Nasıl hissettiğiniz de sınıfsaldır.
Eğer çocukken iyi eğitim kurumlarında, kaliteli elbiseler giyerek, lüks şekilde büyütülmüşseniz geleceğiniz de üç aşağı beş yukarı öyle oluyor.
Yok eğer ekonomik mahrumiyetle, toplumsal utandırma ya da kültürel baskıyla büyütülmüşseniz, ömrünüz boyunca yaşamın size cimri kalacağına inanıyorsunuz.
O yüzden sınıfsal hareketliliği arttırmanın en kritik noktası, her bireyin dünyaya dair bu algı (perception)larının kurgu olduğunu ve başka bir yaşam biçiminin mümkün olmasını görmeye başlamasıdır.
Burada ise “deservingness” (layıklık) kavramı öne çıkar. Bunun ilk bileşeni, öznenin kendisine yönelik yapay “ben layık değilim” algısını kırması ve “yeni gerçekliğini yaratma iradesi” göstermesidir.
Bu psikolojiktir, çünkü öncelikle bireyin imajıyla ilgilidir. Toplumsaldır, çünkü ilk kıvılcımları ham toplumsal fırsata ulaşabildikten sonra, kişinin yaşamının zorunlu değil tercihe dayalı olduğuna dair ilk şüphe tohumunun atılmasıdır.
Siz ne düşünüyorsunuz? Bu konularda daha çok yazmamı ister misiniz?
Bu yapılara daha radikal ve derin şekilde girmek isterim.
Koşulsuz sevgi romantik bir söz gibi durur. Ama oldukça zor bir disiplindir. Çünkü insan sevdiğini kontrol etmek ister. Korumak ister. Kendine benzetmek ister. Koşulsuz sevgi ise sana ait olanı değil, karşındaki insanı görmeyi gerektirir. Sevginin sınavı, benzerlikte değil, farklılığa tahammülde verilir.
İnsan sonsuz düşünce, fikir ve yazı üretebilir. Rollo May yaratıcılık kitabında buna değiniyor. Fakat yaratıcılık tek yönlü değil; insanın kendine ait bütün yönleriyle ortaya çıkan ve ortaya koyulabilen bir şey oluyor. Mesele yaratıcı olmak değil, olabilmek
100 yılı aşkın süredir yapılan 1000'den fazla çalışma, astrolojinin temel iddialarını (karakter analizi, gelecek tahmini vb.) doğrulayamadı.
Astrologların kendi aralarındaki tutarlılık oranı, şanstan daha yüksek değildir.
yüzeysel ilişkilerin normal olduğunu fark etmem otuz yılımı aldı. otuzuma kadar kurduğum her ilişkiyi derinleştirmek için kendimi paraladım farzmış gibi. bazı ilişkiler arada bir kahve için buluşup evlere dağılmak kadardır; bu da lazımdır, normaldir ve bir zararı yoktur.
Zekâ ile en güçlü pozitif ilişkiye sahip kişilik özelliği, yeni fikirlere açık olmak ve entelektüel meraktır.
Aşırı sosyallik, heyecan arayışı, duygusal dengesizlik ve katı kuralcılık ise zekâ ile hafif ancak tutarlı negatif ilişkili kişilik özellikleridir.
Bu “hayatını 1 günde değiştir” işe yarar mı bilmiyorum. Ama bir insan orta ve uzun vadede çok az çabayla level atlayabilir. Bunu biliyorum.
Üniversitedeyken bill gates’in bir sözünü duymuştum. İnsanlar kısa sürede yapabileceklerini gözünde büyütür. Ama uzun sürede yapabileceklerini de çok azımsar diye. Sonra bunu atomic habits diye konseptleştirip popüler hale getirdiler. Ama pratikte işe yarayan nadir metodlardan biri bence.
Mesela günde sadece 10 sayfa kitap okuduğunu ve haftada sadece 1 film izlediğini düşün. Ayda 300 sayfa kitap okuyup 4 film izlemiş olursun.
Yılda 10 kitap okumuş, 48 film izlemiş olursun.
5 yılda 50 kitap okumuş, 240 film izlemiş olursun.
Tebrikler artık sen entelektüel bir level atladın. Yeni skiller unlock oldu.
Zaten ölmediğin sürece 5 sene geçecek. Hatta ölmediğin sürece 10 sene de geçecek.
25 yaşında buna başladın diyelim. 35 yaşında 100 kitap okumuş, 480 film izlemiş biri olmak mı istersin, bunu yapmamış bir insan olmak mı?
O yüzden hayatı bir günde değiştirmek yerine çok küçük adımlarla uzun vadede değiştirmeye odaklanmak lazım bence.
Dünyada iki tür insan vardır, der Engin Geçtan. Yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler, diye ifade eder.