Danimarka’da yaşayan 25 yaşındaki genç kadın, Türkiye’de gördüklerini anlatırken sözünü hiç sakınmadı! "Peygamberler bile değişmiş, bir tane adamı değiştiremiyoruz ya"
"Ben Danimarka'dan geliyorum ama İstanbul'un Bakırköy ilçesinde doğdum, büyüdüm. 3,5-4 sene önce oraya yerleştim. Yani buradaki gurbetçiler gibi değilim.
Her şeyin matematiğini kurabiliyorum ve her şeyi ayırt edebilecek kadar görebiliyorum.
Yemin ediyorum, saçlarım beyazladı. Ben bu ülkede doğup büyüdüğüm için farkı, nasıl ezildiğimizi daha iyi görebiliyorum. Hani zannediyorsunuz ya, şimdi 'Türk'üm' diyebiliyoruz.
Hiçbir şey diyemiyorsun. Ben bu ülkenin derdinden geceleri uyuyamıyorum. Çünkü benim arkadaşlarım benden çok yetenekli; benden çok daha zeki arkadaşlarım var.
Burada geçinmeye çalışıyorlar. Ben orada vasıfsız eleman olarak, garson olarak çalışıyorum. Geliyorum, burada krallar gibi yaşıyorum.
Ya, bu ülkede ben dışarıya çıktım. İki gündür, yemin ederim, derbeder oldum. Derdim ne, biliyor musun? Çünkü ben yapabiliyorum ama o yapamıyor.
Benim zoruma gidiyor ama senin zoruna neden gitmiyor ya? Madem bu kadar İslamcı bir ülkeyiz, ilk önce herkes kendi kitabını açsın, bir okumayı öğrensin, tamam mı? Hiç kimse sizden solcuların kitabını okumanızı istemiyor.
Madem bu kadar sağcısınız, İslamcısınız, yok efendim Türk milliyetçisisiniz ya, bilmem neslisiniz ya, o zaman gidin, ilk önce herkes kendi kitabını doğru düzgün okusun. Kimseye hesap vermek zorunda kalmayın.
Peygamberler bile değişmiş, bir tane adamı değiştiremiyoruz ya. Bir tane adam ne olacak ya? Din, AK Parti ile gelen bir şey değil ki.
Bir tane hayatımız var. Bu ülkenin övünebildiği tek bir şey kalmıştı. O da dört mevsimiydi. Yemin ediyorum, ülkenin yazını kışa çevirdiler.
En önemli kişiler siyasetçilerdir. Anne babamızı seçemiyoruz ama hayatımızı bu kadar etkileyen siyasetçileri seçebiliriz.
Abiler, ablalar, lütfen rica ediyorum, özgürlüklerinizin kısıtlanmasına izin vermeyin ya. Türkiye gerçekten dünyanın en önemli ülkesi.
Ne olur, kıymetini bilelim ve bunu geliştirelim. Bunun için yapılması gerekenler belli. Çalmayacağız, çırpmayacağız. Hepimiz dolandırıcıyız.
Çok korkuyorum. Yemin ediyorum, Taksim'e gideceğim. Diyorum ki: 'Bir bomba patlarsa ne yapacağım ben?' Ölmek de istemiyorum ama yaşamayı da güzel hâle getirmiyorlar bizim için yani. Bıktık. Bıktık.
25 yaşındayım, 55 yaşında gibi hissediyorum. Bu ülkenin derdini gerçekten bilmiyorum. Umuyorum, herkes için çok güzel bir hayat olur.
Umuyorum, doğru kararları verebilecek zihniyete sahipsinizdir. Tek ricam bu. Ne olur, adam seviciliği bırakın, kendinizi sevin.
Kendinizi severseniz kendi değerinizi bilirsiniz. Çok teşekkür ediyorum. Kusura bakmayın."
Murat Ağırel, Metris Cezaevinden mektup gönderdi:
- Suçum neymiş biliyor musunuz? Haber yapmayarak, örgüte üye de olmayarak, örgüte yardım etmişim.
- Vallahi şaka değil. Billahi değil. Niye inanmıyorsunuz?
- Cezaevindekiler de inanmıyor. “Olur mu öyle şey ya” diyorlar. “Oluyor” diyorum. Gülüyorlar.
- Kalemini namus bilen her gazeteci araştırır, belgeler ve yazar. Oturma organından ‘kulis bilgisi’ adı altında haber yapan haysiyet cellatlarını saymayın.
- Kalemini namus bilen herkes halkın sesi, kulağı, gözü olur.
- Gazetecilik yapmaya devam edeceğim. Şimdi kalemimi Metris Cezaevi’nin duvarlarına sürtüyorum, daha da keskinleşiyor.
“BANA ASLA BOYUN EĞDİREMEYECEKSİNİZ. BENİ TESLİM ALAMAYACAKSINIZ”
Silivri’den canlı…
Ekrem İmamoğlu:
Bilmelisiniz ki kurmak istediğiniz bu rejimin ne Türkiye tarihinde bir yeri vardır, ne de Türkiye'nin geleceğinde bir yeri olacaktır.
Siz bir fetret devrinin liderliğini yapıyorsunuz. Türkiye tarihinde kapanacak bir parantezin içindesiniz. O parantezin kapanmasını zorla engellemeye çalışıyorsunuz. Beni hapse atarak o parantezin kapanmayacağını, bu devrin böylece devam edeceğini zannediyorsunuz. Ama buradan söylüyorum; devriniz bitmiştir.
Türkiye geçmişte de ara dönemler yaşadı. Bu dönem de tarihe bir ara dönem olarak geçecektir. Ömrünü tamamlamış ve uzatmalara oynayan bir ara dönem. Zorla ayakta kalmaya çalışan, yorgun, gözünün feri bitmiş, muhakemesi zayıflamış, yürümekte zorlanan bir ara dönem. Enerjisi bitmiş.
Artık etrafınızda olup biteni dahi göremiyorsunuz, fark edemiyorsunuz. Küçük bir grubun yönlendirmesiyle yalnızca onlardan aldığınız haberlerle kararlar veriyorsunuz. Halktan kopuksunuz, sokaktan kopuksunuz. Meydandan, pazardan, camiden, milletten kopuksunuz. Milletin dışındasınız.
Kendinize uygun bir muhalefet inşa etmeye çalışıyorsunuz. Rakibinizi sandıkta değil adliyede yenmeye çalışıyorsunuz. Diplomamı iptal ediyorsunuz, kurultayı iptal ediyorsunuz, partiyi kapatıyorsunuz. Sonra da yaptığınız o milli irade hırsızlığını kutluyorsunuz.
Bu bir bitiştir. Bu sandıktan korkan iktidar, milletten korkuyor demektir’in daniskasıdır. Allah kimseyi sizin düştüğünüz bu acınası duruma düşürmesin. ( Salondan Amin sesleri)
Size üzülmüyorum ama milletimizi düşürdüğünüz duruma üzülüyorum. Yüce Rabbim kimseyi kendi hırsı, kendi koltuğu için millete zulmetme, millete yalan söyleme, milletten çalma, milletin servetini fonlara yandaşlarına dağıtma durumuna düşürmesin.
Yaradan sizi, sizden bu milleti korusun, bu milleti de sizden korusun.
Evet, kötülüklerin biriktiği, üst üste yığıldığı ve artık taştığı bir dönem yaşıyoruz ama Türkiye bu tuhaf, bu absürt, kendisine bu kadar yabancı dönemi mutlak geride bırakacak. Kendi gerçek kimliğine kavuşacak.
Bu kabus bitecek. Bu kabusun bittiği günler yakındır.
Yaradan’a dua ediyorum, Allah’ım ya Rabbim, sen bizi en kısa zamanda sandığa, sandıktan 1 gün sonra da pırıl pırıl bir Türkiye’ye uyandırmayı nasip eyle ya Rabbim.
Yaşadığımız bu dönem Türkiye tarihinin acayiplikler hanesine yazılacak. Sonra da kapanıp gidecek. İleride tarihçiler bu karanlık dönemi biraz şaşkınlıkla, biraz dehşetle yazacaklar.
Bir belediye başkanını metro yaptığı için, borcunu ödediği için, ihaleyi iptal edip daha ucuza yaptırdığı için yargılandığını okuyan çocuklarımız inanmayacak, akıllarına şaşacak. Bunu nasıl yaptılar diye utanacak.
Bunu yapanların çocukları okuyacak, utanacak. Ar edecekler. Babasından, amcasından, dedesinden utanacak. Allah kimseyi utanılacak dede, baba yerine düşürmesin.
Ve o gün herkese hesap soracak. Bu dosyayı kim kurdu, kim imzaladı, kim sustu? O soruların cevabını bu salon verecek, tarih verecek. Ve o tarih çok yakındır.
Şunu da söylemeliyim. Hem siz duyun hem bütün yurttaşlarımız duysun. Bu süreci kurgulayan size sesleniyorum.
Evet bugün elinizde bir devlet gücü var. Bir avuç militan bürokratla ülkeyi teslim aldığınızı zannediyorsunuz. Bir avuç danışmanla Türkiye’ye ayar verdiğinizi zannediyorsunuz. Seçim tarihi belirlediğinizi zannediyorsunuz.
Ama ne siz ne de o bir avuç militan bürokrat ne de o çevrenizdeki zavallılar, bana asla boyun eğdiremeyeceksiniz. Beni teslim alamayacaksınız.
Beni hapse atabilirsiniz. Zindana tıkabilirsiniz. Avukatımı yanıma sanık olarak getirebilirsiniz. Sesimi, yüzümü, fotoğrafımı yasaklayabilirsiniz. Kitabımı toplatabilirsiniz. Babamın emekli maaşına el koyabilirsiniz. Oğlumun özgürlüğünü kısıtlayabilirsiniz. Aileme her türlü saldırıyı yapabilirsiniz.
Ama benim irademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı.
⚠️ 500 liralık ilaca 22 bin lira fiyat biçmişler.
İsmi fon vurgununa karışan ve 20 milyar lira ile yurt dışına kaçtığı belirtilen Osman Arıkan Nacar ile ilgili yeni bir iddia gündeme geldi.
👉🏻 İYİ Partili Turhan Çömez, Nacar’ın İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun başındayken, SGK Sağlık Sigortası Genel Müdürü İsmet Köksal ile birlikte, ithal ilaçlara fahiş fiyatlar konulduğunu söyledi, akıllı kanser ilaçlarına değerinin 4 bin misli fiyat verildiğini iddia etti:
• Akıllı ilaçlarda da bir şebeke var. Bu şebeke şirket kuruyor ve ithal edilen akıllı ilaçlar için bu şirket aracılığı ile Sağlık Bakanlığı’na fiyat bildiriyor.
• 500 liralık ilaca 22 bin lira fiyat konuluyor. Akıllı kanser ilaçlarında ise yüzde 4000 fiyat farkı var.
• Devlet bunu vatandaşa ödemiyor o da çaresiz evini satıp bu ilaçları almaya çalışıyor.
• Bu şebekede Osman Arıkan Nacar, İsmet Köksal ve Ali Göl var.
• Silopi’de verem savaş dispanserinde pratisyen hekim olan Nacar, AKP iktidarında Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna ve akıllı ilaç rantının başına getirildi.
• Köksal İŞKUR’da çalışırken SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü yapıldı. İlaç rantının başına oturdu.
• Nacar ve Köksal, yurt dışından akıllı ilaçları ithal eden Ali Göl’ü de yanlarına aldı.
• Bu şirketin hisseleri 2026’da 10 küsur milyar lira değere ulaştı, ardından çökertildi ve akıl almaz rantlar götürdüler.
• Kuyaş şirketinde de bunlar vardı. 40 milyar lira da orada rant oluşturdular. (Sözcü - Deniz Ayhan)
İmamoğlu yargılıyor!
6 Mayıs 2019 mazbata iptalinden 2026 fon vurgununa kadar geçen yedi yıllık sürede, AK Parti Kara Düzeni’nin Millet’e vurgun maliyeti beş kalemde toplam
577 milyar 160 milyon dolar oldu.
Türk parasıyla 28 trilyon 540 milyar TL.
1 milyar 16 milyon asgari ücretlinin,
1 milyar 212 milyon emeklinin maaşı.
Soygun mu arıyorsunuz?
Buraya bakın!
Ekrem İmamoğlu:
“Siz Türk milletine ihanet etmiş insanlarsınız. Hangi denetimden kaçtık? Elinizde ne var? randevu bile veremediniz, telefonuma bile bakamadınız korkaklar! İki elim yakalarında. Hayatım ne kadar varsa o kadar mücadele edeceğim.”
“Bu Tayyip ve Bohçalıgiller’i ABD Emperyalist Haydut Devleti ve onun şefleri, casus örgütleri oynatıyor”, diye defalarca söyledik. İşte açık, net bir kanıt daha, bu söylemimize…
Suudiler ve Pakistan’la Tayyipgiller’in yaptığı “Mekke İttifakı”nın da yine Tayyipgiller’in, Bohçalıgiller’in ABD Emperyalist Haydut Devleti ve Siyonist İsrail’i savunmak için Husilerle savaşa girme hazırlıklarının da tümüyle ABD’li efendilerinden gelen bir emirle olduğu açık şekilde ortaya çıktı. Faşist, pedofil Trump emir veriyor; Tayyip ve Bohçalı, “Emrin olur sahip!” diyerek davranışa geçiyor.
İşte kahredici, isyan ettirici gerçek budur, arkadaşlar…
YOL DÜZLEME OPERASYONLARI
Bir zamanlar gazeteciler tutuklanırken, iktidar destekçileri koro halinde “ama gazetecilikten tutuklanmadı” derlerdi. Halk TV’ye el konmasına da, “haberlerinden dolayı değil, patronunun ticari işlerinden dolayı” diyorlar.
Sanırsınız Halk TV bugüne kadar hiç hedef alınmadı, hiç RTÜK cezası almadı, hiç para cezalarıyla bezdirilmeye çalışılmadı, hiç ekranı karartılmadı, hiç siyasiler tarafından “kapatılması” istenmedi!
Haberciliğinden değil de patronuna soruşturmadan el konmuşmuş!
Peki Tele1’e neden el kondu? “Haberlerinden dolayı değil, patronunun ticari işlerinden dolayı” mı?
Bal gibi de haberlerinden dolayı el kondu, çünkü Merdan Yanardağ hem kanalın patronu değildi hem de ticari bir işi yoktu. Yanardağ’a casusluk gibi kumpas bir suçlama yapılarak kanala çöküldü.
Çünkü Tele1’in haberleri iktidarı rahatsız ediyordu, çünkü Tele1’in yorumları iktidarın propagandasını boşa düşürüyordu. O nedenle Tele1’i önce RTÜK cezalarıyla bezdirmeye çalıştılar, sonra bir hafta süren karartmalarla yayınını durdurdular, hiçbirinden sonuç alamayınca da kumpas bir davadan hareketle kanala el koyup, kayyım elinde yayıncılığını bitirdiler.
Konu ne @merdanyanardag’dır, ne @cafermahiroglu’dur, ne şudur, ne budur; konu iktidarın “yeni rejim inşa” çalışmasıdır. Meselelere ne kulp takılırsa takılsın, son tahlilde olan, yeni rejim inşasında kritik dönemeç görülen cumhurbaşkanlığı seçimine doğru gidilirken, yolun iktidara uygun şekilde düzlenmesi olayıdır.
Saygıdeğer arkadaşlarım;
Bu Amerikan devşirmesi, Amerikan kuklası, Amerikan hizmetkârı, ABD Emperyalist Haydut Devletinin Şefi faşist, pedofil Trump’ın kuklası, oyuncağı, emir kulu Tayyip ve onun Kaçak ve de Haram Saray’ının bir operasyon enstrümanına dönüştürdüğü yargısı; bir kez daha ayağımıza kelepçe vurarak bizi ev hapsine aldı. Son üç yılımızın çok önemli bölümünü, ev hapsinde kelepçeli geçirdik.
Ama bu Tayyip; bakanları, bakan yardımcıları, yeğenleri, tüm amigolarıyla birlikte 1 trilyon TL’yi götürüyor, onlara bir şey yok. Onlara ne ev hapsi var ne başka bir şey var…
Ve bu vurgununu, soygununu, talanını unutturmak, gözden kaçırmak için de ne yapıyor?
Başka bir kanunsuzluk yapıyor.
Muhalif iki kanaldan biri olan Halk TV’ye çöküyor!
Dedik ya arkadaşlar; anayasa, kanunlar vs. bunun umurunda değil.
“Demokrasi benim için bir tramvaydır”, diyen adam bu.
Yargı margı şu bu, umurunda mı olur böyle bir adamın?..
Ama sıfırı tüketti!
Halkımız isyan halinde, feryat figan!
Ne yaparsa yapsın, Kaçak ve de Haram Saray’ının paldır küldür tekerlenmesini durduramayacak!
Ve sonunda yapıp ettiği bütün bu kanunsuzlukların, hırsızlıkların, ihanetlerin hesabını vermek üzere kendisini bağımsız ve tarafsız yargının karşısında bulacak.
Bundan kaçışı, kurtuluşu asla olmayacak!
ABD devşirmesi, kuklası, hizmetkârı bu Tayyip ve onun kaset tutsağı Bohçalı’sı; ihanette dur durak bilmiyorlar, kötülük ve ihanete de doyup kanmıyorlar.
İşte şimdi de Müslüman Husilere karşı ABD Emperyalist Haydut Devletini ve Siyonist İsrail’i korumak için onların yanında Türkiye’yi savaşa sokma derdindeler. Zaten anayasa, kanun takmayan ve kendisini her türlü kanunun üstünde gören Tayyip, Suudi saflarında görev yapmak için 200 asker göndermiş Yemen’e. Yığınla askeri ekipman da göndermiş.
Yahu bunun Suudi Arabistan ve Pakistan’la yaptığı “Mekke İttifakı”nın içeriğinin ne olduğunu kendilerinden başka kimse bilmiyor. Bu anlaşma metnini, emirleri altındaki Meclise getirip onaylatma tenezzülünde bile bulunmuyorlar.
Fakat bu anlaşmayı kim methederek övmüştü imzalanır imzalanmaz?
Amerikan Kongresi’ndeki en militan İsrail dostu Joe Wilson. Ve önceki dönemlerde şimdiki Thomas Barrack faşist pedofilinin yaptığı aşağılık görevi yapan ABD ajanı ve bölge valisi James Jeffrey.
Bu Tayyip ve Bahçeli hainleri, yüzlerce belki binlerce vatan evladını da ABD Emperyalist efendileri ve Siyonist İsrail için Yemen’de toprağa gömme derdinde.
Hep söyleyegeldiğimiz gibi arkadaşlar; bu Tayyipgiller’de ihanet ve kötülükte ne sınır var ne dur durak var. ABD Emperyalist Haydudunun başımıza sardığı bu Tayyipgiller belasından kurtulmadan halkımızın rahat bir nefes alması ve vatanımızın tehlikeden uzak kalması olası değildir.
Yani özetçe; tüm vatanseverlerin, demokratların, devrimcilerin en öncelikli görevi, bu hain kere hain iktidardan ülkemizi kurtarmaktır.
“DEM Parti, terörle mücadele kapsamında öldürülen her bir kişi başına devletten 2.300.000 TL istiyor!”
💥 Yılmaz Özdil’den flaş iddialar:
• Elimizi verdik, kolumuzu kaptırdık. Üstüne para istiyorlar ya.
• Hapisteki PKK'lıların serbest bırakılmasını öngören yasayı Meclis’ten geçirdik. Öyle değil mi?
• Abdullah Öcalan'a İmralı'da bahçeli dubleks ev de yapıldı. Yetmedi abi. Üstüne para istiyorlar. DEM Parti resmen yeni teklif sundu.
• Son 40 yılda terörle mücadele kapsamındaki zorunlu göç nedeniyle ölenlere veya öldürülenlere devletin tazminat ödemesini talep ediyorlar.
• Kişi başına 2.300.000 TL istiyorlar.
• Ayrıca terörle mücadele kapsamında boşaltılan köylere geri dönüş için o boşaltılan köylerin yollarının yapılmasını, içme suyu, kanalizasyon, elektrik ve haberleşme şebekelerinin yapılmasını, okul ve sağlık ocağı yapılmasını, ulaşım imkânının sağlanmasını talep ediyorlar.
• Ayrıca tazminat komisyonu ile birlikte hakikat komisyonu kurulmasını talep ediyorlar.
• Bu hakikat komisyonunu da Abdullah Öcalan istemişti.
• Terörle mücadeleyi ‘kirli savaş’ olarak nitelendiriyor.
AKP gittikten sonra yapılacaklar.
•Tüm imam hatip okulları kapatılıp spor, sanat ve meslek okullarına dönüştürülecek.
•Diyanet işleri başkanlığı kaldırılacak, bütçesi sağlık, eğitim ve bilime aktarılacak.
•Camiler, camiye gidenlerin bağışları ile ayakta duracak. Bütçeden ekstra bir pay ayrılmayacak.
•Basın, dağıtım ve TRT hiçbir hükümetin tekelinde olmayacak. Özgür ve bağımsız olacak.
• Ülkenin kaynakları birkaç çıkar grubunun elinden alınacak ve halkın yararına kullanılacak.
• Din temelli siyaset yasaklanacak ve Kutsal kitap ile seçim meydanlarına çıkanlara ömür boyu hapis verilecek.
• Irkçı, dinci ve mezhepsel söylemlere ağır suçlar getirilecek.
• Tüm kamu ve kurumlarda türban yasaklanacak. Dini hiçbir simge sokakta takılamayacak.
• Okullarda Anadolu ve Roma tarihi okutulacak. Felsefe, sosyoloji ve psikoloji dersleri ile Evrim tekrar bilimsel düzeyde okutulmaya başlanacak.
Başka neler yapılabilir, gönderinin altına yazın.