Gözyaşlarım, mutluluğun resmini ifade etmeme her ne kadar engel oluyorsa da, sıcak yürekleri paylaşmak mutluluğumu artırıyor.
#ÇocuklarGülünceGüzel#İyilikKazanacak
Hiçbir inancı, hayatımın hiçbir döneminde siyasetin ve propagandanın malzemesi yapmayı doğru görmedim. İslam inancının en müstesna zamanlarından olan Muharrem ayının ve Aşura gününün de siyasi polemiklere, gerilimlere, kavgalara, propaganda hesaplarına ve istismara konu edilmesine müsaade etmeyecek; en azından bu utancın ve bu vebalin bir parçası olmayacağız.
Bizim nazarımızda toplumsal ve manevi değerler; siyasi ikbal hesaplarından ve günlük siyasi kazanımlardan çok daha kıymetlidir. Bu değerlere karşı gösterilmesi gereken özen, her türlü siyasi hesap ve beklentinin üzerindedir.
Bu anlayışla, programımızda yer almasına rağmen, içinde oluşan atmosfer nedeniyle Aşura etkinliğine fiziken katılmamanın daha doğru, daha anlamlı ve daha isabetli olacağı kanaatine vardık. Çünkü bazı zamanlarda en doğru duruş, kalabalıkların içinde görünmek değil; inancın siyasete malzeme edilmesine ortak olmamaktır.
Aşura etkinliğine yönelik mesajımı, gönül birlikteliğimizin ve muhabbetimizin bir nişanesi olarak sizlerle paylaşıyor; bizi en doğru anlayacağına inandığım bütün canlarımızı en kalbi duygularımla selamlıyor, Muharrem ayının ve Aşura’nın birlik, kardeşlik ve hakikat ikliminin hepimize hayırlar getirmesini diliyorum.
Adları sürekli hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, irtikap, yağma… gibi suçlarla anılanlar neden bu konuyu gündeme getirir? Sanki Demirtaş’ı savunuyormuş gibi yaparak “DOKUNULMAZLIK ZIRHI”nı tekrar kazanmak istemelerindeki asıl amaç nedir?
CHP zırhını kullananların hesap etmekte geç kaldıkları şey, dokunulmazlık zırhını kullanamayacak olmalarıdır.
Yolsuzluk ve hırsızlık yapanlar, “DOKUNULMAZLIĞIN KALDIRILMASINA” doğal olarak itiraz eder. Bu konunun altında yatan korkularını adeta ifşa eder.
Sayın Selahattin Demirtaş, “SİYASİ TUTSAK” olarak içeride tutulmaktadır. Bu duruma yol açan ise tabii ki Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU “de-ğil-dir”; uzaktan yakından ilgisi de yoktur.
Neden sürekli olarak bu konu gündeme getirilir?
Bahse konu yasadan önce kaç milletvekilinin içeri atıldığı ortadayken, sanki bu yasa ile Demirtaş içeri atılmış gibi yapmak da ayrı bir cehalettir.
Ayrıca Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU kadar, başka biri Sayın Selahattin Demirtaş’ı gündeme getirmiş midir? Her grup toplantısında ve uzatılan her mikrofonda Sayın Demirtaş’ın haklarını duyurmak için çaba sarf etmiştir.
Neyse, konu uzun… “Hırsızlar, rüşvetçiler, yolsuzluğun dibine batanların sürekli olarak ‘DOKUNULMAZLIK’ çığırtkanlığı yapmaları normaldir.”
Ayrıca Manisa Milletvekilinin, o dönem herhangi bir yolsuzluk, rüşvet veya hırsızlık ile adı anılmamasından dolayı ne kadar canhıraş bir şekilde “Dokunulmazlıklar kaldırılsın” dediği de ortadayken, bugünkü fikir değişikliğinin sebebi acaba nedir?
Bunda hepimizin imzası vardı !
Doğru yaptık. Yine olsa yine yapmalıyız. İktidar muhalefet ayrımı yapmaksızın tüm parti milletvekilleri de böyle yapmalı.
Kürsü dokunulmazlığı dışında bir suç işleme ayrıcalığı kimse için olmamalı.
Şimdi faturayı Kılıçdaroğlu'na keserek linç operasyonuna kendimizi kaptırmak tarihi gerçeği değiştirmiyor.
Dokunulmazlıkların kaldırılması süreci, verdiğimiz hukuk mücadelesi ve yalan bilgilerle çarpıtılmak istenen gerçekler;
Son dönemde geçmişteki milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması süreci üzerinden yapılan haksız eleştiriler ve oluşturulmaya çalışılan algılar karşısında, gerçekleri ilk günkü netliğiyle halkımızla paylaşmak bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Şu anda hiçbir dokunulmazlığı olmayan ve Erdoğan’ın açtığı birçok davada onlarca yıl hapis cezasıyla yargılanan, bir kısmından da ceza almış bir siyasetçi olarak tekrar söylüyorum; kürsü dokunulmazlığı dışında hiçbir dokunulmazlığı doğru bulmuyorum.
22. Dönem milletvekillerimizin ve aday adaylarımızın noter huzurunda, kendilerine tanınan dokunulmazlık ayrıcalığından faydalanmayacaklarını beyan etmeleri de bizim konuya bakışımızın göstergesidir.
2016 yılındaki dokunulmazlıkların kaldırılma sürecinde AKP, anayasa değişikliklerini referanduma götürerek yapmak istedi. Bu, ülkenin üzerine bir karabasan çöktürme niyetiydi. Bağrımıza taş bastık, risk aldık; bu karabasanı ve ülkenin tehlikeli bir biçimde kutuplaşmasını engelledik.
Sayısal çoğunluğumuz ancak buna imkân verdi. Dönemin milletvekili arkadaşlarımız her adımına şahittir.
Biz, iktidarın bu algı operasyonunu ve kurduğu siyasi tuzağı bozmak, bütün milletvekillerinin hiçbir suçtan korkusu olmadığını göstermek adına o dönem “Evet” dedik.
Bu karar, iddia edilenin aksine, siyasi bir günah veya teslimiyet değil; iktidarın elindeki en büyük propaganda silahını elinden alma hamlesiydi.
Üstelik o günkü anayasal ve yasal sürece göre, dokunulmazlığı kalkan bir siyasetçinin tutuksuz yargılanması, yargılama bittikten sonra eğer bir ceza kesinleşirse gereğinin yapılması gerekiyordu. Ancak iktidar, yargıyı sopa gibi kullanarak yasal süreci ve evrensel hukuk ilkelerini çiğnedi; milletvekillerini apar topar gözaltına alıp tutukladı.
Burada suçlanması gereken muhalefet değil, hukuku katleden Saray rejimidir.
Bu sürecin perde arkasını, hukuki boyutunu ve o günkü siyasi iklimi en iyi bilen kişilerden biri de Sayın Selahattin Demirtaş’tır. Biz, Sayın Demirtaş’ın ve tüm siyasi tutsakların haksız, hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulmasına karşı ilk günden beri en gür sesi çıkardık; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması ve Demirtaş’ın özgürlüğü için meydanlarda, Meclis kürsülerinde ve Adalet Yürüyüşü’nde her zaman en ön safta mücadele ettik.
Hal böyleyken, bugün gelinen noktada hem bu büyük hukuk mücadelesini görmezden gelen hem de el altından Erdoğan yönetimiyle pazarlık masasına oturan ve sözüm ona Sayın Demirtaş’ın yol arkadaşı olduğunu iddia eden bazı kişilerin tavırları tam bir tutarsızlıktır.
Biz geçmişte kurulan tuzakları bozarak hukuk zemininde kalırken, bugün Erdoğan’ın muhalefeti bölme oyunlarından biri olan dokunulmazlık meselesini yalan ve yanlış bilgilerle kamuoyunda işleyen siyasetçi ve gazeteciler, bilerek ya da farkında olmadan iktidara hizmet etmektedir.
Bizim ne halkımıza karşı bir günahımız ne de Adalet Yürüyüşü’müzden bir milim sapmamız vardır! Dün olduğu gibi bugün de ilkeli duruşumuzdan taviz vermeden; hem Saray rejimiyle hem de onunla iş birliği yaparak demokratik muhalefeti zayıflatmaya çalışanlarla mücadele etmeye kararlıyız.
Buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Sayın Demirtaş’ın, Selçuk Kozağaçlı’nın, Can Atalay’ın, Gezi tutuklularının, haksız yere tutuklu bulunan bütün belediye başkanlarımızın ve bu milletin her bir üyesinin hakkını sonuna kadar arayacağımı bilmenizi isterim.
Bu ülkede tek bir adaletsizlik, tek bir mazlum kalmayana dek; herkes için adalet, herkes için hukuk demeye inatla ve kararlılıkla devam edeceğiz!
Kıymetli evlatlarım,
YKS’ye girecek tüm gençlerimize başarılar diliyorum. Emeklerinizin karşılığını alacağınız, umutla hatırlayacağınız bir sınav olmasını temenni ediyorum.
Yolunuz açık olsun.
TETİKÇİ SERDAR CEBE! @serdarcebe
Sen ve kanalın, müptezelliği ve havlucuları savunmayı kendinize görev edinmişsiniz!
📢 Yayındaki üç kişinin nasıl bir tutum içinde olacağını şimdiden görüyoruz.
Gazetecilik mi yapacaklar, yoksa tetikçilik mi?
Hep birlikte izleyeceğiz.
Ancak kendisini gazeteci olarak tanıtan Serdar Cebe, daha yayın başlamadan, tam 35 dakika önce tetikçiliğe soyunmuş durumda. Üstelik ekranlardan, yayındaki üç isme adeta talimat veriyor.
Ne için?
CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na saldırmaları için!
Gazetecilik; ön yargıyla hedef göstermek, algı oluşturmak ve ekranlardan yönlendirme yapmak değildir. Bu tavır, tarafsız yayıncılıkla değil, siyasi tetikçilikle anılır.
Kamuoyu da bu yayın sırasında kimin gazetecilik yaptığını, kimin tetikçilik peşinde olduğunu açıkça görecektir.
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YILDIRIM KAYA’DAN, YKS MESAJI
CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ile ilgili video mesajı paylaştı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, YKS ile ilgili hazırladığı video mesajında şu ifadelere yer verdi:
“YKS’YE GİRECEK GENÇLERİMİZE: BAŞINIZI DİK TUTUN!
Bu hafta sonu Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) girecek tüm gençlerimize başarılar diliyorum.
Öncelikle bilinmesini isterim ki; bu sınav sizin değerinizi, kişiliğinizi, yeteneklerinizi ve hayallerinizi belirleyen bir sınav değildir. Bu sınav yalnızca belirli bir günde ortaya koyduğunuz performansı ölçmektedir. Sizler, herhangi bir sınav sonucundan çok daha değerlisiniz.
Ne yazık ki AKP iktidarı yıllardır gençlerimize çalışarak, emek vererek ve nitelikli bir eğitim alarak başarılı olunamayacağı duygusunu dayatmaktadır. Gençleri umutsuzluğa, geleceksizliğe ve çaresizliğe mahkûm eden politikalar uygulanmaktadır. Bunun en somut göstergelerinden biri de üniversiteye giriş sınavlarına olan ilginin azalmasıdır. 2025 yılında lise mezunu olan yaklaşık 831 bin öğrencinin 270 bine yakını YKS’ye başvuru dahi yapmamıştır.
Gençlerimizin önemli bir bölümü gelecek umudunu kaybetmekte, eğitim ile yaşam arasında kurması gereken bağı kuramamaktadır. İktidarın gençlere sunduğu tablo; güvencesizlik, işsizlik ve belirsizliktir. Bugün kimi zaman “yeni nesil suç örgütleri” tartışmaları üzerinden konuşulan olguların temelinde de gençlerin içine sürüklendiği bu umutsuzluk ve geleceksizlik bulunmaktadır.
Ancak gençlerimize çağrım açıktır: Bu tabloya teslim olmayın. Başınızı dik tutun. Geleceğin sahibi sizlersiniz.
Sevgili gençler;
Birçoğunuz devlet okullarında, sınırlı olanaklarla, büyük fedakârlıklarla eğitim hayatınızı sürdürdünüz. Eğitimde fırsat eşitliğinin ortadan kaldırıldığı, ekonomik koşulların her geçen gün ağırlaştığı bir dönemde sınava hazırlanmak zorunda kaldınız.
Bakanların ve ayrıcalıklı kişilerin çocukları her hafta deneme sınavı yapılan özel okullarda eğitim görürken, aynı Bakanlığın sorumluluğundaki devlet okullarında deneme sınavlarının uygulanması çeşitli gerekçelerle engellenmiş, sınav organizasyonu yapan öğretmenler dahi uyarılmıştır. Bu durum eğitimdeki eşitsizliğin ve çifte standardın açık bir göstergesidir.
Sizler bu adaletsizliklere rağmen mücadele ettiniz, çalıştınız ve bugünlere geldiniz. Bu nedenle yalnızca sınav sonucunuzla değil, gösterdiğiniz emek ve kararlılıkla da gurur duymalısınız.
Sınav günü kendinize güvenin. Olumlu düşünmeye, günlük rutininizi korumaya ve sakin kalmaya özen gösterin. Unutmayın; kim olduğunuz, hangi puanı aldığınızdan çok daha önemlidir. Sizler bu eşitsiz eğitim sisteminden ve bu adaletsiz düzenden çok daha değerlisiniz.
Sevgili anne ve babalar;
Çocuklarınızın eğitim hakkı için büyük fedakârlıklar yaptığınızı biliyorum. Derinleşen yoksulluğa rağmen tüm imkânlarınızı seferber ederek onların yanında oldunuz.
Bu nedenle çocuklarınızı yalnızca sınav sonucuna göre değerlendirmeyin. Onların gösterdiği emeği, sabrı ve mücadeleyi görün ve takdir edin.
AKP iktidarı yıllardır eğitimde yarattığı eşitsizliklerin sorumluluğunu ailelerin omuzlarına yüklemeye çalışmaktadır. Çocukların başarılı olabilmesi için özel dersler, özel okullar, kurslar, dershaneler ve özel koçluk hizmetleri zorunluymuş gibi bir algı yaratılmaktadır. Bu anlayış eğitim hakkını parası olanın ulaşabildiği bir ayrıcalığa dönüştürmektedir.
Sakın kendinizi suçlamayın. Sizler de çocuklarınız da elinizden geleni yaptınız. Çocuklarınıza ve onların geleceğine inanmaktan vazgeçmeyin.
Bir kez daha YKS’ye girecek tüm öğrencilerimize başarılar diliyorum.
Bu yol çetin, bu yük ağırdır.
Herkes kaldıramaz.
Kimi yorulur, kimi ezilir
Kimi döner, kimi de bir nefeste söner.
Hak için varız
Halk için varız
Buradayız
Biriz, birlikteyiz
#SaflarıSıklaştırın#HakHukukAdalet
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman'a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır. Ve ona sorar;
"Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?"
Derviş kendini savunur;
"Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı."
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki;
"Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?"
Kuş'un kendisini savunması Hz. Süleyman'ı da şaşırtır;
"Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah'tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım."
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister. "Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın" diye emreder. Yaralı kuş o anda; "Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın" diyerek öne atılır.
"Neden" diye sorar Hz. Süleyman. Kuş sebebini şöyle açıklar;
"Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar... Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın... Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın."
Hikayenin ana fikrine gelecek olursak,
Dost gibi görünüp de düşman gibi çalışan, derviş hırkası giymiş yol düşkünlerinden ırak olun dostlar...
Sevgiyle
Kerbela’da zulme karşı hakikatin yanında duran Hz. Hüseyin’i ve yol arkadaşlarını rahmet ve saygıyla anıyor; bu yas günlerinde tutulan oruçların, dağıtılan lokmaların, edilen duaların ve paylaşılan acıların kardeşliğimizi, dayanışmamızı ve toplumsal barışımızı güçlendirmesini diliyorum.
Tutulan matem oruçlarının Hak katında kabul olmasını diliyor, canlarımızın Muharrem ayını saygı ve hüzünle selamlıyorum.
Paylaşmak Sorumluluğumuz, Dayanışma Yaşamımızdır.
Hepimizin sahip oldukları, bir başkasının umuduna can olabilir.
Kaynakları, bilgiyi ve imkânlarımızı paylaşmak; sadece yarınımıza değil, bugünümüze de değer katar.
Birlikte el ele vererek güçlenir, dayanışma sayesinde ayakta kalırız. Çünkü paylaştıkça büyür, birbirimize uzattığımız her destek eliyle toplumsal sorumluluğumuzu yerine getiririz.
#DayanışmaYaşatır
#HızırMarket