Petrol devleti S.Arabistan'a;
-"yenilenebilir enerji", "iklim hedefleri" kılıfıyla,
-Tüm riskler kamuya, tüm kazançlar onlara aktaran,
-Parlamento denetimi devre dışı bırakan,
- Yerli sanayi, ekolojik alanlar ve devletin kendi düzenleme kapasitesi feda edildiği,
- 30-49 yıllık imtiyaz veren anlaşma;
TBMM'de 79 vekilin oylamaya katılmayıp pusula vermesi skandalı ve minimum 200 sayısının karşılanmaması ile kabul edilmedi!
Dijitalleşmeyi yücelten, her yere sokan devletimizin saçma bir uygulamasını anlatayım:
Bu yıl, Kaş Patara plajına girebilmeniz için 2 girişlik kart çıkartmanızı isteyecekleri tutmuş.
(Patara'nın kumlarını kamyon kamyon çalınca sorun değil, ama yurttaş yüzünce sorun. Neyse karetta karettaların hatrına kabul ettik.)
Öğretim görevlisi indirimi için benden kimlik istediler. Gişeye gittim. Hem nüfuz cüzdanımı hem öğretim üyesi kartımı aldılar. Tarayıp sisteme yüklediler. Sonra görevli bilgilerimi girip kendi telefonlarına onay kodu gibi bir şey gönderdi. Tamamlanınca bana Müzekart gibi bir kart basarak verdiler.
2 girişten sonra aynı işlem yeni baştan başlıyor.
Yapmaları gereken iki tane bilet kesip vermek. Parayı vereceğim bileti alacağım ama yok, dijitalleşme fetişizmi.
Ya da o programları, kartları satanlar bakanlığa satanlar için akla ziyan bir işlem yaratılmış.
Bence her ikisi de.
Kimse de demiyor ki biz ne yapıyoruz. Yurttaş da demiyor ki siz ne yapıyorsunuz.
Mezunu olduğum TED Ankara Koleji'nin İstanbul Beykoz'daki şubesi İBB tutuklusu Murat Kapki'nin 8 yaşındaki oğlunun kaydını yenilememiş.TED ilkelerine ve ruhuna yakışmayan bu tutumu kınıyor ve derhal düzeltilmesini talep ediyorum.
TÜSİAD konuşmalarında hukuk yok, ülke sorunları yok. Küresel bağlamlı dokundurmalar var.
90'lı yılların karanlığında Bülent Tanör raporu yayımlayabilen kuruluş, şimdi vasata ortak...
Dijital yöntemleri kullanma becerisi sınırlı birisi olarak duygularıma tercüman bir yazı. Bir ülke bu kadar nobran, duygusuz, empatisiz olamaz, olmamalı.
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
Bugün oylanacak Avrupa Parlamentosu Türkiye raporu neyi içeriyor?
•Gri pasaportun vize muafiyeti suistimal edildi, hizmet için değil turistik amaçlı kullanılıyor.
•Laiklik uyarısı yapıldı. Dini temele dayalı bir ahlak anlayışı toplumun her katmanına kabul ettirilmeye çalışılıyor.
•Yargıda çifte standart olduğu iddia ediliyor. Demirtaş, Kavala, İmamoğlu gibi isimlerin dava ve tutukluluk süreçleri eleştiriliyor.
•Bakan Gürlek’e devletin baskıcı gücünü yargı eliyle kullandığı iddia ediliyor ve hakkında yaptırım talep ediliyor.
•Terörsüz Türkiye girişimleri destekleniyor.
•AB ve Türkiye arasında dünyadaki değişen dengelerden dolayı fırsat pencerelerinin açıldığı vurgulanıyor.
Bu belgeyi yazan, Nacho Sanchez Amor, ‘Türkiye raportörü olmak sinir bozucu bir iş’ dedi.
A heartbroken elderly Albanian man says Jared Kushner has taken everything he spent a lifetime building, including his land, his home, and the future he hoped to leave behind for his children.
He says he returned home one day only to find his property sealed off behind barbed wire, with men in black uniforms standing guard and refusing to let him step inside the house he once called his own.
In a single moment, he says, the life he had worked for was gone.
“It was the end of the world. The end of the world.”
“I felt imprisoned.”
“They took my freedom.”
“They took my livelihood.”
“They took my land.”
De Niro: I hate to say it, but loving our country is starting to sound like an abused spouse saying they love their abuser.
I can’t love a country that starts stupid and inhumane wars, killing thousands of innocents and indirectly causing the deaths and suffering of millions more.
I can’t love a country that takes healthcare away from millions of people and uses that money to enrich their pals in the Trump-Epstein class.
I can’t love a country that sends out masked militias to shoot citizens in the streets, torture our neighbors, and separate families.
I can’t love a country that’s led by a racist, misogynist, xenophobic tyrant.
And let me just say it: I can’t love a country that’s led by Donald Trump and his sycophant Congress.
Bu fotoğraf, peşinizi hiç bırakmayacak!
-Bir sendika genel başkanının barışçıl bir toplu eylemde, bir hak arama eyleminde şiddet kullanarak gözaltına alınmasının fotoğrafı -
Ters kelepçe işkenecedir!
Çalışma Bakanı olarak peşinizi hiç bırakmayacak, sizin siciliniz olarak hep anılacak, emin olun @isikhanvedat@egitimsen@KemalIrmak_
İzleyebildiğim kadarıyla “Cumhuriyet’in Demokratik Dönüşümü” konferansına hâkim olan temel anlatı, Türkiye’nin Cumhuriyet’in kuruluşunda içkin bulunan yapısal nedenler nedeniyle yüz yıl boyunca demokratik dönüşümün gerçekleşemediği varsayımına dayanıyor.
Kuruluş üzerinden kurulan bu yapısal devamlılık anlatısı ise son on yılda inşa edilen otoriter rejimi, Cumhuriyet’in kuruluş mantığının neredeyse kaçınılmaz ve doğal bir uzantısı olarak okuma eğilimine kapı aralıyor.
Böyle bir okuma, kurcu anın belirleyiciliğini abartan metodik sorunların yanında, bugünkü siyasal kırılmanın özgün dinamiklerini, aktörlerini, tercihlerini ve küresel bağlamını perdeleme riski taşıyor.
Lakin burada başka bir sorun daha var: “Süreç”ten yüksek beklentiler besleyenlerin, müzakere ettikleri rejimi sanki yüz yıllık Cumhuriyet’in tamamıyla, hatta onun da gerisine giderek yüzyılların ötesine geçen “devlet aklı”yla müzakere ediyorlarmış gibi kavramsallaştırmaları, otoriter rejimin kendi projesiyle de örtüşüyor.
Kadıköy’de esnafın dönüşümüne dair aşağıdaki paylaşıma ek: Kentsel ve rantsal dönüşüm de geleneksel esnafın kökünü kazıyor. Mütevazi kiralarla apartman altı dükkanlarda barınabilen terzi, kunduracı, nalbur, yufkacı vs. bina dönüşüme girip kıymeti kendinden menkul “rezidansa” dönüştürülünce dayatılan yeni kirayı haliyle ödeyemiyor ve ya işi kapatıyor ya göç ediyor.
Uyumayın!
Bu gece yatağa başını koyduğunda uyuyamayan iki kişi daha var çünkü: Tayfun Kahraman ve kızı Vera.
Tayfun, şuan tek kişilik hücresinde ışığı kapatmış, gözleri tavanda, karanlıkta kızını düşünüyor. Kavuşamamanın verdiği yürek acısıyla.
Ya Vera…
Babasının yanında olmasının güven duygusunun yokluğunda ürkek bir serçe gibi…
Vera, henüz 3 yaşındayken babası ondan koparıldı. Şimdi 7 yaşında. Dört yıl geçti. Vera babasız büyüyor…
Biliyor musunuz, Vera babasının evdeki halini hiç hatırlamıyor. Hem de hiç. Bir çocuğun, babasını evde nasıl güldüğünü, nasıl sarıldığını, sabah kahvaltısında nasıl oturduğunu unutmasının ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü?
Vera’nın hafızasında babasına dair kalan tek yer, ayda bir kez gittiği Silivri Cezaevi’nin soğuk görüş salonu. Babasını özgür bir insan olarak değil, demir kapıların ardında hatırlıyor.
Siz bir çocuğun uyuduğunda düşlerinin bile özgür olamamasının ne demek olduğunu bilir misiniz?
Ve Vera, artık Silivri Cezaevi’nden nefret ediyor.
7 yaşındaki bir kız çocuğu için cezaevi yolları, o zindan havası artık çok ağır geliyor. Bir çocuğun yüklenmemesi gereken kadar ağır…
Adaletsizlik, en çok bir çocuğun sessizliğinde büyüyor.
Uyumayın; Anayasa Mahkemesi kararının açıklanması ve uygulanması için Vera’nın sesi olun!
BÖLÜM: 2 - Türkiye'deki vatandaşlar vize randevusu bile bulamazken karaborsacı vize şirketlerinin "GARANTİLİ VİZE SATIŞI" yaptığını ilk kez ifşa ediyorum.
Vize çetesinin konuşmalarına ulaştım ve hepsini inceledim. Vize randevularını botlarla kapatan şahısların aynı zamanda da 15.000 euro karşılığında 3-5 aylık vize satışı yaptıklarını gördüm.
İstedikleri ülkeden vize alacaklarına o kadar eminler ki %100 vize alamazsak paranızı iade ederiz şeklinde sözleşme bile yapmışlar.
Siz, Avrupa'ya; eğitim, ödül veya özel etkinlik için randevu bile bulamazken bu şahıslar garip ilişkilerle bu işleri yürtmüş.
Bunları ihbar edenler bu şahısların bu sistemle sadece birkaç ayda MİLYONLARCA DOLAR para kazandığı söylediler.
Tüm ihbarları araştırdım ve inceledim. Kamuoyunun bilgisine sunuyorum. Bu verilerin hepsini de gerekli makamlara ilettim.
Bu yaptığım çalışmalar bu vize çetelerinin şikayetleri nedeniyle kaldırıldığı için bu haberi paylaşırsanız çok faydalı olur. Güveniniz ve gönderdiğiniz ihbarlar için teşekkür ederim.
Tarihteki en kuvvetli El Niño geliyor — küresel ısınmış bir zemin üzerine. Temmuz sonundan itibaren sıcaklık rekorları kırılmaya başlayacak.
Ama asıl risk rakamlarda değil. Klimasız, yalnız, kapısını çalacak kimsesi olmayan yaşlıların evlerinde.
2003: Avrupa'da 70.000 ölü. Büyük çoğunluğu yalnızdı.
Ne yapabileceğimizi yazdım — ve başlangıç çok basit. Komşunuzun kapısını tıklatın...
🔗 https://t.co/THK5XazzlR #SıcakHavaDalgası #ElNino #İklimUyumu #Türkiye #Yaz2026
This is the Iranian war theme song being performed by young Iranians in this video. its our Haka.
This song has played before each wave of attacks since Iran first struck back against America and Israel in late February.
Through sanctions, threats, and war, the spirit of Iran never dies.
Une grande victoire pour les Albanais !
Le gouvernement albanais annonce l'arrêt des travaux du projet de Kushner et Ivanka et la suspension du projet.
Les foules refusent de rentrer chez elles tant que le projet n'est pas annulé intégralement.
Türkiye’de babadan oğula bir rejim kuruluyor ve bazı koltuk fetişistleri de bu rejimde kimliklerini “temsil etme tekeli”ne sahip olmak için bu rejime dahil olmaya çalışıyor. Herkesin eşit olduğu yurttaşlar demokrasisinden çıkıp hiyerarşilerin
var olduğu marabalar rejimine gidiyoruz. Gerisi bu gerçeği gözünüzden kaçırmak için makyaj.
Akit TV bugün yanlışlıkla gazetecilik yaptı. Teknik ekip hâlâ sorunun kaynağını araştırıyor. Bilim insanları ise nadir görülen bir doğa olayı diyerek incelemelerine devam ediyor. Moderatörün akibeti ise sabaha belli olur😁
İzmir'de bir çiftçi, ihracatlık kirazına 15 TL fiyat verilince, kirazını kendisi 35 TL'ye satmaya başladı.
Bu kalitede kiraz İstanbul'da 300-500 TL'ye satılıyor.
Çiftçiden 15 TL'ye alınan ürün, İstanbul'da 500'tl'ye satılıyorsa o ülkede Tarım Bakanlığı diye bir bakanlık yok demektir!