Psikiyatri ile psikoloji arasındaki ilişki yalnızca mesleki bir iş bölümü değildir aynı zamanda iktidar, bilgi ve ekonomi ekseninde şekillenen yapısal bir ilişkidir. Psikiyatrinin ruh sağlığı alanında kurduğu hegemonya, ona kurumsal meşruiyet, epistemik ayrıcalık ve ekonomik avantajlar sağlamaktadır. Tanı koyma yetkisinin hukuki olarak psikiyatriye ait olması, klinik standartların büyük ölçüde psikiyatrik sınıflandırma sistemleri (DSM, ICD) üzerinden belirlenmesi ve tedavinin merkezine farmakolojik müdahalelerin yerleşmesi bu hakimiyetin somut göstergeleridir.
Epistemik düzeyde ise psikiyatri, hangi bilginin “bilimsel”, hangi yöntemin “geçerli” sayılacağına dair ölçütleri fiilen belirleyen bir konuma sahiptir. Özellikle biyomedikal modele dayalı araştırmaların öncelenmesi, ruhsal sıkıntının anlam, bağlam ve öykü boyutlarını ikincil hatta tali hale getirebilmektedir. Bu durum, psikolojinin öznel deneyimi, ilişkiselliği ve kültürel bağlamı merkeze alan bilgi üretme kapasitesini sınırlayan bir etki yaratmaktadır.
Ekonomik boyut da bu hegemonik yapının ayrılmaz bir parçasıdır. İlaç endüstrisiyle kurulan simbiyotik ilişki, ruhsal sorunların giderek daha fazla tanı–reçete–tedavi döngüsü içinde ele alınmasına yol açmaktadır. Bu döngü kısa vadede etkin ve ölçülebilir çözümler sunuyor gibi görünse de uzun vadede ruhsal acının toplumsal, sınıfsal ve kültürel kökenlerini görünmez kılma riski taşır.
Ancak bu hegemonya yalnızca psikoloji için değil, psikiyatri için de ciddi riskler barındırmaktadır. Ruhsal sorunları büyük ölçüde nörokimyasal dengesizliklere indirgemek, psikiyatrinin kendi klinik ufkunu da daraltmaktadır. Toplumsal travmalar, kültürel kırılmalar ve yapısal eşitsizlikler göz ardı edildiğinde, sunulan tedaviler özellikle belirli gruplar için yetersiz ve yüzeysel kalabilmektedir. Bu durum hem tedavi etkinliğini hem de ruh sağlığı hizmetlerine duyulan toplumsal güveni zedeleme potansiyeli taşır.
Ruh sağlığı alanının sağlıklı biçimde gelişebilmesi, psikiyatrinin biyolojik bilgisi ile psikolojinin anlam, ilişki ve bağlam odaklı yaklaşımının eşit ve eleştirel bir zeminde buluşmasına bağlıdır. Aksi halde bilgi üretimi daralır, tedavi çeşitliliği azalır ve ruhsal destek hizmetleri giderek daha az erişilebilir hale gelir.
Merhaba bu konuyu şöyle düşünebiliriz. Aslında daha ileriki zamanlarda meslek yasası için geniş çalışmalar yapacağımda ama notlarımı düzenlemem gerekiyor. Şimdilik kabaca şöyle..Psikiyatrinin psikoloji üzerinde hakimiyet kurması hem kurumsal hemde epistemik ve ekonomik avantajlar sağlıyor. Yani kurumsal olarak tedavi yetkisi ve klinik standartları kontrol edebiliyor epistemik olarak hangi bilgi ve yöntemin resmi kabul edileceğini belirliyor ve ekonomik olarak ise pazarda ilaç reçeteleri ve klinik hizmetler üzerinden değer üretiyor.
Ancak bu hegemonya psikiyatri açısından da dezavantajlar barındırıyor. Çünkü öncelikle psikolojinin bağımsız bilgi üretme ve terapötik yöntem geliştirme potansiyelini sınırlayabiliyor. Toplumsal ve kültürel boyutları göz ardı etmesi tedavinin etkinliğini bazı gruplar için azaltabiliyor. Pazarda tekelleşme ve danışan seçeneklerini ve erişimi kısıtlar uzun vadede ise toplumsal güven ve memnuniyet açısından riskler yaratabiliyor.
Yani psikiyatri hem avantaj hem de risk taşıyan bir hegemonya kuruyor. Avantaj yetki ve prestij sağlarken risk ise bilgi üretiminde daralma tedavi çeşitliliğinin azalması ve toplumsal erişimin sınırlanması olarak karşımıza çıkıyor. Bizim somut analizlerimiz de buradan geliyor yani hem bu gözlemler hem de bu çerçeve notlarımızı ve ileride yapacağımız çalışmaların temelini oluşturuyor.
Sevgiler...
İrlanda, İsrail'i 3-0 yendi.
Macaristan'ın Debrecen şehrindeki Nagyerdei Stadyumu'nda oynanan müsabakada başlama düdüğünden önce tarihi anlar yaşandı.
İrlanda Cumhuriyeti oyuncuları, İsrail milli marşının okunduğu esnada yere bakarak İsrail'i protesto etti.
🖤 Siyah bantla çıktılar, millî marş esnasında mahcubiyetlerini gösterircesine boyun eğdiler, golden sonra 🇵🇸 Filistin'e adadıkları siyah bantları öptüler...
🇮🇪 İrlanda, UEFA Uluslar Ligi'nde İsrail sınavından skor olarak da tavır olarak galibiyetle çıktı.
- Ils ont parlé avant le match.
- Ils ont soutenu la Palestine.
- Ils ont baissé la tête pendant l'hymne nationale.
- Ils n'ont pas serré la main des joueurs.
- Célébration avec un brassard noir pour les victimes.
- 3-0.
Les Irlandais ont été légendaire.
UMRE İÇİN GİTTİLER, 7 AYDIR DÖNEMİYORLAR!
Sakaryalı bir aile, umre için gittikleri Mekke'de yaşanan seccade tartışmasının ardından başlayan hukuki süreç nedeniyle yaklaşık 7 aydır Suudi Arabistan'da.
İddiaya göre olay sonrası aile gözaltına alındı, Serdar Ünlüce 47 gün cezaevinde kaldı ve aile hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulandı. Şimdi tek beklentileri var: Türkiye'ye, ailelerine ve evlerine dönebilmek...
Aile yayınladıkları video ile Cumhurbaşkanın'dan ve yetkililerden yardım talep ediyor.
Bir ibadet yolculuğu nasıl böyle uzun ve zorlu bir bekleyişe dönüştü?
SİZE ÇOK ÖNEMLİ BİR MESAJIM VAR:
Hasidik Yahudiler’in siyonist kolu Chabad’lar ile ilgili yayınladığımız belgeselimiz 2 haftada 69 milyon kez izlendi. Bu bizim için bir rekor.
Bu konu daha önce defalarca kez başkaları tarafından çekilmiş olsa da, bizim belgeselimize gösterdiğiniz özel ilgi için teşekkürler.
Ancak geçmiş yıllara ait bazı görüntüler sanki bu belgeselde yaşanmış ve yeni olaylarmış gibi her yerde paylaşılıyor.
Yine bu etkileşimin neticesinde toplumumuzdaki bazı kesimler tarafından adeta abartılarak kahramanlaştırıldığımı da görüyorum.
Ve tüm bunların çok daha önemli bir gerçeği gölgede bırakmasından rahatsızlık duyuyorum.
Bu yüzden şu an sahip olduğum popülerliği işte bu önemli gerçeğe dikkat çekmek için değerlendirmek istiyorum; dünyanın en büyük hapishanesine dönüşen Gazze’ye.
Sadece İstanbul’daki Beykoz ilçesi kadar küçültülmüş bir alanda 2.000.000 milyondan fazla insan yaşam mücadelesi veriyor. Ve ne mizah akımının, ne sahte Amerika karıştı görüntülerinin, ne de benim abartılmamın bu insanlara hiçbir faydası yok.
Bugün daha önce hiç olmadığım kadar gündemdeyim.
Eğer bu kadar büyük bir ilginin, milyonlarca görüntülenmenin ve sosyal medyada oluşan bu enerjinin bir anlamı olacaksa size çağrım şudur.
Filistin’de kaderine terk edilmiş ve yardıma muhtaç yüzbinlerce insan var. Size bir bağış linki vermiyorum. Ama siz de eğer benim gibi düşünüyorsanız, güvendiğiniz yardım kuruluşları aracılığıyla bu insanlara yardım edin. Özellikle çocuklar. Bazıları evini, bazıları ailesini, bazıları geleceğini kaybetti. Bu çocukların sesi yeteri kadar duyulmuyor.
En azından, gündemin ürettiği bu enerjiyi sosyal medyada doğru paylaşımlar yaparak bu çocukların sesi olmaya dönüştürün. Türk Aklını kullanın.
Her insan kendini eğitmek zorundadır; çünkü en büyük düşman, kontrolsüz bir zihin, eğitilmemiş bir karakter ve alışkanlıkların kölesi olmus bir ruhtur.
Seneca
Sorunları çözmek adına pratik çözümler üretemiyoruz… Evet, cenaze sahiplerinin yemek verme zorunluluğu onlara maddi ve manevi bir yük bindiriyor ve gerçekten rahatsız edici. Ancak bu kadim uygulama vefat eden için son görevini yerine getirmek ve yakınlarına manevi destekte bulunmak için uzak mesafelerden gelen misafirler için çok önemlidir. Üstelik vefat edene bağışlanan bir hayır da söz konusu. Hal böyleyken daha pratik bir çözüm bulunabilir. Örneğin bizim çözümümüz şöyle oldu: geniş aile bireyleri kendi aralarında aylık para toplayarak ortak bir fon oluşturulur ve o aileden herhangi biri vefat ettiğinde bu para ile yemekler verilir ihtiyaçlar karşılanır. Dayanışma kültürünü yok etmenin anlamı yok.
Göğüs uzmanı bi doktor arkadaşım 500e yakın hastaya hangi sigarayı içtiğini sorup not almış ve marlboro grubu (touch blue) içenlerde öksürük düzeyi minimumken en çok öksürenler Winston grubu (Dark blue) içenler çıkmış