Günlük hatırlatma: Her şeyi kişisel algılama.
Bazen insanlar seni kırdığı için değil, kendi yaralarıyla yaşadığı için kırıcıdır.
Bazen ilgisizliği senden değil, kendi karmaşasındandır. Bazen de sana veremediği şeyi kendisine de veremiyordur.
Ama tüm bunları anlamaya çalışırken bir şeyi unutma. Sonuca bak. Bir insanın niyeti ne olursa olsun, sana sürekli kendini değersiz hissettiriyorsa, sürekli üzüyorsa, sürekli yıpratıyorsa bunun sende bıraktığı etki gerçektir.
Çünkü insanları anlamaya çalışmak güzeldir.
Ama kendini ihmal edecek kadar değil.
Bazı evlerde kız çocuklarıyla erkek çocuklarına aynı davranılmadığı da bir gerçek. Erkek çocuğun yaptığı şeyler daha kolay tolere edilirken, kız çocuğundan daha anlayışlı, daha fedakâr ve daha olgun olması beklenebiliyor.
Yıllar sonra bunun etkisi sadece çocuklukta kalmıyor. Bazı kız çocukları büyüdüklerinde hâlâ kendilerini kanıtlamaya çalışıyor. Hâlâ yeterince değerli olduklarına birilerini ikna etmeye uğraşıyor.
Çünkü insan en çok da çocukken gördüğü muameleyi kendine bakışına dönüştürüyor.
Ve bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey daha fazla imkân değil,eşit görüldüğünü hissedebilmek oluyor.
Babası vefat eden insanların içinde tarif etmesi zor bir boşluk olur. Çünkü bazı insanlar sevgisini sarılarak değil, varlığıyla hissettirir. Baba da çoğu zaman böyledir.
Belki her gün uzun uzun konuşmazsınız. Belki duygularını çok belli etmez. Ama onun hayatta olduğunu bilmek bile insana görünmeyen bir güç verir.
Sonra bir gün başınız sıkışır, bir karar vermeniz gerekir ya da güzel bir haber alırsınız. İçinizden ilk geçen şey onu aramak olur. Ama arayamazsınız.
İnsan o an anlıyor aslında. Bazı özlemler zamanla azalmıyor. Sadece insan, canı yandığını daha sessiz yaşamayı öğreniyor.
Günlük hatırlatma:
Herkesi kurtarmak zorunda değilsin.
Herkes seni anlamak zorunda olmadığı gibi, sen de herkesi anlamak zorunda değilsin. Bazı insanlar değişmek istemez. Bazı insanlar verdiğin emeğin kıymetini bilmez. Bazı insanlar ise sen ne yaparsan yap, seni kendi gördüğü yerden görmeye devam eder.
Bu yüzden bugün kendine şunu hatırlat:
Her şeyi düzeltmek senin görevin değil.
Bazen bırakmak, uğraşmaktan daha sağlıklıdır.
İnsan bazen affedemediği için değil, olanları hak etmediğini düşündüğü için unutamıyor.
Çünkü bazı acılar yaşanandan değil, yaşanmaması gerektiğini düşündüğümüz şeylerden geliyor.
“Ben buna ne yaptım?”
“Bunu hak edecek ne vardı bende?”
“Bu kadar çabanın karşılığı bu muydu?”
İnsan yıllarca yaşadığı olayı değil, cevabını bulamadığı soruları taşıyor içinde.
Ve bazı yaralar zamanla kapanmıyor.
Sadece insan, o yaraya dokunmamayı öğreniyor.
Hoş geldin Haziran…
Bazılarımız için yeni bir ay değil sadece.
Biraz toparlanma ümidi,
biraz iç huzuru, biraz da “belki bu ay her şey daha güzel olur” düşüncesi.
Çünkü insan bazen çok yoruluyor.
Aynı şeyleri düşünmekten,
aynı kırgınlıkları taşımaktan,
hep güçlü kalmaya çalışmaktan…
O yüzden bu ay herkesin kalbine biraz huzur gelsin. Biraz iyi haber, biraz iç rahatlığı, biraz da gerçekten mutlu hissedeceği şeyler…
Annesi vefat eden insanların içinde kimsenin tam göremediği bir eksiklik oluyor. Dışarıdan normal görünürler belki, gülerler, konuşurlar, hayatlarına devam ederler… ama içlerinde bir yer hep boynu bükük kalır.
Çünkü insan annesini kaybedince sadece bir insanı kaybetmiyor.Kendini koşulsuz seven sesi, yorulduğunda sığınacağı yeri, bu dünyadaki en tanıdık huzuru kaybediyor.
Ve bazı acılar zamanla geçmiyor aslında.
İnsan sadece o acıyla yaşamayı öğreniyor.
Bir gün güzel bir şey oluyor mesela, içinden ilk ona anlatmak geliyor.
Hasta oluyor, “anne” demek geliyor içinden.
Canı çok yanıyor ama sarılacağı kişi olmuyor artık.
İşte o an anlıyor insan…
Bazı yokluklar hiçbir şeyle dolmuyor.
Bu ülkede insanlar yorgunluktan çok, gelecek kaygısından tükeniyor artık. Kimse sadece bugünü yaşamıyor. Herkesin kafasında “yarın ne olacak?” düşüncesi var.
İnsanlar gençliğini yaşayamıyor mesela.
Bir kısmı geçim derdinde,
bir kısmı aile yükünde,
bir kısmı çocukluğunda alamadığı sevgiyi alma derdinde, bir kısmı da sadece hayatta kalmaya çalışıyor.
O yüzden kimsenin tahammülü kalmadı biraz da. Çünkü huzursuz insan sakin kalamıyor.
Ve bence bu çağın en büyük problemi şu:
İnsanlar artık yaşamıyor.
Sadece hayata yetişmeye çalışıyor.
Hayat zaten zor. Bir de ilişkilerinizi zor seçmeyin.
İnsan bazen aşk sanıyor bazı şeyleri. Sürekli düzelmesini beklemeyi, sürekli alttan almayı, sürekli anlamaya çalışmayı… Ama huzur vermeyen şey sevgi olsa bile insanın ruhunu yoruyor.
Kolay olanı hak ediyorsunuz.
Yanında kendiniz gibi olabildiğiniz insanları…
Sevilmek için savaşmak zorunda kalmadığınız ilişkileri… Yorulmaktan çok huzur hissettiren sevgileri…
İnsan bazen sadece yorulduğunun görülmesini istiyor ya. Bu bile bütün yorgunluğunu azaltıyor bazen. Ya da en azından çektiği şeyi anlamlı hissettiriyor. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyorsun, düşünüp duruyorsun, uğraşıyorsun ama insanlar sanki bunlar zaten senin görevinmiş gibi davranıyor.
Bir kere de “çok yoruldun” deseniz olmaz mı?
Hemen kendi yorgunluğunuzla kıyaslamadan, “ama ben de şöyleyim” demeden, sadece teşekkür etseniz çok mu zor gerçekten?
Çünkü insan bazen yaptığı şeylerin karşılığını değil, görüldüğünü hissetmek istiyor sadece.
Bazı insanlar size bazen çok iyi davranır, bazen de canınızı yakar. İşte insanı en çok karıştıran şey de budur. Çünkü yaptığı iyilikleri görüp “aslında iyi biri” demek istersiniz. Size bir gün değer verir, bir gün kırar; bir gün yanınızda olur, başka bir gün sizi yalnız bırakır. Ve siz hep o iyi olduğu günlere tutunursunuz.
Bir insanın ara sıra iyi olması, size zarar vermediği anlamına gelmez. Çünkü bazı insanlar tam da bu yüzden hayatınızda kalır. Sizi tamamen kaybetmeyecek kadar iyi, tamamen huzurlu hissettirmeyecek kadar da kırıcı davranırlar.
Eşlerinizle olan sorunları herkese anlatmayın. Çünkü bazı insanlar, kendi hayatında cesaret edemediği şeyleri sizin hayatınızda kolayca söyleyebilir.
Bir tartışma sonrasında size:
“Boşver, ayrıl, bunu kabul etme.”
demek kolaydır.
Ama o ilişkinin yükünü de, gecesini de, emeğini de siz taşırsınız. Her kırgınlık bitiş değildir. Her öfke sevgisizlik değildir.
Bazen insanlar sorun çözmekten çok, kendi içindeki kırgınlığı sizin ilişkinize taşır.
Bu yüzden ilişkinizi herkesin yorumuna açmayın.Çünkü bazı kapılar dışarıdan akıl almakla değil, içeride emek vermekle ayakta kalır.
İnsan bazen en çok bastırdığı şey tarafından yönetilir. “Unuttum” dediği şeyler davranışlarına karışır, “etkilenmedim” dediği olaylar ruhunda yaşamaya devam eder. Çünkü bilinçdışı susmaz. Sadece kendini başka şekillerde gösterir.
Bazı insanların öfkesi geçmişten gelir, bazılarının terk edilme korkusu çocukluktan, bazılarının sevgiyi hak etmediğine dair inancı ise yıllarca duyduğu eksik cümlelerden…
Ve insan bazen bugünkü hayatını değil, geçmişte iyileşmeyen taraflarını yaşar.
Az şey bekleyeni, en çok üzüyorlar.
Oysa mesele ihtiyaçlarının az olması değil; kalplerinin yetinmeyi bilmesi. Ama ne acıdır ki insan bazen en çok burada kırılıyor. Çünkü karşı taraf, uğraşmadan da onu kaybetmeyeceğini düşünüyor.
Bir süre sonra mesaj geç gelir,
ilgi azalır, emek eksilir…
Çünkü kolay kalan insanların kıymeti çoğu zaman geç anlaşılır.
Ve insanı en çok da şu üzer:
Sevilmemek değil,
uğraşmaya değer görülmemek.
Bazı insanlar çocukluğundan beri güçlü olmak zorunda kaldı.
Erken büyüdüler.
Erken sustular.
Erken yoruldular.
Bu yüzden bugün biri onlara “Sen dinlen, ben hallederim” dediğinde bile içleri rahat etmiyor. Çünkü alışık oldukları şey huzur değil; yük taşımak.
Ve insan bazen en çok da tam burada tükeniyor: Kimseye yük olmamaya çalışırken, kendi ruhunun altında kalıyor.
İnsan bazen en büyük yalnızlığı kalabalığın ortasında yaşar. Çünkü mesele etrafındaki insanların sayısı değildir; ruhuna değen birinin olup olmamasıdır. İnsan, çocukluğunda eksik kalan sevgiyi büyüdüğünde herkeste arar. Bu yüzden bazıları bir omuza değil, bir “tamamlanma hissine” sarılır.
Ama trajedi şuradadır: İnsan, içindeki boşluğu başkasıyla kapatmaya çalıştıkça daha çok yorulur. Çünkü hiçbir insan, başka bir insanın çocukluk yaralarını tamamen iyileştiremez. Bazıları bunu aşk sanar. Oysa bazen aşk dediğimiz şey, sadece terk edilmekten korkan bir ruhun çırpınışıdır.
Ve çoğu insan sevdiği için değil, yalnız kalmaktan korktuğu için kalır bazı ilişkilerde. Çünkü sessiz bir evden değil, kendi zihninin içindeki boşluktan korkar.
İnsan bazen kimseye kırgın olmuyor aslında.
Sadece artık eskisi kadar hevesli hissedemiyor.
Bir şeylere inanmak, bağlanmak, emek vermek… Hepsi biraz daha zor geliyor.
Çünkü insan en çok da hayal kırıklığı yaşadığı yerlerde yoruluyor.
Ve bir süre sonra içinde garip bir sakinlik başlıyor. Kavga etmiyorsun, açıklamıyorsun, uğraşmıyorsun. Sadece eskisi kadar istemiyorsun.
Bence insanı değiştiren şey bir anda yaşanan büyük acılar değil. Aynı yerden defalarca kırılmak.