Funda Arar, 2001 yılına ait görüntülerde; Neşet Ertaş'ın kaynaklık ettiği ve Erol Parlak tarafından düzenlenen "Şad Olup Gülmedim" adlı bozlak türündeki eseri icra ediyor. ��
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, Süleyman Demirel’in öğütlerini toplamış.
İşte o çok güzel öğütler:
1-Hiçbir suyun derinliğini iki ayağınızla birden yoklamayın.
2- Kederde de mutlulukta da “Bu da geçer” demeyi unutmayın.
3- “Daha fazla daha iyidir” diye kendinizi kandırmayın.
4- “Her gecenin sabahı olduğunu” daima hatırlayın!
5- Hayat maçını kaybettiren golleri en çok “Kendinizi en güçlü hissettiğiniz anlarda” yiyebileciğini aklınızdan çıkarmayın.
6- Konuşmaya başlamadan önce şu
4 cümleyi anımsayın:
*Söylediklerimin gereği var mı?
*Anlattıklarım iyilik ve şefkat içeriyor mu?
*Söylediklerim birini incitiyor mu?
*Söz ettiklerim sessizliği bozacak kadar
değerli mi?
7- Huzurlu bir yaşam için dinleten değil dinleyen, yargılayan değil anlayan, eleştiren değil hoş gören, kavga eden değil affeden olun.
8- Hakiki dost iyi günde davetle, kötü günde kendiliğinden gelir.
9- Yıllarınızı nasıl geçirdiğiniz, o yılların içine
ne kadar çok hatırlanabilir ve güzel an ve anı sığdırdığınız, sizin kaç yıl yaşadığınızdan
çok daha önemli ayrıntılardır.
10- Kaybettiklerinin bazen kazancın da olabileceğini unutma.
11- Mutluluk, küçük şeyleri büyük fırsatlara çevirenilme becerisidir.
12- Sabır öfkeden, nezaket nefretten iyidir.
13- Basit ve anlaşılabilir ifade edemiyorsanız yeteri kadar anlamamışsınız demektir.
14- Her tohum kendi toprağında yeşerir, tohum çiçeğini, çiçek meyvesini göremez.
15- Geçmiş pişmanlık, gelecek endişedir.
Huzur ise sadece şu anda ve bugündedir....
ALLAH rahmet eylesin...
Alıntı
İşte tüm vücudunu çalıştırmak için ideal bir vücut ağırlığı antrenmanı:
20 şınav
30 squat
25 bacak kaldırma
40 mountain climber (tırmanıcı)
1 dakika plank
Bu egzersizleri art arda 3 tur halinde yap. Fiziksel kondisyonun uygunsa hareketler arasında dinlenmeden tamamlamaya çalış.
Yeni başlıyorsan kısa dinlenme araları ver. Kondisyonun geliştikçe bu dinlenme sürelerini kademeli olarak azalt.
Dear Greek and Turkish nationalists, in these artificially made tense times remember that nationalism means love for your country. It doesn’t mean hate for another.
Close your ears to the merchants of hate.
🇦🇷 Alguien ha hecho un resumen de 13 minutos con todas las acciones sucias de los argentinos en la final.
Vídeo de jugar al fútbol no hay, eso sí. https://t.co/g8ReZ2cWCO
Türkçe öğrenirken Türkçe öğretmenime sormuştum neden bazı ülke mensuplarına “li” eki gelirken diğerlerine gelmez; örneğin Amerikalı, Avustralyalı ama Fransız, Alman. Dedi ki Türkçe çok ince bir dil, kökü belli olan halklara “li” eki gelmez, Amerikalı ise
Sonradan göçmüştür karışıktır ne olduğu belli değildir, o yüzden “li” eki gelir. Düşününce çok mantıklı gelmişti. Kısaca Türkiye’de yaşayan herkes Türkiyeli değil Türk, ama Türkiyeli olarak görenlere de sözümüz yok onlar kendilerini öyle betimleyebilir.
BASIN AÇIKLAMASI
36. NATO DEVLET VE HÜKÜMET BAŞKANLARI ANKARA ZİRVESİ KAPSAMINDA TRAFİĞE KAPATILACAK VE ALTERNATİF OLARAK KULLANILACAK YOLLAR
⬇️
https://t.co/MeLIJPlOjv
https://t.co/4dSWpJ1KJY
Fener Rum Patrikhanesi sorunu bir din ve ibadet özgürlüğü konusu olmaktan çok, jeopolitik ve stratejik bir konudur.
Patriğin ısrarla "Ekümenik" sıfatını kullanmasının nedeni Türkiye'deki küçük Rum cemaatinin dini ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Amaç, kendisini dünya Ortodoksluğunun evrensel lideri, İstanbul'u da yeniden Ortodoks dünyanın merkezi olarak konumlandırmaktır.
Tarih boyunca büyük dini merkezler yalnızca ibadet edilen yerler olmamış, aynı zamanda nüfuz ve güç üretmişlerdir. Katolik dünyası için Vatikan'ın entelektüel ve ruhani omurgasını oluşturan kurumlar, özellikle Roma'daki papalık üniversiteleri bu işlevi görmüştür. Sünni İslam dünyasında Kahire'deki El Ezher yalnızca bir eğitim kurumu değil, küresel ölçekte dini otorite üreten bir merkezdir. Protestan dünyasında ise Oxford, Cambridge, Heidelberg ve benzeri köklü ilahiyat merkezleri yüzyıllar boyunca din adamı, akademisyen ve düşünce üretmiştir.
Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması da bu nedenle birkaç Rum Ortodoks papazın eğitilmesi meselesi olarak görülemez. Asıl mesele, Patrikhane'nin dünya çapında kendi din adamlarını yetiştirebildiği, kendi teolojik doktrinini geliştirebildiği ve uluslararası ağlarını yönetebildiği bir merkeze kavuşmasıdır. Böyle bir okul, Patrikhane'nin ekümenik iddiasına akademik, kurumsal ve uluslararası bir temel sağlayacak, şüphesiz konumunu konsolide edecektir.
ABD ve Avrupa Birliği'nin Patrikhane'ye verdiği sürekli güçlü destek de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Fener, özellikle son yıllarda Moskova Patrikhanesi ve Rus Ortodoks dünyasına karşı kullanılan önemli bir jeopolitik araç haline gelmiştir. Dolayısıyla konu yalnızca dini özgürlükler değil, aynı zamanda Ortodoks dünyasının liderliği üzerindeki küresel güç mücadelesidir.
Türkiye'nin kalbinde, Türk hukukunun tanımadığı bir sıfatla hareket eden ve tüm Ortodoks dünyanın lideri olduğunu ileri süren bir yapının Heybeliada Ruhban Okulunun tekrar açılması ile uluslararası meşruiyet kazanması, sadece dini değil stratejik sonuçlar da doğuracaktır.
Yunanistan, GKRY, İsrail ve ABD ekseninin Doğu Akdeniz'de Türkiye üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde Ankara'nın bu konuyu yalnızca bir azınlık veya inanç özgürlüğü başlığı altında değerlendirmesi yaşamsal bir hata olur.
Karşılaştığımız sorun bir kaç din adamının eğitimi değil, İstanbul'un ve Heybeliada'nın gelecekte hangi teolojik ve jeopolitik çerçeve içinde tarif edileceğidir. Türk Deniz Kuvvetlerine 19.yüzyıldan bu yana deniz subayı yetiştiren adanın, emperyalizmin sözde ekümenik sıfatlı vassalının indoktirnasyon merkezine dönüşmesi tarihin kolay hazmedeceği bir durum değildir.
Unutumayalım ki dini kurumlar bazen yalnızca inanç üretmez, aynı zamanda tarih, kimlik, hafıza ve jeopolitik savlar üretir. Yunanın bu konuda sicili kitaplara sığmayacak kadar kabarıktır.
Akdeniz’de, özellikle Kıbrıs Adası’nda bir fitne ateşinin yakılmak istendiğini görüyoruz; bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Çok açık söylüyorum:
Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse cevabımız çok net olur, çok da sert olur.
Fatih TEKKE :🗣 "Milli takımda bize yabancı gibi davranıyordular, selam dahi vermiyordular, sakatlansamda kampa gitmesem diye dua ediyordum"
Sözde "Milli" olan bu takımda Abadoludaki oyunculara yapılan bu ötekileştirme yeni bir şey değil bilakis gelenektir