Yine elektrik yok. Son 24 saatin en az 14-15 saati elektrik yok. Ne bir kurumsal açıklama var, ne bir hesap verme var. Sadece bir mesaj, sonunda anlayışınız için teşekkür ederiz. Umurumuzda değilsiniz deniyor yani.
@gantepvaliligi@GundemiAntep27@toroslardestek
@GundemiAntep27 Bıktık artık. Ne hesap sorulabiliyor ne de deneylenebiliyor. Sabah 10'dan beri elektrik yok. Her aradığımızda tahmini geliş saati uzuyor. Bu devirde bir arızanın onarımı bu kadar uzun sürmemeli. @gantepvaliligi@TCEnerji
Şimdi hesap sorma vakti işte.
O iş bilmez montellayi da al defol git haciosmanoglu. Burası senin mafyacılık oynayacağın yer değil. #TürkiyeninMaciVar#BizimÇocuklar#MilliTakım
Kongre sonrası gidip ofis tutarak sen niyetini zaten belli ettin. Bu halkın umudu sana kaldıysa vay halimize. Ahlaki korumak senin gibi kuklaya mı kaldı? #BilmedimGörmedimKemal
Şu röportajı dinleyince nasıl bir oyunun içerisinde olduğumuzu anlıyoruz. Kılıçdaroğlu ihanet içerisinde ve tarihe kara leke olarak geçmiştir. Şahsi çıkar ve koltuk sevdanız uğruna bu halkın umudu ile oynadınız. #BilmedimGörmedimKemal
@barisyarkadas Sen ve senin gibiler bu halkın umudu ile oynadığınız için bu ülkenin tarihine kara leke olarak geçeceksiniz. Şahsi ikballeriniz, koltuk hırsınız icin halki hiçe saydınız. Bir de pişkin pişkin yazılar yazıyorsun. Utanmanız var mi acaba? Sanmam.
@muslimsarichp Milletvekili dahi olmayan, mahkeme kararı ile atanmış birinin meclis çatısı altında ne işi var? Meclis demokrasinin tecelli ettiği, halkın temsil edildiği yerdir. Kılıçdaroğlu ne halki ne de partiyi temsil ediyor. Kimi temsil ediyorsa konuşmasını orada yapsın lütfen.
@samiltayyar27 Bütün derdiniz bu zaten. Demokrasiyi askıya alıp, bir kişinin herseyi dizayn ettiği bir düzen. Halk değil köle istiyorsunuz. Biat eden toplum istiyorsunuz. Hayal kurun bakalım.
Sermayenin ve iktidarın el ele vererek emekçinin alın terini, hakkını ve hak arama mücadelesini gasp etme girişimlerine bir yenisi daha eklenmiştir.
Bilindiği üzere, 17 gün boyunca onurlu bir direniş sergileyen Doruk Madencilik işçileri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik, İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlıklarının da bulunduğu toplantıda holding yönetimiyle anlaşmaya varmış ve eylemlerini sonlandırmıştır. Bu toplantı sonucunda, işçilerin tüm alacaklarının en geç 15 Mayıs tarihine kadar hesaplara aktarılacağı taahhüt edilmiştir.
Gelinen noktada görüyoruz ki verilen sözler tutulmamıştır. Holding, devletin resmi kurumları huzurunda verdiği taahhütleri yerine getirmemiş; madencilerin maaşlarını ve sendikal tazminatlarını ödemeyerek emek gaspına devam etmiştir. Bunun üzerine, Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde maden emekçileri yeniden Ankara’ya gelme kararı almış, ancak lojistik ve güvenlik engelleriyle bu girişimleri engellenmeye çalışılmıştır.
Madencileri taşımak üzere ayarlanan otobüslerin emniyet ve idari birimlerin tehditleri gerekçesiyle tam üç kez iptal edilmesi yetmezmiş gibi, kendi imkanlarıyla yola çıkan madencilerin ve sendika heyetinin Ankara yolunda kurulan barikatlarla durdurulması, ülkemizdeki adalet terazisinin nasıl çalıştığını bir kez daha göstermiştir.
Yaşananlar, Türkiye’de iktidar ile büyük sermaye grupları arasındaki ilişkinin bir kez daha görünür hale gelmesidir. Patronlar verdikleri sözleri çiğneyip işçinin hakkını gasp ettiğinde sessiz kalanlar; emekçiler haklarını aramak için yola çıktığında tüm devlet imkânlarını seferber etmektedir. Ortadaki sorun, bir holdingiz taahhüdünü yerine getirmemesinin çok ötesindedir. Bu tablo; sermayeyi koruyan, emeği ise baskı altına çalışan anlayışın somut bir kanıtıdır.
Bir devletin asli görevi emekçinin hakkını gasp eden holdinglerin çıkarlarını korumak, hakkını arayan işçilere ise barikat kurmak değil; emekçinin alın terini güvence altına almak olmalıdır.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/oY7VxQjwbi
“Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa”
Bugün, büyük usta Nâzım Hikmet’in 63. ölüm yıl dönümü.
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” diyerek omuz omuza verilen mücadelenin özlemini şiirleştirdi,
“En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımızdır” diyerek aydınlık yarınlara olan inancımızı tazeledi.
Direnişin, umudun ve sevdanın şairi, edebiyatımızın mavi gözlü devi Nâzım Hikmet’i saygı ve özlemle anıyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkez binasının kolluk kuvvetleri eliyle fiilen kuşatılması ve işgal edilmesi, sivil bir darbe girişimidir.
Bir siyasi partinin genel merkezine, Ankara Emniyeti’ne yazı yazılarak; polis marifetiyle, biber gazı ve plastik mermilerle girilmeye çalışılması, halkın iradesine, örgütlenme özgürlüğüne ve anayasal düzene karşı işlenmiş ağır bir suçtur. Bu, kolluk gücünün siyaset üzerinde tahakküm kurmaya zorlandığı, demokrasinin en asgari sınırlarının dahi yok sayıldığı karanlık bir eşiktir.
Siyasi partiler; talimatla basılacak, zorla hizaya sokulacak, polis zoruyla teslim alınacak yapılar değildir. Siyasi partiler, halkın iradesinin vücut bulduğu anayasal kurumlardır. Bugün bir parti binasına yönelen bu şiddet, doğrudan doğruya seçme ve seçilme hakkına, yani halkın egemenliğine yönelmiştir.
Bu görüntüler; hukuk devleti iddiasının iflas ettiğini, siyasal iktidarın meşruiyetini artık sandıkta değil, kolluk gücüyle ayakta tutmaya çalıştığını göstermektedir. Siyaseti polis gölgesinde dizayn etmeye çalışmak; ülkeyi hızla seçimsiz, denetimsiz, keyfi bir rejime sürükler.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/adAEiTY9Bi
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde yaşananlar; hiçbir demokratın ve kamuoyunun kabul edebileceği bir tablo değildir. Bir siyasi partinin genel merkezine, Ankara Emniyeti’ne yazı yazılarak, polis marifetiyle, biber gazı ve plastik mermilerle girilmeye çalışılması; doğrudan doğruya siyasal iradeye, örgütlenme özgürlüğüne ve demokrasinin asgari kurallarına yönelmiş açık bir müdahaledir. Siyasi partiler; kolluk gücünün talimatla içeri gireceği kurumlar değil, halkın iradesini temsil eden, anayasal güvence altındaki demokratik yapılardır.
Bu görüntü, hukuk devleti iddiasıyla bağdaşmadığı gibi, çoğulcu demokrasinin ruhuna da aykırıdır. Siyaseti polis gölgesinde dizayn etme alışkanlığı, toplumu daha fazla kutuplaştırmaktan ve demokratik zemini daha da daraltmaktan başka bir sonuç üretmez. Bugün bir partiye reva görülen bu yöntem, yarın tüm muhalefete ve örgütlü topluma yöneltilecek bir tehdidin habercisidir.
Demokrasi; güç gösterisiyle, talimatla, baskıyla değil; hukukla ve halkın iradesine saygıyla ayakta durur. Kolluk gücünün siyasal alanın bir aparatı gibi kullanılmasına karşı sessiz kalmak, bu ülkenin demokratik birikimine yapılacak en büyük kötülüktür. Siyasi partilerin iç işleyişine, iradesine ve yönelik bu tür müdahaleler kabul edilemez.
Demokrasiyi savunmak; tam da böyle anlarda, bu tabloya razı olmamayı gerektirir.
Bu müdahaleyi kabul etmiyoruz; hukuku, demokrasiyi ve halkın siyasal iradesini savunmaya devam edeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
Halkın iradesi ne yazıyla teslim alınır ne de polis müdahalesiyle bastırılır.