Bu akşam Komünist Bakış'ta
📌 Fon soygununda konuşulmayanlar
Genel Sekreterimiz Kemal Okuyan'ın gündemdeki başlıklara dair İrem Yıldırım'ın sorularını yanıtladığı yayını kaçırmamak için @soLTVkanal'ı Youtube'da takip etmeyi unutmayın.
Uyarıyoruz…
Ülkemizi İsrail, ABD ve Suudi Arabistan’ın yanında Yemen savaşına sokamazsınız!
“Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen'i bu hale kimler getirdi? Yemen şu anda ne durumda? On binlerce insan Yemen'de ölmedi mi? Ey Suudi Arabistan, siz önce bunların hesabını verin.”
2019’daki bu sözlerin sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP iktidarı, şimdi aynı Suudi Arabistan’ın yanında Yemen’e karşı bir savaşta yer almak üzere son derece hevesli açıklamalar yapıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Yemen tarafından Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine çok ciddi saldırılar olduğunu iddia ederken, “sözümüzün eriyiz” deyip, “Askeri ihtiyaçları özellikle belli teknik konularda olabilir. Bunu da karşılama yönünde sıkıntımız olmaz” ifadesini kullanıyor.
Öncelikle Hakan Fidan ve AKP iktidarına hatırlatıyoruz.
Meclis’e getirme zahmetinde dahi bulunmadığınız Mekke Anlaşması vesilesiyle, TBMM'den bir karar çıkarmadan Yemen’e karşı saldırıların parçası olamazsınız.
Eğer cesaretiniz varsa anlaşma ve savaş kararını Meclis’e getirin ve halkımızın gözünün içine bakarak “evet” oyu kullanın da görelim.
Ülkemizi Suudi Arabistan’ın Yemen’deki insanlık dışı, işgalci ve baştan aşağı hukuksuz saldırılarının parçası yapamayacaksınız.
Yeni Osmanlıcı iktidarın, Osmanlı’nın “Yemen hafızasını” diriltmeye çalışmasına asla izin vermeyeceğiz. Türkiye'yi Suudi Arabistan, İsrail ve ABD'nin Yemen'de işlediği suçun ortağı yapamayacaksınız..
Halkımız, İsrail ve ABD saldırganlığına karşı direnen Yemen halkını katledecek bir onursuzluğun parçası olmayacak, bunu sakın aklınızdan çıkarmayın!
Okurun yayınına sahip çıkması, yaşamsal bir mesele.
İnternetin "ücretsiz yayıncılık" parantezi yirmi yılda algıyı değiştirdi. Okur, yayına para vermemeye başladı. Ama esas değişen algı değil, bizzat medya oldu. Para kaynağı şirketlere fonlara tıklara hatta kara paraya kayınca, medyanın da şirazesi kaydı.
Bu ay @soLHaber2026 için bin yeni abone kampanyası örgütlüyoruz.
soL'un tek geliri, okurdan geliyor. Google reklamlarını da kaldırdık. Özellikle cep telefonundan okunamaz hale gelmiş olan sitelerin tam tersi yöne gidiyor, yalnızca okurun faydasını temel alıyoruz.
Ama okurdan da mali destek görmemiz gerekiyor.
"Bunca yoksulluk varken..." denilebilir. Oysa tam da bu yüzden işçi sınıfının çıkarları adına yayıncılık yapan mecralara para verilmesi lazım. Para işçilerden gelmeyince, öyle veya böyle patronların borusu ötüyor.
Israrcıyız, abonelik kampanyasında. Hedeflerimiz soL'un kitlesi düşünüldüğünde mütevazı. Ama daha önemlisi, soL Haber o kadar verimli bir üretime sahip ki, olanaklarımız biraz genişlediğinde Türkiye'deki medya alanında ağırlığımızın katlanarak artmaya başlayacağını da apaçık görüyoruz. Merak edenler önce soL'un, sonra benzer yayınların künyelerini açıp, kaç kişiyle ne kadar ve ne kalitede üretim yapıldığına bakabilir.
İki yıldır, uzun vadeli bir dönüşüm ve atılım planını uyguladığımızı söylüyoruz. Sonraki hamlelerimizi belirledik. Okurun desteğine ihtiyaç duyuyoruz.
Türkiye mevcut medya panoramasını kesinlikle hak etmiyor.
Ama değişimin, ancak okurun gönülden ve kitlesel katkısıyla olabileceğinden şüphe duymamak gerekiyor.
soL'a abone olun: https://t.co/TCpC2rbhuy
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’la yapılan bu söyleşi, basmakalıp yaklaşımlara ve yerleşik kabullere meydan okuyan, “insanlığın eşitlik şarkısına” inanç tazeleyen bir içerikten oluşuyor.
Barış Terkoğlu’nun hazırladığı “Kemal Okuyan ile Söyleşi: Komünistliğin Ne Lüzumu Var?” yakında raflarda!
Okurlarımıza sözümüz var: soL Haber susmayacak!
İktidarın talebiyle üçüncü kez soL Haber’in X hesabına erişim engellendi.
“Halka yalan söylemek suçtur!” demiştik yola çıkarken, bir adım bile geri atmayacağımızı yeniden ilan ediyoruz.👇
https://t.co/uiWMqV5cfT
Emperyalizme karşı elde edilen zaferin üzerinden 104 yıl geçti. Aradan geçen yüz yıldan sonra ülkemiz bir kez daha emperyalist planların kuşatması altında.
1919 yılında Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarının önderliğinde emperyalizme karşı büyük bir mücadele başlatıldı. Bu mücadele, Sevr dayatmasına ve işgalcilere teslim olan köhnemiş saraya karşı yoksul Anadolu halkının biricik umudu haline geldi.
30 Ağustos Zaferi, her şeyden önce Anadolu halkının emperyalizme karşı gösterdiği eşsiz bağımsızlık iradesinin ve cephedeki kararlı direnişinin sonucudur. Bu ölüm kalım mücadelesinde, 1917 Ekim Devrimi ile kurulan devrimci ittifakın, Sovyetler Birliği’nin sağladığı lojistik ve diplomatik desteğin de büyük payı olmuştur. Başta İngiliz emperyalizmi olmak üzere karşıdevrim cephesine karşı elde edilen bu büyük askeri zafer; tebaadan yurttaşlığa geçişin, tarikat ve cemaatlerin tasfiyesinin ve bağımsız bir ülkenin de kapılarını aralamıştır. Cumhuriyet böylece kurulmuştur.
Bugün ülkemiz ve bölgemiz yine kanlı hesapların hedefindedir.
Yüz yıl önce bu topraklarda yenilgiye uğrayan emperyalistler, bugün yine aynı karanlık planları devreye sokmaktadır. Emperyalist güçler, sermaye sınıfı, işbirlikçi iktidarlar ve tarikatlar, bölgemizi yeniden kanlı bir savaş alanına çevirmiştir. AKP iktidarı ve Türkiye sermaye sınıfı, Yeni Osmanlıcılık hedefleriyle bölgesel gerilimleri beslemekte, emperyalist heveslerle ülkemizi maceraya sürüklemektedir.
Son çeyrek asırda Türkiye, emperyalizmin bölgesel stratejileriyle giderek daha fazla bütünleşme doğrultsunda bir eşiği aşmıştır. Cumhuriyet’in imzasını taşıyan tüm kamusal kaynaklar holdinglere teslim edilmiş, ülke tarikat ve cemaatlerin karanlığına bırakılmıştır. 103 yıl önce kurulan Cumhuriyet, sömürücülerin ve cumhuriyet düşmanlarının elbirliğiyle tasfiye edilmiştir.
104 yıl önceki zafer, bir halkın boyun eğmeyip ayağa kalkmasıyla, emperyalist işgalcilere ve işbirlikçi saltanata karşı saf tutmasıyla kazanıldı.
Bugün ülkemizin, sömürüden, gericilikten, savaştan ve bu çürümüş düzenden kurtulmasının tek yolu vardır: Halkın kendi kaderini eline alması, kurtarıcı beklemeden örgütlenip ayağa kalkması…
Yeni zafer, yerli ve yabancı patronlara, emperyalist ittifaklara, tarikat ve cemaat yapılanmalarına karşı tavizsiz bir mücadele yürütmekten doğacaktır.
Ülkemizin, holdinglerin ve emperyalist işgalcilerin egemenliğinden tamamen kurtulacağı emekçilerin cumhuriyetine ihtiyacı vardır.
Kurtuluş kendi kollarımızdadır.
Boyner’in yeni reklamı: “Bu gemi hepimizin. Aynı gemide birlikte güzeliz.”
📌Cem Boyner’in serveti yaklaşık 50 milyar lira. Cennet Koyu’nda aynı teknede buluştuğu 6 patronun toplam serveti ise 406 milyar lira.
📌6 asgari ücretlinin onların servetine ulaşması için yemeden, içmeden 200 bin yıldan fazla çalışması gerekiyor.
Peki gerçekten aynı gemide miyiz?
🖊️Haber: Emre Alım (@emrealim)
https://t.co/FSUnulrEtU
📌Muhsin Nâmcû 20 yıl sonra İran’a döndü
Nâmcû, "Önemli olan orada olmak; vatanda, dostlarımın, ailemin, kız kardeşlerimin ve akrabalarımın yanında olmak... Ve ömrümden kalan bu birkaç anın tadını onların yanında çıkarabilmek" dedi.
İran Kültür ve İslami İrşad Bakanı Seyyid Abbas Salihi, kısa süre önce yurtdışında yaşayan 100'den fazla sanatçı, kültür insanı ve entelektüelin İran'a dönüşünü kolaylaştırmak amacıyla listeler hazırlandığını açıklamıştı.
https://t.co/7NxjB8myvk
Süleymancılar, Furkancılar ve karışan kafalar…
TÜM TARİKAT VE CEMAATLER DERHAL DAĞITILMALI, HOLDİNGLERİ DEVLETLEŞTİRİLMELİ!
AKP iktidarının ilk günden bu yana en büyük dayanaklarından biri her zaman tarikat ve cemaatler oldu.
Aynı zamanda devasa holdingler haline gelmiş olan bu karanlık yapılar, yıllarca iktidarın da desteğiyle devletin birçok kritik kurumunda mevzilendiler, büyüdükçe büyüdüler.
Bunun en öne çıkan örneği bilindiği üzere Fethullahçılardı. İktidarı bütünüyle kendi ellerine almak istediklerinde yaşananlar hâlâ hafızalarda.
Ancak hafızalara kazınan “kanlı final” sonrası dahi AKP iktidarı tarikat ve cemaatlerin üzerine gidecek hiçbir adım atmadı.
Son günlerde önce Süleymancılar, ardından da Furkancılara yönelik operasyonlar sonrası bu tartışma bir kez daha açıldı. Üstelik “iyi tarikat, kötü tarikat”, “yandaş tarikat, muhalif tarikat” gibi tuhaf bir kafa karışıklığı ve tuzak yaratarak…
Bu kafa karışıklığını yaratan AKP’nin bakanlarının ısrarla “tarikat ve cemaat operasyonu yapmıyoruz, bunlar suç örgütü” demek zorunda kalması boşuna değil.
Bu eksikli tarifi biz düzeltelim: Tüm tarikat ve cemaatler birer suç örgütüdür!
Bu açık gerçeği perdelemek için halkı “iyi tarikat, kötü tarikat” tuzağına çekmek istiyorlar.
Oysa iktidar kendi kontrolünde olan tarikat ve cemaatlerin boy atmasına izin veriyor, diğerlerini budayıp kendi hizasına sokmaya çalışıyor. Hepsi bu.
Ortada devasa boyutlara ulaşan holdinglere sahip tarikatlardan ve büyük bir pastadan söz ediyoruz. Bu pasta için boğazlaşma olmaması mümkün değil, bugün yaşadıklarımız tam da bunun yansımasıdır.
Adı geçen tarikatlar dahil hepsinin halk düşmanı olduğunu, bu düzenin aparatı olduğunu ve yıllarca iktidarla işbirliği yaptıklarını akıldan hiç ama hiç çıkarmamak gerekiyor.
Tarikat ve cemaatlerin iyisi, kötüsü olmaz!
Bir kez bu tuzağa düşünce halk düşmanı Fethullahçılardan, çocuk katili ve istismarcısı Süleymancılardan dahi “muhalif” çıkarmak mümkün hale gelir.
Bugün ülkenin tüm kurumlarına yerleşen Menzil, İskenderpaşa ve İsmailağa gibi tarikat ve cemaatler yarın iktidarla pasta kavgası için ters düştüklerinde “iyi” olmayacaklar.
TKP’nin sözü açık.
Tarikat ve cemaatlerin hüküm sürdüğü bu düzene ve onun iktidarına son verilmeli, tüm tarikat ve cemaatler derhal dağıtılmalı, bu karanlık yapıların halkı sömürerek elde ettiği devasa servete el konulmalı ve holdingleri devletleştirilmelidir!
🛑soL’un X hesabını takip ettiğinize emin misiniz?
17 yıldır kullandığımız, 900 binin üzerinde takipçisi olan X hesabımız iktidar tarafından engellendi. Birçok okurumuz bu durumun farkında değil.
https://t.co/TfMqr72vVA adresindeki yeni X hesabımızı takip edip etmediğinizi kontrol edin.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan:
"Şimdi Kürt sorunu bir dönüşümün önünü açmak, ona destek bulmak için kullanılıyor. Bu çözüm filan değil. Türkiye NATO şemsiyesinde yeni çatışmalara yol alıyor. Biz salak mıyız bunlara gözümüzü kapatacağız? Her şey ortada, apaçık..."
Söyleşinin tamamı:
https://t.co/WQnXY8O5qK
Zübük siyasetinden yorulduk!
“Cemil Tugay, AKP’ye geçecek mi?”
İzmir kent gündeminde uzun süreden beri bu soru var. Kimileri, Cemil Tugay’ın AKP’ye katılmak için önümüzdeki seçimlerde yeniden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı gösterilme koşulunu öne sürdüğünü söylüyor. Kimileri, Cemil Tugay’ın AKP Genel Başkanı cumhurbaşkanından vize alamadığını… Geçisin zamanlaması konusunda anlaşılamadığını söyleyenler de var. AKP’nin kuruluş yıl dönümünde değil de, “9 Eylül” gibi sembolik bir dönemde gerçekleşeceğini iddia edenler var.
İddialar, her yönden etrafa saçılıyor. Saçıldıkça da, ortada bir pazarlık olduğu netleşiyor.
Ancak, bir kişi de çıkıp, “Hiç olur mu öyle şey! Cemil Tugay’ın siyasi karakteri belli, ilkeleri belli. Yapmaz öyle bir şey!” diyemiyor. Çünkü, İzmir halkı Tugay’ı çok sevdiği için oy vermemişti. İzmir halkının Tugay’ı belediye başkanı yapmasının nedeni , AKP’yi istememesiydi. Fakat, kısa sürede, Cemil Tugay’ın herhangi bir AKP’liden, Tugay’ın eski partisi CHP’nin de AKP’den belediyecilikte herhangi bir farkı olmadığı ortaya çıktı.
İhale düzenini savunmada, özel şirketlere rant sağlamada, işçi düşmanlığında aynı olduklarını artık herkes biliyor. Tugay, aynı konuya dair, birbiri ile çelişen, birbirinin tam zıddı açıklamalar yaptıkça, “hık demiş de burnundan düşmüş” dersiniz.
12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, aslında MHP’li Agah Oktay Güner tarafından söylenen ancak Alparslan Türkeş’e atfedilen “Biz hapisteyiz, fikirlerimiz iktidarda” sözünü bilenler vardır. Eminiz ki, şimdi, AKP’liler, Cemil Tugay için benzer cümleleri kuruyorlar. “Cemil Tugay’ın hangi partide olduğu fark etmez, fikirlerimiz zaten iktidarda.”
İşte bu nedenle, Tugay, AKP’ye geçse, mutlaka bir kılıf bulacaklar.
Hatırlar mısınız? Ergenekon davalarından hapis yatan Mehmet Ali Çelebi isimli bir teğmen vardı. Önce CHP’den milletvekili oldu, ardından Memleket Partisi’ne, oradan da 2022 yılında AKP’ye geçti. Geçme gerekçesi de, “Cumhuriyet neferi” olması ve Atatürk’ün vizyonunun AKP’de temsil edilmesiydi.
Tugay için de aynısını yaparlar. İzmir için her şeyi yapmayı göz alan, kendi onurunu bile feda eden bir figür olarak yansıtırlar. “İzmir, yatırım görecek en azından” argümanı kullanıma sokulur. Bu yetmediğinde, Tugay’ın, artık siyasi bir araç haline gelen tutuklamalar ile tehdit edildiğini, korkutulduğunu söyleyenler çıkar.
Tugay, AKP’ye geçmezse de… Herkes kendi hikâyesini yazar. AKP, Tugay’ı kendine layık görmediğini açıklar. Tugay da, AKP’den hiç hazzetmediğini söyler. Ancak, kapalı kapılar ardından el sıkışmaya devam ederler. Lafın kısası, Tugay, AKP’ye geçse de geçmese de, onlar için sonuç değişmez. İzmir’i, sermayeye peşkeş çekmeye, halk ve emekçi düşmanlığı yapmaya devam ederler.
Bu gidişatı durdurabilecek tek güç ise, İzmir halkının ve İzmir Büyükşehir Belediyesi emekçilerinin tavrıdır. Birbirinin aynısı olan düzen partilerini de, kişisel çıkarlar üzerinden yürütülen siyaseti de reddediyoruz. Hayatımızı zehir eden, insanca yaşamayı unutturan bu çirkin düzene karşı gelin birlikte mücadele edelim. Kendimiz için, çocuklarımız için, sevdiklerimiz için… İnsanca yaşanacak bir ülkeyi yeniden inşa edelim.
Cumhuriyet bir devrim sürecine doğdu. İleriye doğru atıldı. Büyük dönüşümler yaşandı. Bazı meselelerse çözümsüz kaldı, geriye gidişin dinamikleri bu tarihsel sıçramanın içine sinsice yerleşti.
Kürt meselesi çözülemedi örneğin. Karmaşık nedenlerle.
Şimdi bir karşı-devrim gündemde ve devrimin çözemediğini karşı-devrimin çözeceğine inanmamız isteniyor.
Olmaz, asla olmaz.
Hayat böyle parçalı değil.
Bu Türkiye her konuda bir yöne gidecek ama Kürt yurttaşlarımızı başka bir yöne, özgürlüğe, demokrasiye götürecek.
Bu olmaz.
Karşımıza çıkarılan hukuki çerçeve kendi başına bir anlam taşımıyor. Oraya sıkışıp kalınamaz.
Konu bir seçimi daha kazanma çabasından ibaret değil.
Konu “yeni” bir Türkiye’dir! “Yeni” Türkiye, eskidir, Yeni-Osmanlı’dır.
Türkiye etnik temeller üzerinde hiçbir sorununu çözemez. Dile getirilen Türk-Kürt ittifakı ya da Türk-Kürt-Arap ittifakı ancak bir emperyalist projenin kodlanması olabilir.
Bugün yaşananları “terör örgütüne taviz” diye okuyanlar yanılıyor. Tanık olduğumuz, çok kapsamlı bir dönüşümde yeni bir evreye geçiş girişimidir. Bu girişimin aktörleri doğru tespit edilmeli, tek bir noktaya odaklanılmamalıdır.
Bu sürecin başında doğrultu önemli demiştik. Çok alametler belirdi üstüne. Sadece şu son bir aya sıkışanlara bakmak yeterli. Ha bakınca “Ankara NATO planlarını bozuyor” sonucuna ulaşanları tarihe havale edebiliriz.
Hayır demek için fazlasıyla neden var. “Siz demokrasi istemiyorsunuz” diyenlere de söyleyecek çok sözümüz.
“Yeni Parti”nin kurulmasına AKP yol açtı. Bunun tartışılır tarafı yok. Ancak Yeni Parti’nin kuruluşunun siyaset alanında dar anlamıyla CHP’nin içiyle sınırlanamayacak gelişmelere yol açacağını AKP ne kadar hesapladı, işte bu tartışmalı.
Elbette henüz sürecin başındayız ve kesin konuşulamaz. Ancak…
Ad her şeyi belirlemez, lakin “Yeni Parti” tercihi sadece “yeni parti kurmak zorunlu oldu” türünden bir duyguyla gerekçelendirilemez. Halkçı Parti, SHP, DSP, SODEP her durumda CHP geleneğinin yerleştiği “sosyal demokrasi” ya da “demokratik sol” çizgisine hitap eden partilerdi. Yeni Parti ise daha kurulmadan içinin farklı farklı doldurulmaya çalışıldığı bir oluşuma dönüştü: İdeolojisiz parti, sosyal demokrasinin ilkelerine sadık parti, ANAP gibi parti, Atatürkçü tabanı sağa açan parti…
Belki de istenen budur; herkesin, hatta “iliştirilmiş sol”un da kendince bir anlam yüklediği bir parti.
Kimbilir belki CHP’ye dönülür ama Yeni Parti böyle bir dönüş için uygun bir ad değil. Yeni Parti, “ben başka bir şeyim artık” iddiasıdır.
Bu iddia ile birlikte milyonlarca kişi “kurucu parti”ye yaslanma alışkanlığını terk etmeye davet edilmiş oluyor. İdeolojilerin ve programların tamamen önemsizleştirildiği burjuva siyasetinde “kurucu parti” referansı sanılanın ötesinde bir öneme sahipti. Bununla boy ölçüşecek tek referans, 25 yıllık bir öyküsü olan Reisçilikti.
Böylece 2021 sonrasında ama özellikle 6 Şubat 2023 depremiyle birlikte Türkiye’de yaşanan ideolojik ve siyasal hareketlilik ve yer değiştirmeler açısından yeni bir evreye girmiş oluyoruz.
Devrimci bir perspektifle bakıldığında bu tablo, holdingler-tarikatlar düzenini yıkmayı hedefleyen cumhuriyetçi bir programın geniş halk kesimlerinin gündemine sokulması için daha uygun koşullar sunuyor.
@karabogaf1@alparsla Kimsenin kurallar umurunda değil sağındaki araçtan daha hızlı değilsen en sağdan gitmen gerekiyor önündeki aracı sollayıp şeridine dönmek zor değil ben ticari panelvan ile sürekli yollardayım 100km ye razıyım orta şerit hızı için sürekli yollarda olanlar için katlanılmaz bir hal
soL Haber yeni hesabıyla X’te
17 yıldır kullandığımız X hesabımız, NATO Zirvesi’ne giden süreçte tüm ülkeyi bir süreliğine cezaevine çeviren iktidar tarafından Türkiye’de erişime engellendi.
Kamuoyunu, dostlarımızı, okurlarımızı soL’la dayanışmaya çağırıyoruz.
En önemli dayanışma, soL’a abone olmak, bizzat omuz vermektir.
soL’u susturma girişimi başarısızlığa mahkumdur.
Sesimizi yükselteceğiz. Sizin desteğinizle. Hep birlikte.
📍Abonelik: https://t.co/N5rjOWVsCX
📍soL TV X: https://t.co/guQIEHTBF8
📍Facebook:https://t.co/fhDdRGd6Dt
📍Instagram:https://t.co/yyBYMUKEnJ
📍soL TV Instagram: https://t.co/3nm2JGAJCR
📍Telegram: https://t.co/VUxQm7FDaU
📍WhatsApp: https://t.co/JpPmLcDvXO
📍Bluesky: https://t.co/aOM1WoFfeN
📍Youtube: https://t.co/8Srx1FKLUA
Komünist Bakış yeni bölümüyle bu akşam 21.30'da yayında.
📌NATO zorbalığı ve onurlu duruş
Yayını kaçırmamak için soLTV'ye abone olmayı ve bildirimleri açmayı unutmayın.
soL Haber’de günün öne çıkanları👇
📍TKP Ankara’da ablukayı deldi: 6 kentte NATO’ya karşı kitlesel yürüyüş
📍Savaşın patronları Ankara'da buluşuyor: NATO Türkiye'den ne istiyor?
📍TKP: NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur
📍Ülkenin onuru, dalkavukluğu alt etti: NATO protestoları dünya basınında büyük ses getirdi
📍X hesabımıza erişim engeli: Türkiye’den ‘görünmez’ kılındı
📍Anayasa Mahkemesi HPV aşısı bedelinin iadesi talebini reddetti: 'Parası olan yaşasın diyorlar'
📍Yusuf Tekin Kurtuluş Savaşı'nı müfredattan siliyor: ‘Koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı’
📍Abluka günlükleri 124 | 5 Temmuz 2026 Pazar
Haberleri okumak için: https://t.co/X6bCGdRWbr