🚨🎥 İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, BM Konuşmasında Amerika'nın Katlettiği Minab çocuklarının ve İsrail'in katlettiği İranlı Bilim adamlarının ve vatandaşlarının resimlerini dünya kamuoyuna göstererek uğradıkları İnsanlık dışı muameleyi birkez daha gözler önüne serdi ‼️
🗣️İspanya Başbakanı Pedro Sánchez:
“İspanya, tarihin doğru tarafında durmaktadır.”
“Gazze’de yaşananlar bir soykırımdır.”
“Hanımefendiler, beyefendiler… Benimle birlikte söyleyin: Bu bir soykırımdır!”
🚨🇧🇷🇵🇸El Presidente Lula, recibe al embajador palestino en Brasil, quien luce el tradicional keffiyeh. El apoyo a Palestina en el mundo, crece como la espuma y el desprecio al sionismo, también.💪💪💪
Çinli akademisyen: “Ordunuz masum çocukları, sivilleri ve kadınları öldürüyor.”
İsrailli general: “Hayır, biz öldürmedik.”
Çinli akademisyen: “Yalan söylemeyi bırakın.
Sadece Gazze'de 70.000’den fazla çocuğu siz öldürdünüz.” #Gaza#Palestine#China#Çin
Tiyatro oyuncusu Ercan Kesal’ın Kaleminden,
Yerde Yatan Ulaş Değil, Ömrümüzdür!
Deniz Gezmiş yakalandığında ortaokul ikinci sınıf öğrencisiydim.
O gün okuldan erken çıkmış, babamın gazozhanesine gitmiştim.
Sol kulağım akıyordu. Müdür muavini saçlarım uzamış diye elindeki makasla önden arkaya traş etmişti ve henüz evimizde televizyon yoktu.
Siyah beyaz paket yayın yapan televizyonu komşumuz emekli astsubay Memiş Amca’ların evinde seyrediyordum.
Denizler asıldığında da ortaokuldaydım, demek ki çok uzatmamışlar mahkemeyi.
Hüseyin haklı çıkmış, Erdal Öz’e ‘’Bunlar bizi asacaklar’’ demişti.
Bizim kasaba Hacıbektaş’a çok yakındır.
Bu yüzden Ulaş Bardakçı’yı hemşehrimiz biliriz. 19 Şubat 1972’de Ulaş’ı, İstanbul Arnavutköy’de vurdular.
Bu fotoğraf Ulaş’ın öldürüldükten sonra evin önünde çekilen fotoğrafıdır.
Aynı yılın 30 Mart’ında Mahir’leri de öldürdüler.
Bu tarihten üç yıl sonra Nevşehir Lisesi’ni bitirdim, Üniversite sınavlarının sonucunda Mahir’in okuluna gittim, Siyasal’a. Yıl 1976 idi… Yeni okulumun öğrenci derneği başkanı Hakan Yurdakuler’i ben okula kayıt yaptırmadan beş ay önce öldürmüşlerdi.
1977’nin sonlarında Bornova’daydım.
Ege Üniversitesi’nde. Küçük Kantin’de çadırlarda kalıyorduk ve boykottaydık.
1 Mayıs 1977 katliamı yaşanmış, 34 kişi katledilmişti.
1978-79 çok ağır geçti.
16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt kapısında bekleyen öğrencilerin üzerine bomba atıldı. 7 öğrenci öldü.
O sırada Bornova Öğrenci Yurtlarında kalıyordum.
16 Mart saldırısında bombayla öldürülen çocukların failleri hiç ceza almadılar.
En son bir gazetede gördüm, ölen gençlerden birinin avukat olan kız kardeşi, hala sürdürüyormuş davayı.
1979’da Tıp Fakültesi ikinci sınıftaydım. Artık her gün üç beş kişi ölüyordu.
Tariş Direnişi olmuştu İzmir’de ve direniş başlayınca biz de hastaneyi işgal etmiştik.
Sonra, malum darbe. 12 Eylül askeri darbesinden sonra cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi.
14 kişi açlık grevinde, 16 kişi kaçarken, 95 kişi çatışmada öldü. 144 şüpheli ölüm bildirildi, 43 kişinin de intihar ettiği söylendi.
Öyle böyle derken okulu bitirdim, tuhaf ama doktor olmuştum işte.
Mecburi hizmete gittim.
1990’lı yıllarda İstanbul’daydım ve artık ülkemizde faili meçhuller vakay-ı adiyeden sayılıyordu.
1993’de, Uğur Mumcu’nun da öldürüldüğü yıl, Sivas’ta bir oteli güpegündüz, saatlerce, herkesin gözleri önünde kuşatıp içindeki otuz beş kişiyle birlikte yaktılar.
Devrin başbakanı, televizyonda yaptığı konuşmada, ‘’otelin etrafındaki insanlara bir şey olmadığı’’ müjdesini(!) verdi.
1995’de Fransa’ya (Paris’e) gittim, on beş yıl önce kaçarak canını kurtaran mülteci bir arkadaşımın yanına. Derdim Fransızca ve sinemaydı. Fransızca öğrenemedim ama Paris’i iyi bilirim.
Ben Paris’teyken Gazi Mahallesi’nde uzun namlulu silahlarla 22 kişiyi öldürdüler.
1996’da döndüm Türkiye’ye.
Faili meçhuller hiç bitmedi. 2007’de bir halkın en soylu evlatlarından birini, Hrant’ı sırtından kalleşçe vurdular.
Roboski’de, sınırdan mazot taşıyan otuz altı kişi bombalarla parçalandı.
Yetmedi, (şahit falan kalmasın diye herhalde) olaydaki katırları da öldürdüler.
Gezi oldu sonra. Üşüdükçe kendini yakan çocukların canı erik yemek istemişti. Fakat, Berkin’i, Ethem’i, Ali İsmail’i ve diğerlerini aldılar elimizden.
Şahsi tarihim, ülkemin siyasi cinayetler tarihiyle yanyana sürdü gitti.
Benim ömrüm bitti; ama ne öldürmeleri, ne de faili meçhulleri bitti ülkemin.
Bu fotoğraf canına okunmuş bir gençliğin ortak hatıratıdır.
Bu yüzden, orada, yerde yirmi beş kurşunla delik deşik edilmiş yatan delikanlı Ulaş Bardakçı değil, bir kuşağın ömrüdür…
Ercan Kesal
Gazeteci Murat Ağırel yine kitabın ortasından konuşmuş:
“Artık yeter! Hakkaniyetli yaşamak istiyoruz. Eşit yaşamak istiyoruz.
Benim çocuğumun hayalini çalıp, kendi çocuğuna hak görenle benim sorunum var.
Yok böyle bir dünya. Onun için hesap sorulması gerekiyor!”
Smart işçileri 30 saati aşkın süredir fabrikayı terk etmiyor!
İşçiler, işten atılan 7 işçinin geri alınması ve DİSK Enerji Sen’in tanınması talebiyle direnişlerini sürdürüyor.
Gazeteci ve savaş muhabiri Janine di Giovanni:
-Eğer Ukrayna'da bir hastaneye füze düşerse Avrupa bunun bir savaş suçu olduğunu söylüyor.
-Ama eğer Gazze'ye çok sayıda füze düşüp 100 insan ölürse bu İsrail'in kendini savunma hakkı oluyor.
@bagimsizmadenis Pkk'lı teröristlere af getirenler madencileri göz altına alıyor..Hak arayışında bulunan Madenciler,gaziler kim varsa veya muhalifler artık yeni konseptte pkk lı teröristleri daha tehlikeliler..Demokrasi, barış,birlik, kardeşlik edebiyatı yapıp evet diyen herkes sorumludur
Bu ülke için evladını şehit veren analarımız…
Bu ülke uğruna bacağını, kolunu, gözünü; bedeninin bir parçasını feda eden gazilerimiz…
Onlara izin vermeyenler de gerektiğinde bu vatan için gözünü kırpmadan gazi ya da şehit olacak vatan evlatları.
Gazilerimiz yalnızca haklarını istiyor.
Onları dinlemek, taleplerine kulak vermek bu kadar zor mu?
Çiftçilikle, hayvancılıkla, denizcilikle geçimini zar zor sağlayan yurttaş; toprağını, denizini, ekinini, yani yaşam alanını savunuyor.
En temel anayasal haklarından biri olan barışçıl protesto hakkını kullanıyor.
Peki karşılığında neden bu muameleyi görüyor?
Neden holdinglerin, şirketlerin ve sermaye gruplarının menfaatleri; o topraklarda yüzlerce yıldır yaşayan, üreten, geçimini sağlayan insanların yaşam hakkından ve geleceğinden daha üstün tutuluyor?
Bir şirketin kârı, bir köylünün toprağından; bir balıkçının denizinden; bir çiftçinin ekmeğinden daha mı değerli?
Devletin görevi şirketlerin yatırımını korumak kadar, hatta ondan önce, yurttaşının hakkını, emeğini, yaşam alanını ve anayasal özgürlüklerini korumak değil midir?
BALIKÇI KÖYLÜLERİ GÖZALTINDA!
Kuzuoğlu şirketinin çıkarı uğruna, Zelek köylülerinin atalarından kalan ve yıllardır geçimlerini sağladıkları balıkçılık yok ediliyor.
Bir şirket kazanacak diye bir köyün ekmeği, emeği ve geleceği yok edilemez!
@RizeVali@PAZARKAYMAKAMLI
İsviçre'de bir cesur yürek,İsviçre Dışişleri Bakanı'na,"Gazze'de 22.000 çocuğun katledilmesinden sonra nasıl hissediyorsunuz?" Diye soruyor,Bakan ; o bir savaştı diyor,vatandaş ; hayır o bir savaş değildi,soykırımdı,22.000 çocuk katledildi ve siz bu soykırımı desteklediniz diyor