Bir ricam ve çağrım var:
X’te abonelik özelliğini açabilmem için son 100 mavi onaylı takipçiye ihtiyacım kaldı.
Bağımsız gazeteciliğimi desteklemek isterseniz hesabımı takip edip paylaşımı yaygınlaştırabilirsiniz. Teşekkür ederim.
Günaydın! Hadi biraz KAPİTALİZM Çalışalım! (Vakti geldi, geçiyor bile:))):
Sizwe SikaMusi
@SizweLo
"İnsanlar kapitalizmi, "ticaret" ile karıştırdıkları için savunuyorlar çoğunlukla. Onlar, “kapitalizm”in insanların iş kurup mal satmaya başlaması olduğunu sanırlar.
Eğer insanlar, kapitalizm dedikleri ve bu kadar çok sevdikleri şeyin aslında sadece ticaret olduğunu ve bunun kapitalizmle aynı şey olmadığını anlasalardı, hissettikleri çok farklı olurdu.
Çünkü ekmek satan yerel bir fırıncı, araba tamir eden bir tamirci ya da dijital bir mağazada ürünlerini satan bir zanaatkar, piyasa ekonomisindeki ticaretin birer göstergesidir; piyasa ekonomisi ise arz ve talebe dayalı mal ve hizmet alışverişi için işleyen basit bir mekanizmadır.
Söylemeye gerek yok ki, bu, kapitalizm ortaya çıkmadan binlerce yıl önce de mevcuttu.
Ekonomi tarihçisi Fernand Braudel’in de işaret ettiği gibi, ticaret ve kapitalizm sadece birbirinden farklı değildir; tarihsel olarak da sıklıkla birbirine zıt amaçlarla işlev görmüştür.
Braudel’e göre, sıradan ticaret rekabetçi ve şeffaftır; oysa kapitalizm rekabeti engeller ve kasıtlı olarak belirsizdir; bu da onu, kuralları kendi lehlerine çeviren küçük bir elit kesimin elinde tuttuğu bir ayrıcalık alanı haline getirir.
Braudel ayrıca, ticaretin ya da piyasanın yatay, şeffaf ve rekabetçi olduğunu ve medeniyetin kendisi kadar eski olduğunu savunur. Bu sistemde bireyler veya küçük gruplar mal ticareti yapar; giriş engelleri düşüktür, tek bir aktör hakimiyet kurmaz ve kâr, belirli bir ihtiyacı karşılamanın karşılığıdır.
Oysa kapitalizm, insanlık tarihinde nispeten yakın bir zamanda, 16. ve 17. yüzyıllar civarında ortaya çıkan belirli bir kurumsal düzenlemedir. Bu, sadece insanların “mal alıp satması” DEĞİLDİR. Aksine, üretim araçlarının özel mülkiyete ait olduğu ve temel amacın sermayenin sürekli ve sonsuz birikimi olduğu hukuki ve finansal bir sistemdir.
Kapitalizmin bu birikim takıntılı doğası nedeniyle, büyüdükçe yatırımlarını korumak için ticaretin serbest işleyişini ortadan kaldırmaya çalışır. Gerçek piyasa rekabeti, fiyatları düşürdüğü ve kâr marjlarını tehdit ettiği için büyük sermaye için risklidir.
Braudel, kapitalizmin ancak ticaretin bittiği yerde başladığını savunmuştur. Bu, yüksek finans ve devletin gizli işbirliğinin hüküm sürdüğü alandır. 17. yüzyıl baharat ticareti gibi çok uzak mesafeler arasında işlediği için bilginin ulaşması aylar sürer ve bu da kasıtlı bir şeffaflık eksikliği yaratır.
Braudel, Madeira ve Venedik’teki erken modern dönemin büyük kapitalistlerinin ya da Hollanda Doğu Hindistan Şirketi’nin, rekabetin kâr marjlarını kemiklerine kadar erittiği için hiçbir zaman adil ve şeffaf bir piyasada rekabet etmek istemediklerini belirtmiştir. Bunun yerine, kraliyet imtiyazları, münhasır ticaret hakları ve deniz korumasını güvence altına almışlardır. Aynı zamanda devlet, onlara yasal tekeller vererek rekabeti fiilen yasadışı hale getirmiştir.
Dolayısıyla kapitalizm, doğal olarak tekeller yaratma ve kendini savunduğunu iddia ettiği piyasa güçlerinden korunmak için kurtarma paketleri, sübvansiyonlar ve düzenleyici kurumların ele geçirilmesi gibi devlet müdahalelerini güvence altına alma eğilimindedir. Aslında, Braudel’in analizinden çıkarılacak en önemli sonuç şudur: Kapitalizm, serbest piyasanın doğal bir evrimi ya da en üst biçimi DEĞİLDİR; onun karanlık gölgesidir.
Dolayısıyla, kertenkele efendilerimiz “serbest piyasa” ve “kapitalizm” terimlerini birbirinin yerine kullandıklarında, bu ayrımı kasten gizliyorlar ve çalışkan, şeffaf iş sahiplerinin ahlaki meşruiyetini, korunan finansal elitin yapısal ayrıcalıklarını ve düzenleyici kurumların ele geçirilmesini savunmak için kullanıyorlar.
Sıradan insanlar bu ayrımları kavrayabilselerdi, kendini “kapitalist” olarak tanımlayan pek çok kişi, aslında sadece ticaretten yana olduklarını ve gerçekte anti-kapitalist olduklarını fark ederdi; çünkü “kapitalizmi” savunmanın, küçük bir parazit sınıfın piyasayı tamamen atlatma hakkını savunmak anlamına geldiği açıkça ortaya çıkardı."
Ev hesaba nû ye. Ez ê li vê derê tenê bi kurdî bikarbînim. Hesabên din mixabin li Tirkiyê astengkirine. Bi kerema xwe vê hesabê bighînin hevalên li welêt. 🙏
Bu yeni hesap. Burada yalnızca Kürtçe yazacağım. Diğerleri Türkiye'de engelli. Bunu ülkedekilere ulaştırabilir misiniz? 🙏
Kürtçe sözlük uygulaması Bêje artık App Store’da.
Uygulamayı geliştiren genç arkadaşımızın emeğine destek olmak için uygulamayı indirip yorum bırakabilirsiniz.
Bağlantı linki: https://t.co/klC5jBeuLH
#هام - بهدف التشليح
عصابات اردوغان تشن حملة اعتقالات تستهدف المزارعين الكرد في ريف عين عيسى بتهمة قسد، ولكن في الحقيقة الهدف من ذلك هو سرقة محصولهم الزراعي، حيث تتم مصادرة الأموال والسيارات و المحاصيل الزراعية للمزارعين اثناء الاعتقال.
URGENT
First their houses and now their fields!
Citizens who had to migrate from Serêkaniyê rural area stated that armed groups affiliated with the Turkish state confiscated their lands. Citizens also noted that wheat and barley fields were harvested by others.
YARGI ÇILDIRDI !!!
Hani ‘patron çıldırdı’ derler ya, basın özgürlüğünde öyle noktaya geldik ki hukuk düzeni, yargı adeta çıldırdı. Ne akıl kaldı ne izan.
Aydınpost’tan gazeteci Yelis Ayaz tutuklandı.
Anlatınca eminim siz de aynısını düşüneceksiniz. Son nokta!
Ne yazdı Yelis?
AK Parti Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş’ın oğlunun özel okula silahla gittiğini arkadaşlarıyla silahlı pozlar verdiğini yazdı.
Köşesinde yorum yaptı. Sonra veliler kendisine ulaştı.
Böylece ilk kez olayı dolaylı kaynaktan değil, yaşayanların ifadelerinden takip etti.
Sonra CİMER şikayetleri ortaya çıktı. Önce olayla ilgili kayıt yok diyen İl Milli Eğitim Müdürlüğü ardından “bilgi yok demiştik ama CİMER şikayetleri gelmiş” mealinde bir açıklama yaptı.
CİMER şikayetleri o sınıfta öğrenim gören 4 öğrenci ve 1 veli olmak üzere toplam 5 evraktan oluşuyor.
Tamamı olayın doğru olduğunu anlatıyor, can güvenliğimiz yok diyor, okul yönetiminin olayı örtbas ettiğini ifade ediyor, silahlı öğrencinin bazı öğrencilerin başına silah dayadığını ve bu anların fotoğraflandığını söylüyor, kurumlardan yardım talep ediyor.
Bir gazeteci bunları haber yapmasın da daha ne yapsın?
Üstelik Seda Sarıbaş’ın oğlunun en güncel ve yüzü en net fotoğrafını bulduğu halde o fotoğrafı yayınlamıyor..
Sonuçta 18 yaşınan altında bir çocuk fotoğrafı.
Peki savcılık ne yapıyor ?
Savcılık iddiaları araştırmak yerine “halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak” suçlamasıyla tutuklama istiyor ve Yelis, yıldırım hızıyla tutuklanıyor!!!
Başsavcılık açıklaması ise tam bir tarihi vesika.
Diyor ki gazetecinin iddiası güçlendirilsin diye CİMER şikayeti oldu. Yani CİMER sahte demek istiyor Başsavcılık…
Hatta CİMER başvurusunda bulunan öğrenciler ve velinin ifadelerini dahi almıyor.
Beteri; Savcılık olay doğru mu diye okul yönetimine soruyor.
Soru şikayetçilere değil zaten olayı örtbas ettiği iddia edilen okula soruluyor.
Savcılık silahın boncuk tabancası olduğunu söylüyor.
Okul burası; öyle boncuk tabancaları var ki kör eder!
NEDEN TUTUKLU ?
Ya bu çocuklar bir gün de boncuk tabancası yerine gerçek tabanca getirse. Türkiye tarihinde en kanlı okul olayını yaşayalı daha bir ay oldu.
Nasıl bir talimat gitti ki gazeteci jet hızıyla tutuklandı.
Çocuğun annesi milletvekili olmasaydı meslektaşımız TCK 217/A (halkı yanıltıcı bilgi yayma) suçlamasıyla tutuklanır mıydı?
Hangi emir demiri kesti?
Bir gazetecinin temel sorumluluğu; kamu yararını gözeterek gerçeği araştırmak, doğrulanmış bilgiyi topluma aktarmaktır.
Haydi milyon dolarlık çarkları ortaya çıkaran meslektaşlarımızı tutukladınız ya bu nedir?
Okulu uyarıp asayişi sağlamalarını talep etmek yerine ihtimal bir faciayı duyuran gazeteciyi tutuklamak ne oluyor?
Sonuna kadar Yelis Ayaz’ın yanındayız.
Bir an önce Yelis’i serbest bırakın ki, Türk yargısı daha fazla kimsenin ayağına paspas edilmesin!
Joe Kent: Trump öfkesini Kürtlere değil, İsrail’e yönlendirmeli
“Başkan Trump, İsraillilerin kendisine; Kürtleri ve diğer İranlı muhalifleri silahlandırmanın İran rejimini hızla devireceği ve böylece çabuk bir zaferin yolunu açacağı yönünde bir hayal sattıkları için hayal kırıklığına uğramış durumda. Bu beklenti gerçekleşmedi; zira söz konusu plan, sahadaki gerçeklere değil, yalnızca hayallere dayanıyordu.
Terörle mücadeledeki kritik ortaklarımız olan Kürtlere öfkelenmek yerine, öfkesini; bizi bu savaşa derinlemesine dahil etmek uğruna kendisine yalan söyleyen İsrail hükümeti yetkililerine ve İsraillilerin, ABD politikasını İsrail'in birincil hedefini destekleyecek şekilde manipüle etmesine göz yuman kendi yakın çevresindeki kişilere yöneltmelidir.
İsrail'in birincil hedefi, bize pazarladıkları o hayalin gerçekten işe yarayacağından emin olmak değil, bizi savaşın içine çekmekti.
İsrail, çatışmaların büyük kısmını biz üstlenmeksizin İran rejimini deviremeyeceğini her zaman anlamıştı; bu nedenle bizi savaşın içine sokmaya ihtiyaç duymuşlardır.
İsrailliler, İran hakkında bize ‘istihbarat’ servis ederken bu hedeflerini daima akıllarında tuttular. Ne yazık ki Başkan Trump'ın yakın çevresi, İsrail'den gelen ‘istihbaratı’ teslim alıp bunu Başkana sunarken, İsrail'in asıl hedefini göz önünde bulundurma konusunda başarısız oldu.”
Trump’s “The Kurds Take, Take, Take” Remarks and the Kurdish Question
First, what exactly did the Kurds gain from all these wars and partnerships?
Over the past century, the Kurds have suffered tens of thousands of casualties in wars against terrorism, dictatorship, and the many campaigns launched against them by Saddam Hussein, Iran, Syria, and Turkey. Hundreds of thousands of Kurds have been killed, displaced, imprisoned, or wounded. But what did the Kurds ultimately receive in return? Did they gain freedom? Independence? The right to self-determination?
What kind of support did the Kurds actually receive? Were they given fighter jets, tanks, artillery systems, air defence systems, drones, or meaningful long-term guarantees? NOOOO. In most cases, support was limited to light weapons, ammunition, limited military coordination, and some financial assistance.
What did the Trump administration offer the Kurds during its first and second terms?
In 2017, when more than 90 percent of voters in the Kurdistan Region of Iraq supported independence in a referendum, the Kurdish leadership expected at least political understanding from its Western partners. Instead, Kurdish areas were attacked by Iraqi forces and Iranian-backed groups using American-made weapons, while the United States and the wider international community largely stood aside.
Then, in early 2018, the Trump administration effectively allowed the Turkish invasion of Afrin. Hundreds of thousands of Kurds were displaced from the region following the operation.
In 2019, after direct communication between President Trump and Erdoğan, Turkey launched another military operation against Serê Kaniyê and Grê Spî in Rojava (northeastern Syria). Large parts of the region came under Turkish control after the withdrawal of American protection from the area.
For years, Kurdish forces in Rojava served as the primary partner of the United States and the international coalition in the war against ISIS. Thousands of Kurdish fighters lost their lives in that struggle. Yet many Kurds believe that, once ISIS was territorially defeated, Western priorities changed and Kurdish concerns became secondary.
Today, after all these experiences, Kurdish groups in Rojhilat (Irani Kurdistan) are being accused of disappointing Washington because they refused to enter another dangerous conflict without guarantees regarding their future political status and protection.
But from the KURDISH PERSPECTIVE, this caution is understandable.
The Kurds are not mercenaries. Kurdish blood is not cheap, and the lives of Kurdish youth are not for sale. The Kurds are fighting for their freedom, dignity, and political rights, not to serve the temporary agendas of regional or international powers without any clear outcome for the Kurdish people themselves.
At the same time, the Kurds have repeatedly shown their willingness to cooperate in fighting terrorism, extremism, and instability in the Middle East. Kurdish forces played a central role in the defeat of ISIS and contributed greatly to regional security. But cooperation must be based on mutual respect, clarity, and long-term political understanding.
I do not know the accuracy of the recent claims regarding weapons allegedly sent to protesters inside Iran. If such operations truly existed, then the American side should clearly explain which group, force, or individuals received those weapons. A nation of tens of millions of people should not be collectively accused through vague and unverified statements.
The Kurds do not claim that the American people are enemies of the Kurdish people. Nor is this a rejection of international cooperation. Rather, many Kurds are expressing frustration with repeated political experiences in which Kurdish sacrifices were welcomed during conflict but forgotten once larger geopolitical priorities changed.
For this reason, Kurdish groups in Rojhelat are approaching the current situation with caution. The lessons of recent history remain very fresh, especially after the experiences of Iraqi Kurdistan and Rojava. Any future cooperation must involve clear guarantees, realistic political understandings, and serious consideration for the future and security of the Kurdish people themselves.
Mem Ararat'ın eski büyük X hesabı Rojava paylaşımları nedeniyle Türkiye ve Bakûr'da engellendi
Yeni hesabını buradan takip edin ve RT ederek diğer insanlara ulaştıralım. Kürt sanatını ve sanatçısını yalnız bırakmayın ☀️
Kürt Birliğinin karşısında duranlar kime hizmet ediyor?
Kürd Birliğine karşı duranları sorgulamanın artık zamanıdır.
PDK’nin arkasına sığınanların ne kadar PDK’li olduğuna bakmak zorundayız.
İşgalciler Kürd Birliği olmasın diye yırtınıyor,Birlik karşıtı olanlar da öyle.