetici; halka zulmetmek için değil, onları korumak için vardır. Yetkisini aşarak zulmeden herkes yönetici dahi olsa hesap vermekle yükümlüdür. Çünkü güçlünün haklı sayıldığı değil, hakkın güçlü olduğu bir düzen gerçek adaletin ölçüsüdür.
Bu nedenle gerçek medeniyet, insan haklarını dillerden düşürmeyen masallarda değil; onları herkes için, her şart altında koruyabilen İslami bir devlet ile mümkündür.
https://t.co/OKAJCq1kwu
#GazzeyiUnutmayın
#salı
#GazzedeSoykırımDevamEdiyor
#GazzeİçinHareketeGeç
Arefe günü sabah namazından başlayıp, Kurban Bayramı’nın 4. günü ikindi namazına (dahil) kadar getirilecek teşrik tekbirlerini unutmayalım!
Teşrik tekbirlerine; arefe günü yani yarın (26 Mayıs 2026) sabah namazından itibaren başlanır ve Kurban Bayramı’nın dördüncü gününün ( 30 Mayıs 2026) ikindi namazına kadar (ikindi namazı da dâhil), yirmi üç vakit olarak farz namazların hemen arkasından getirilir.
[اَللّهُ اَكْبَرُ اَللّهُ اَكْبَرُ لاا اِلهَ اِلاَّ اللّه وَاللّهُ اَكْبَرُ اَللّهُ اَكْبَرُ وَلِلّهِ الْحَمْدُ]
“Allâhu ekber Allâhu ekber, lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber, Allâhu ekber ve lillâhi’l-hamd…”
(Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Hamd Allah'a mahsustur.)
#GazzeİçinHareketeGeç
#neyaşadık
#CHPdeSiyasalÇürüme
#gazzekatliamı
Kendi Hakikatimizin Farkında mıyız?
İnsanoğlu bu dünyaya sadece yaşamak için değil; anlam bulmak, imtihan olmak, hakikati fark etmek ve bu hakikati hayatına aksettirmek için gönderilmiştir. Bildiğimiz üzere dünya, başlangıcı ve sonu olan bir yerdir. Bu durum, insanın önünde de iki kesin son olduğunu gösterir. İşte bu iki son: Ya yaşlılığı göremeden toprağa döneceğiz ya da o yaşlı insanlardan biri olacağız.
Bugün büyüklerimizle hasbihal ettiğimiz anlarda, her zaman zamanın ne kadar hızlı geçtiğinden bahsederler. Kimi zaman ömrün nasıl geçtiğini anlayamadıklarını söyler ve idrak ederler ki hayatlarının en güzel yılları sessizce akıp gitmiştir. Zaman öyle çabuk geçiyor ki bizler, ömrün "bir göz açıp kapayıncaya kadar" denilen o kısmını bizzat yaşıyoruz. Bu hızla akıp giden ömür, bize dünyanın ve içindekilerin ne kadar geçici olduğunu hatırlatıyor. Geriye ise değişmeyen tek hakikat kalıyor: Ahiret hayatı.
Gelecek için birçok plan yapıyor ve bu planları gerçekleştirmek için azmediyoruz. Ancak zihnimizin bir kısmında bu hedefler varken, diğer kısmında ahirete yeterince yer vermiyoruz. Aynı zamanda her şeyin Allah’ın dilemesiyle gerçekleşeceğini de unutuyoruz. Böylelikle geleceğimizi şekillendirdiğimiz bütün bu planlar anlamsız ve kıymetsiz kalıyor. Oysa Rabbimiz bize hem plan yapmayı hem de O’na tevekkül etmeyi öğretir.
Kehf Suresi 23 ve 24. ayetlerde şöyle buyrulur:
"Hiçbir şey için, 'Ben bunu yarın mutlaka yapacağım' deme. Ancak 'Allah dilerse' (inşallah) de. Ve unuttuğun zaman Rabbini an."
Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir."
İşte tam bu noktada insan kendine şu soruyu sormalıdır: "Ben gerçekten ne için yaşıyorum?"
Bu soru, insanoğlunun önünde her zaman doğruyu gösteren bir pusula olmuştur. Çünkü insan, yaratılış gayesini aramadan gerçek bir hakikate ulaşamaz.
Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın rızasına göre hayatını ikame ettiren her insan, sonunda tekrar O’na döneceğini bilir. Allah, insanlara birtakım emanetler bırakmış ve onları dünya hayatında bunlardan sorumlu tutmuştur. Kıyamet gününde de insan, yaptığı her şeyden hesaba çekilecektir. İşte insanın asıl hakikati budur. İnsanın birtakım özellikleri, duyguları ve içgüdüleri vardır; ancak bunların doğru şekilde yönlendirilmesi ve Allah’ın razı olacağı şekilde yaşanması gerekir.
Kur'an-ı Kerim'de Mü'minûn Suresi 99 ve 100. ayetler, dünyada yaptıklarından dolayı pişman olan insanların hâlini şöyle beyan eder:
"Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığı zaman der ki: 'Rabbim! Beni geri döndürün; ta ki boşa geçirdiğim dünyada salih ameller işleyeyim.' Allah buyurur ki: 'Hayır! Bu, onun ağzından çıkan boş bir sözden ibarettir.' Onların önünde, tekrar diriltilecekleri güne kadar bir berzah âlemi vardır."
Yani bu dünyadan hazırlıksız ayrılan her insan mutlaka bir pişmanlık yaşayacaktır. Ancak Rabbinin rızasını kazanmaya çalışanlar, kurtuluşa erecek olanlardır. Çünkü insanın gerçek kurtuluşu, dünya hayatını Allah’ın rızasına uygun yaşayabilmesindedir.
Şu hakikati de unutmamak gerekir ki: Mümin, yalnızca dünya mutluluğunu değil, Allah’ın rızasını ve ahiretini hedef edinendir. Bu şuurla yaşayan kimse, hayatını geçici olana değil, ebedî olana göre şekillendirir.
Rabbim bizleri kendini bilen, nefsini hesaba çeken ve ahiretini unutmayan kullarından eylesin. Amin.
Seher Çakır
#GazzeİçinHareketeGeç
#Çorumspor
#KemalKılıçdaroğlu
#Hainkılıçdaroğlu
#GazzeyiUnutmayın
Naveed Butt’un ve Eşi Sadia Rahat’ın Yanındayız
Hizb-ut Tahrir Resmi Sözcüsü Naveed Butt bundan 14 yıl önce çocuklarının gözleri önünde, Pakistan Askeri istihbarat Servisine (ISI) mensup olduğu düşünülen maskeli adamlar tarafından kaçırıldı. Mahkemeye çıkartılmadı, hiçbir cezaevinde kaydı bulunamadı. Yaşayıp yaşamadığı, yaşıyorsa nerede olduğu, öldürüldüyse mezarının yeri bilinmiyor.
Ancak eşi Av. Sadia Rahat, mücadeleyi hiç bırakmadı. 14 yıldır hem dört çocuğunu büyüttü hem de kocasını aramaktan bir an olsun vazgeçmedi. Başvurulabilecek her makama başvurdu. Nihayet Pakistan'ın Kayıp Kişileri Soruşturma Komisyonu, 2018 yılında Naveed Butt'ın "Gizli Teşkilat" (istihbarat) tarafından yasadışı olarak gözaltında tutulduğunu resmi bir belgeyle kabul etti ve mahkemeye çıkarılmasını emretti. Ancak devletin kurumları kendi mahkemelerinin kararlarına bile uymadı.
Tüm girişimleri başarısızlıkla sonuçlanan Sadia Rahat, Pakistan’daki devlet kurumlarında yaşadıklarını şu sözlerle özetliyor: "Pakistan'ın hukuk sisteminden ve mahkemelerinden hiçbir umudum kalmadı. Bizi yıllarca bir futbol topu gibi oradan oraya attılar. Artık tek umudum Allah. Sadece O, eşimi bize sağ salim geri getirebilir."
Naveed Butt, Hizb-ut Tahrir’in Pakistan’daki resmi sözcüsüdür. Hizb-ut Tahrir, yönetimleri değiştirmede Rasulullah’ın metodunu takip eder. Halk ile birlikte bir inkılap gerçekleştirmek için çalışır. Dolayısıyla şiddeti metod olarak benimsemez. Buna rağmen ABD’nin kuklalığını yapan Pakistan hükümeti İslam davasını taşıyan Müslümanlara karşı şiddetten asla vazgeçmedi.
Sadia Rahat şöyle diyordu:
“Naveed ve partisi hiçbir zaman devlete karşı silahlanmaz veya şiddet içeren eylemleri desteklemez. Aksine, mevcut hükümetlere karşı silahlanmanın yasa dışı ve haram olduğuna inanırlar. Sizler çok önemli bir düşmanınızı gözaltına aldığınızı sanıyorsunuz. Tamamen yanılıyorsunuz. Naveed, sizi düşman olarak görmüyor. O, büyük ve güçlü İslam ümmetinin ordusu olarak sizin onurunuzun ve haysiyetinizin iade edilmesini isteyen bir kişi. O, İslam beldelerini siyasi birliğe çağırıyor ve sizden Peygamberlik metoduna göre Raşid-i Hilafeti yeniden kurmanızı istiyor. Pakistan, İslam adına kurulmuş bir devlettir. Onun güvenliğini ve refahını garanti altına almanın ve ona dünyada liderlik rolü kazandırmanın tek yolu Raşid-i Hilafettir.”
Avukat Sadia Rahat, özelde Pakistan halkına, genelde dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlara da şu mesajı iletiyor: “Eşimin sağ salim geri dönmesi için dualarınızı rica ediyorum. Dualarınıza her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bizim için çok uzun ve karanlık bir gece oldu. Artık bu gecenin sona ermesi gerekiyor. Nerede olursanız olun, dualarınızla ve sesinizle eşimin serbest bırakılması için yanımızda olun."
Biz de Köklü Değişim Kadın Kolları olarak Av.Sadia Rahat bacımızın her zaman yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz. İman ediyoruz ki; Naweed Butt’un ve Sadia Rahat’ın davası galip gelecektir. Rabbim kendilerine de bu zaferi dünya gözüyle görmeyi nasip eylesin.
https://t.co/mBcibLyuIa
#tekirdağ
#GazzeİçinHareketeGeç
#GazzeyiUnutmayın
#pazar
UNUTMAK ORTAK OLMAKTIR
Unutmak, Ümmet için sıradan bir hafıza kaybı değil; fikrî bir zafiyet ve kimliğinden uzaklaşmaktır. Hatırlamak ise sömürgeci kâfirlerin zihinlerimize vurulan vatancılık ve milliyetçilik gibi gayri-İslami fikir prangalarını koparıp atmaktır. Bir ümmet, olaylara bakışını belirleyen İslam şahsiyetini ve değerlerini unuttuğu an, sömürgeci kâfir güçlerin elinde yönlendirilen, iradesiz bir kitle hâline gelir. Bugün İslam coğrafyasında hüküm süren bu zilletin temelinde, Raşidî Hilafetin ilgasının ardından topyekün İslam’a ve mefhumlarına karşı yürütülen saldırılar yatmaktadır. Bizler ümmet olmayı, İslam’ın siyasi otoritesini ve kardeşlik hukukunu sadece teoride bıraktık; oysa hatırlamak, İslami hayatı yeniden başlatma iradesini diri tutmaktır.
Bugün karşımızda duran 57 rejim, İslam’ın izzetini değil, sömürgeci sınırların bekçiliğini yapmaktadır. Bu rejimlerin bugüne kadar ayakta kalabilmelerinin nedeni de aslında, İslam’ı hayattan uzaklaştırarak Ümmete ümmet olma şuurunu unutturmuş olmaları nedeniyledir. Filistin ve diğer İslami beldelerdeki kardeşlerimiz katledilirken, bu kukla yöneticiler sadece kınama mesajları yayınlayarak İslami Ümmeti oyalıyorlar. Asıl mesele, kınama, hamaset veya diplomatik toplantılar değil; şer’i hükmün uygulanması ve yerine getirilmesiyle ilgilidir. Silaha karşı silah, uçağa karşı uçak! İslam’ın hükmüne göre, mazlumun feryadına karşılık vermesi gerekenler kınama heyetleri değil, kışlalarında bekletilen İslam ordularıdır. Orduların harekete geçirilmediği her açıklama esasında sömürgecilere zaman kazandıran birer göz boyamadır.
Bu zillet hâli, Ümmetin siyasi liderliği ve yönetim nizamı olan Hilâfet’in sömürgeci kâfirler eliyle ilga edilmesiyle başlamıştır. Hilâfet, sadece tarihi bir hatıra değil, Müslümanların canını, malını ve namusunu koruyan şer’i bir kalkandır. O otorite varken, Ümmetin bir ferdine uzanan el, devletin tüm gücünü karşısında bulurdu. Dolayısıyla hatırlamamız gereken temel gerçek şudur: Hilâfet, ümmetin birliğini sağlayan yegâne yönetim nizamı ve İslami hayatın muhafızıdır.
Rabbimiz Bakara Suresi 44. ayette şöyle seslenir: “Siz Kitab’ı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi (ve sorumluluğunuzu) unutuyor musunuz? Hiç akıl etmiyor musunuz?”
Kürsülerde hamaset yapıp fiiliyatta Allah’ın (svt) hükmünü unutan yöneticiler, bugün kendi koltuklarını Ümmetin maslahatından üstün tutuyorlar. Çünkü bugün yönetimde olmalarını, varlıklarını sömürgeci efendilerine adamalarının meyvesi sanıyorlar. Halbuki Allah Subhanehu ve Teâlâ ahiret yurdunda azaplarını artırmak üzere onlara mühlet vermiştir ve dönüp varacakları yer cehennem azabıdır.
“Onlara günahlarını artırmaları için mühlet veriyoruz. Onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.” [Bakara, 178]
Müslüman; akidesini hayatın her anına ve her meselesine hâkim kılan, her daim şer’i sorumluluğunu kuşanan kimsedir. O, yalnızca Rabbini ve hesap gününü zikretmekle kalmaz; aynı zamanda Ümmetin üzerindeki sömürgeci tasallutu ve bu karanlıktan çıkışın tek yolu olan Hilâfet’in ikamesi sorumluluğunu da hatırında diri tutar.
Bu hatırlama süreci, soyut bir zihinsel faaliyet değil; fikir ile metodun meczolduğu kalbi bir tasdik, lisanî bir davet ve siyasi ameli mücadeledir. Müslümanın lügatinde kınamak bir acziyet, yürümek ise şer’i hükmün gereğini yerine getirmektir. O, sadece duygusal bir üzüntüyle yetinmez; Ümmetin izzetini yeniden tesis edecek olan fiilî adımları, yani orduları ve kuvvet ehlini harekete geçirecek o büyük iradeyi sahaya yansıtır.
Ezcümle hatırlamak; Allah’a (svt) verilen sözü, Rasulü’nün (sav) metodunu ve Ümmeti yeniden tek bir bayrak altında toplayacak olan Raşidi Hilâfet’i gündem etmek demektir. Unutmamak direnmektir; zira hafızasını yitiren bir ümmet, düşmanlarının oyuncağı olmaya mahkûmdur. Hakikati haykırmayan her dil, zulme ortak olan sessizliğin bir parçasıdır.
Sümeyye Şeyma GÜVENİLİR
https://t.co/SfUMAA0LEa
#Gençlerbirliği
#Özdemir
#GazzeİçinHareketeGeç
#Gazzeyikonuşmayıbırakma
Bursa Köklü Değişim Kadın Kolları Olarak “Gerçek Suçlu Kim? Peki, Çözüm Ne?” Başlıklı Açık Oturumumuzu Gerçekleştirdik
Programımıza Tuğba Arat’ın Kur’an tilaveti ile başladık. KDKK yazarı Fatma Çalışkan Gençer’in moderatörlüğünde; Eğitimci Nurgül Yazıcı, KDKK yazarı İlknur Er ve Rabia Göker hocalarımıza sorular sorduk ve cevaplarını dinledik.
*“Çocuklar neden şiddet içerikli yol ve yöntemlere başvurur? Şiddet içerikli oyunların etkisi, toplumsal ve eğitsel çözüm önerileri” konularını Fatma Çalışkan Gençer’den,
*Nesillerin yetişmesinde büyük bir rolü olan mevcut eğitim sisteminin değerlendirmesini Nurgül Yazıcı Hocamızdan,
*Görünen kötü gidişata rağmen gençlikten asla ümidimizi kesmememiz gerektiğini, bu ümmetin bağrından yeniden Musab b. Umeyr (ra) gibi İslam’ı yüceltecek gençlerin çıkacağını İlknur Er Hocamızdan,
*İslam’ın suça nasıl baktığını, gençlerimizi suça sürükleyen asıl failin laik kapitalist sistem olduğunu ve sistemden kurtulmak için çalışmanın farziyetini Rabia Göker Hocamızdan dinledik.
Çürüme, zorunlu olan değişimin geciktirilmesi sonucunda olur. Değiştirilmesi gereken asıl şey ise laik kapitalist düzendir. Geleceğimiz olan gençlerimizi koruyacak tek sistem ise Hilâfet’tir. Emeği geçen ve katılan tüm hanımlardan Allah razı olsun.
#GazzeİçinHareketeGeç
#BoschBoşÇıktı
#dünyasiyonizmdenkurtulacak
Laiklik; Bir Varmış Bir Yok Olmuş...
Masal Bitti!
106 sene önce, bizleri özümüzden koparmak, değerlerimizden uzaklaştırmak ve inancımızı zayıflatmak için bir masal hazırladılar. Masal şöyleydi;
Bir varmış bir yokmuş.. Hilafet modası geçmiş, bize hiçbir faydası olmayan tarihsel bir kurummuş. Din terakkiye engel oluyormuş. Cumhuriyet fazilet, laiklik de insanlığın kurtuluşuymuş. Laiklik gelip din gidince hepimiz kalkınıp muasır medeniyetler seviyesine yükselmişiz. Masalın en can alıcı kısmı burası; Bağımsızlığımız ve özgürlüğümüz için bizler, işgalcilerin ellerinden kurtarılmışız. Eğer kurtarılmasaymışız, bu topraklar yabancı güçlerin elinde kalacak, adımız Ayşe, Fatma, Zeynep değil; Olivia, Sophia, Amelia olacakmış.
Böyle anlattılar, böyle öğrettiler ve böyle ezberlettiler.
Bu masala Türkiye halkını inandırdılar. İnsanların düşünmesine, sorgulamasına dahi izin vermediler. Sorgulayanı susturdular, farklı konuşanı ötekileştirdiler, gerçeği anlatanları cezalandırdılar. Tam anlamıyla bir dayatmaydı. Hile ve cebren getirilen bu düzen yalanlarla doluydu.
Halkı sözde yabancı güçlerin işgalinden kurtardıklarını söylediler, fakat halka o yabancılar gibi yaşamayı dayattılar. Şapka kanunu çıkartarak onlar gibi giyinmeye zorladılar ve bu kanuna uymayanları astılar. Bir dakika! Hani işgalden kurtarılmıştık?
Peki bizi kurtardıkları
o yabancılardan aldıkları kanunlara ne demeli? Madem bizleri o yabancılardan kurtardılar neden ceza hukukunu İtalya’dan, Medeni hukuku İsviçre’den, Ticareti Almanya’dan, yönetimi Fransa’dan aldılar?
Bitmedi. Bizleri onlardan kurtardılar sonra da onlarla dostluk kurdular, işbirliği yaptılar. Hatta onları bizlere örnek, rol model olarak gösterdiler. Hani onlar bizim düşmanımızdı?
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demeyelim mi? Bizi onlar gibi olalım diye mi kurtardınız!
Hayır... Hayır... Vallahi siz bizi kurtarmadınız, siz bizi kandırdınız! Bizi Aldattınız! Bize ihanet ettiniz! Siz bizi ateşten kurtarmadınız ateşe attınız. Başından beri yüzünüzü batıya çevirdiniz. Hiçbir zaman bizim yanımızda olmadınız ve her olumsuzlukta da bizi suçladınız.
Ekonomik kriz oldu, suçlu milletin yastık altındaki altını oldu.
Okullarda ahlak çöktü, küçücük çocuklar birbirlerini katletti suçlu aile oldu.
Hep halk suçlu ilan edildi.. Ama kurdukları düzen asla suçlu olmadı.
Oysa yaşanılan ekonomik sorunlar, suç oranların artması Avrupa’dan aldınız kanunlardan dolayıdır. Toplumun bozulması, ailenin dağılması, gençliğin savrulması, neslin bozulması, hepsinin sebebi sizin laik düzeninizdir!
14 yaşındaki çocukları katil yapan sizsiniz! Halkı mutluluktan, huzurdan ve refahtan uzaklaştıran sistem sizin sisteminizdir! Kadın cinayetlerin, şiddetin, cinnetin, yozlaşmanın önünü açan zemin, sizin düzeninizdir!
Sizin o ‘kurtuluş’ diye anlattığınız şey, bizi kimliğimizden uzaklaştıran bir masaldı. Sizin nizamınız, yabancı güçlerden kurtuluş değil, onlara benzeyişin hikayesiydi.
Bırakın artık bize masal anlatmayı!
Artık hiç kimseyi bu masala inandıramazsınız. Zira bu halk, yıllardır taktığınız maskeyi görmeye başladı.
Susturduğunuzu sandığınız sesler yeniden yükseliyor
Uyuttuğunuzu sandığınız İslami bilinç yeniden uyanıyor
Parçalandığını sandığınız Ümmet yeniden uyanıyor
Hem de öyle bir uyanış ki, bu düzeni başınıza geçirmek üzere. Bu saatten sonra uydurduğunuz masalı hiçbir şeyle süsleyemez ve ayakta tutamazsınız! Hakikati örtemezsiniz! Saklamaya çalıştığınız Raşid-i Hilafet hakikati kurulmak üzere.. Hazırlanın!
Laiklik; bir varmış, bir yok olmuş.. Masalınız artık bitti, dağılın!
Sümeyye AVCI
https://t.co/L7h2nsPxPr
#GazzeİçinHareketeGeç
#gazzekatliamı
#Hakkınıistiyor
Kıyâmet Günü Yükünüzü Kim Taşıyacak?
Mısır’ın Kafrü'ş-Şeyh bölgesinde onlarca kadın, atık suların aktığı kirli kanallara girerek elle balık tutuyor. Enflasyonun rekor kırdığı, yoksulluğun derinleştiği ülkede bu görüntüler, ekonomik çöküşün ve adaletsizliğin acı bir yansıması olarak dikkat çekiyor. The National’ın görüntülerinde, kadınların çamur içinde, sağlık risklerini hiçe sayarak çocuklarına rızık aradığı görülüyor. Bölgede balıkçılık yapan aileler, artan maliyetler ve kaynak kıtlığı nedeniyle bu zorlu yönteme mecbur kalıyor.
Bu acı durum akıllara tarihi bir olayı getiriyor: "Bir gece Hz. Ömer (ra), Medine sokaklarında tebdil-i kıyafet dolaşırken bir evden çocuk ağlamaları duydu. İçeri girdiğinde bir annenin tencerede sadece su ve birkaç taş kaynattığını gördü. Kadın:
“Çocuklar aç, onları oyalamak için ‘yemek pişiyor’ diye kandırıyorum” dedi. Hz. Ömer (ra) hemen Beytülmâl’e gitti, un, yağ ve yiyecek yüklenip sırtında taşıdı. Bu yükü kölesi taşımak isteyince “Kıyamet günü yükümü kim taşıyacak?” dedi. Eve dönüp kendi elleriyle ateşi yaktı, yemeği pişirdi ve çocukları doyurdu. Bir annenin aç kaldığı bir devlette halifenin “Ben bu ümmete nasıl hesap veririm?” sorusu, Raşidî Hilafet’in adalet ve refah anlayışının özetidir.
Bugün ise zekât sistemi işlemiyor, yöneticiler israf ve lüks içinde yüzerken halk sefalete terk ediliyor. Bu manzara, vaad edilen Raşidî Hilafet’e ne kadar muhtaç olduğumuzun açık bir göstergesidir.
“Allah size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmederken adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitir ve görür.”
[Nisa 58]
#GazzeİçinHareketeGeç
#dünyasiyonizmdenkurtulacak
#erdoğandiplomasisi
#HocamızıAlamasınız
Köklü Değişim Kadın Kolları olarak Gaziantep'te “Suçlu Kim: Gençlik mi, Kapitalist Sistem mi?” Ve Ergani'de “Geleceğin İnşasında Vahye Kulak Verin!” Başlıklı Paneller Gerçekleştirdik.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırıları, şiddet olayları ve haramların toplumsal tabanda yayılmasının seküler rejimlerin bir sonucu olduğunu aktararak, bu olaylar her ne kadar bazı kesimler tarafından gençlerin davranışlarındaki bireysel bozukluk olarak yorumlansa da aslında bozulma, toplumun tamamını kapsadığının, fertlerin değişiminin değil yeryüzünde Allah’a egemenlik hakkı tanımayan laik demokratik rejimlerin değişmesi gerektiği söylendi.
Yüzyıldır laiklik dayatmasıyla İslam’dan koparılmaya çalışılan gençliğin ve toplumun ıslahının ancak İslami bir yönetimle çözüme kavuşacağı somut örneklerle ortaya konuldu.
Katılım sağlayan ve emeği geçen tüm kardeşlerimizden Rabbimiz razı ve memnun olsun.
#GazzeİçinHareketeGeç
#gazzekatliamı
#aksa
#doktorbaşkahayatta
#erdoğandiplomasisi