@mhytos6@MustafaEkkin Ulan maloğlu mal, şehzadeler Osmanlinin son yıllarında Almanyada askeri eğitim aliyorlardı. Bu fotolarda o eğitimlerden çalişmalardan kalma. Bak bu da şehzade ömer faruk efendi. Ama bir foto daha var ingiliz askeri kıyafetini giyen kişiyi taniyacak misin bakalim
Bir neslin zihni, kelimeleri elinden alınmadan da işgal edilebilir. Şöyle ki; kelimeler yerinde bırakılır; içlerine başka bir dünyanın inançları, kabulleri ve gayeleri yerleştiriliverir. Kendi dininin diliyle konuştuğunu zannederken başka bir düşüncenin hükümlerini tekrar eder hâle gelir o nesil.
Bugün Müslümanların karşı karşıya bulunduğu en ciddi tehlikelerden biridir, kelimelerimizi muhafaza ederken mânalarımızı kaybetmek.
İmam Gazzâlî rahimehullah, el-Mustasfâ’da [s.18] şöyle der: "Önce mânaları zihninde belirleyip ardından lafızları onlara tâbi kılan, doğru yolu bulmuştur."
Bu ölçü, kavramların ardındaki hakikati araştırmamız gerektiğini hatırlatan önemli bir kıstastır aslında.. Zira bir fikrin hangi kelimelerle takdim edildiği kadar, o kelimelerle neyin kabul ettirildiği de mühimdir.
Örneğin, Şûrâ, adalet, hürriyet.. Her biri kendi anlam zemini içerisinde anlaşılması gereken mefhumlardır. Meselâ demokrasiyi şûrâ ile özdeşleştirmeden önce, yöneticinin seçilmesiyle çoğunluğun vahyin hükmünü geçersiz kılmaya yetkili sayılması arasındaki farkı görmek gerekir.
Bir usulde benzerlik bulunması, o usulün dayandığı bütün esaslarda birlik bulunduğunu göstermez. Meşruiyet kaynakları arasındaki ayrılık kelimelerin birbirine yaklaştırılmasıyla giderilemez. Bu noktayı iyi kavramamız gerekiyor.
Bir ideolojiyi tanımak için hangi şartlarda doğduğunu, kurucularının neyi reddettiğini, neyi esas aldığını ve sonraki savunucularının hangi gayeye yürüdüğünü de bilmek gerekir. Bununla beraber hükmü yalnız kurucularının niyetine bağlamak da yetmez; bugün savunulan muhtevaya da bakılmalıdır.
Zira bir düşüncenin İslâm’la münasebetini belirleyen, ona yakıştırılan sıfatlardan önce, insana ve vahye bakış açısındaki mahiyettir.
Şâtıbî rahimehullâh'ın el-Muvâfakat’ındaki [2/289] ifadesiyle: "Şeriatın konuluşundaki maksat, mükellefi hevâsının güdümünden çıkararak, zorunlu olarak Allah’ın kulu olduğu gibi kendi tercihiyle de O’nun kulu kılmaktır."
Ulema tarafından İslâm’ın gayesi böylece ortaya konulmuşken, insan iradesini ilâhî hükmün üzerinde gören bir esas hangi noktada onunla birleştirilebilir?
İslâm’a alternatif olma iddiasını ve onun hükmünü reddeden esaslarını muhafaza eden bir ideoloji, başına "İslâmî" sıfatı getirilerek zinhar İslâmîleştirilemez.
O esaslar terk edildiğinde ise zaten aynı düşünce savunulmuyor demektir. Birbirini reddeden iki hükmü yan yana yazmak, onları telif etmek değildir.
Kelimelerimizi kullanıyor diye her düşünceyi kendimizden sayamayız kardeşlerim!
Yaşadığımız çağda sinsi bir taktikle karşı karşıyayız: artık: Bir fikre meşruiyet kazandırmak için mukaddes kavramlarımız ödünç alınıyor. Oysa mânasını kaybetmiş bir kelimeyi dilde yaşatmakla temsil ettiği hakikat korunmuş olmaz..
@muskelonoe@NefBJK@heybencea E be orsevladi. Madem kadinin özgürce yaşam hakkı diyorsun, niye o zaman başörtülü çocuklari okula almadiniz, başörtülü gençleri üniversitelere almadiniz, niye onlara memurluğu yasak ettiniz, niye meclise girmiş bir hanımefendiyi başörtülü diye meclisten kovdunuz? Niye ulan niye
@n47magduru@bpthaber Asıl ingiliz yalaması kimdir biliyor musun?
Ingilizin şapkasını, kıyafetlerini, ağırlık birimlerini, alfabesini, mimarisini, kanunlarını, medeniyetini zorla kendi milletine dayatanlardır. Haklısın ama içimizdeki münafıkları farkedemedik. Hadi şimdi siktirgit ötede havla.
@n47magduru@bpthaber O zaman niye cumhuriyet kurdunuz la. Kendi kurduğun sisteme kendiniz sadik değilsiniz ki. 23te kuruyorsun 1950ye kadar seçim yapmiyorsun. 50de şeçileni 60ta asiyorsun. 70te seçileni 80de indiriyorsun. Resmen komedi
@dostoyevsk5k@AliAkbas_042 Tüm kemalistler atatürkçüler islam müslüman düşmanıdır ve ırkçıdır. Bunu açıkça beyan edemedikleri için çeşitli kılıflar uydurmuşlardir, siyasal islam gibi, laiklik gibi, arapları islamdan dolayi sevmiyorsunuz ama bize ihanet ettikleri için sevmiyoruz dediğiniz gibi. Saysam bitm
Cumhuriyete evet, laikliğe ve İslâm düşmanlığına hayır.
Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923'te bir İslam ve hilafet cumhuriyeti olarak kurulmuştur. Millet buna razıydı.
Daha sonra millete rağmen 1924'te hilafet ve 1926'da İslam hukuku tamamen ilga edilmiştir. 1928'de "Devletin dini İslamdır" ibaresi anayasadan çıkarılmış, 1937'de laiklik anayasaya konulmuştur.
Sonradan yapılanlara razı değiliz. Bu millet İslam ile dünyayı yönetmiş ve tarihin en büyük ve en medeni devletlerini kurmuştur. Ama bugün İslam ahkamı ve ahlakından uzaklaştığımız icin pek cok toplumsal sorun ve hastalıkla malul olduk. Bunların çözümü Cumhuriyetimizin yeniden İslam'la taçlandırılmasında yatar. Batılılaşma bizi biz olmaktan çıkarmıştır. Yeniden İslama dönmezsek batının kölesi olmaya devam ederiz. İslam ile aziz olursak bağımsız, ahlaklı ve erdemli bir toplum oluruz. "Allaha hep beraber tövbe ediniz ey müminler ki felaha/kurtuluşa eresiniz" (Nur suresi 31).
Unutma! Sustuğun yerde kalbinden geçenleri de bilen bir Rabbin var. Gözünden düşmeyen yaşları da görüyor, kimseye açamadığın dertlerini de biliyor.
Seni imtihan eden Rabbin, bir gün hiç ummadığın yerden öyle bir ferahlık verir ki çektiğin bütün acıları unutuverirsin..
Kemalizmi hafife almayın. Mimaride, müzikte, şiirde, zanaatta ve muhtelif birçok sanatta, ilimde, hukukta, şehircilikte ve daha birçok medeni sahada insanlık tarihinin zirvelerini görmüş bir milleti, çapulculukla ve yağmacılıkla övünen alçak bir kuru kalabalığa çevirdi.