Ayrı yıllara ilişkin sahte fatura düzenleme/kullanma dosyalarının birleştirilerek zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekliliğine ilişkin;
"3. Zincirleme suç durumunda aynı suçun birden fazla işlenmiş olması söz konusudur. Ancak bu suçlar, aynı suç işleme kararı kapsamında işlenmekte ve bu suçlar arasında subjektif bir bağ bulunmaktadır. Bu nedenle, kişiye bu suçların her birinden dolayı ayrı ayrı değil, bir ceza verilmekte ve cezanın miktarı artırılmaktadır. 4. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyaları değerlendirildiğinde; sanık hakkında 2016 takvim yılında sahte fatura düzenleme ile 2014 ve 2017 takvim yıllarında sahte fatura düzenleme suçlarından ayrı ayrı mahkumiyet hükümleri kurulmuş ise de; dosyaların birleştirilmesi, 7394 sayılı Kanun'un 4. maddesi ve 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi uyarınca, atılı suçların aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenip işlenmediğinin tartışılması, sonucuna göre zincirleme suç hükümlerinin tatbiki hususunda gereğinin takdir ve ifası yoluna gidilmesi gerektiği anlaşılmakla; kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür." (Yargıtay 11. CD 2024/2851E. 2025/3 K.)
Kayıt dışı hasılat incelemesinde yalnızca kâr ve zarar tutarları üzerinden matrah tespiti hatalı olup, mükellefin masraflarının da dikkate alınması gerekir;
"Aramada el konulan defter, ajanda, not kâğıtları ve diğer belgelerin tamamının kendisine ait olduğunu, - Altın ve döviz alım-satım faaliyetinde bulunduğunu, - Eşinin bu faaliyetlerle ilgisinin bulunmadığını, - Kendisi ve eşinin POS cihazı kullanmadığını ve müşterilere de kullandırmadığını, - Altın ve döviz alım-satımına ilişkin faaliyet izin belgesine başvurmadığını, belge almadığını ve faaliyetini ilgili mercilere bildirmediğini, - Elde ettiği kazancı aramada el konulan defter ve belgelere kaydettiğini, günlük alım-satım miktarını takip etmediğini ve günlük kâr ile zararını ABD doları cinsinden ajandasına aktardığını. vii. Davacının dönem kazancının tespitinde, ajandaya kaydedilen kâr ve zarar tutarları esas alınmıştır. Söz konusu tutarlar, T.C. Merkez Bankası ay sonu ortalama ABD Doları efektif kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmiş, yıllar ve aylar itibarıyla yapılan hesaplamalar sonucunda bulunan tutarlar vergilendirmede matrah olarak kabul edilmiştir. viii. Yapılan incelemede katma değer vergisi ile banka ve sigorta muameleleri vergisi yönünden eleştirilecek bir husus bulunmadığı tespit edilmiştir. Ancak 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunu'na muhalefet edildiği anlaşıldığından, durumun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi amacıyla görüş ve öneri raporu düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca, davacının yürüttüğü tespit edilen faaliyetten gerçekte elde ettiği safi gelirin vergilendirilmesinin esas olduğu anlaşılmaktadır. İnceleme kapsamında ele geçirilen el defterinde, ilgili dönemlere ait kâr ve zarar kayıtlarının yanı sıra yapılan masraflara da yer verilmiştir. Ancak, inceleme elemanınca yalnızca kâr ve zarar haneleri dikkate alınarak matrah farkı tespit edilmiştir. Masrafların neden dikkate alınmadığına ilişkin olarak ise dayanak vergi inceleme raporunda herhangi bir belirlemeye yer verilmediği görülmüştür. Bu durumda, eksik incelemeye dayanılarak matrah tespit edilmesi suretiyle yapıldığı sonucuna varılan dava konusu cezalı tarhiyatta usul ve yasaya uygunluk bulunmamıştır." (Danıştay VDDK 2024/143E. 2026/17K.)
Sahte fatura düzenleme/kullanma incelemelerindeki eksiklik ve hatalara ilişkin⬇️
“Aktarılan tespitlerden, anılan mükellefin davacıya düzenlendiği faturalarda yazılı emtiaların, gerçekten alınıp alınmadığı, yapılan işin niteliği ve büyüklüğüyle orantılı olup olmadığı hususları araştırılarak gerçek durumun somut olarak ortaya konulmadığı görülmektedir. Raporda mükellefin, yüksek miktarda ciro elde edebilecek organizasyona sahip olmadığı belirtilmiştir. Ancak düzenlediği bazı faturaların gerçek emtia teslimi veya hizmet ifasına dayalı olduğu da kabul edilmiştir. Düzenlediği diğer faturaların gerçek emtia teslimi veya hizmet ifasına dayalı olmadığına ilişkin belirlemenin ise somut ve hukuken kabul edilebilir delil ve belgeye dayanmadığı, sadece kanaate dayandığı anlaşılmaktadır. Böyle bir belirlemenin de gerçek emtia teslimi veya hizmet ifasına dayanmaksızın fatura düzenleme hususunda kesin bir delil oluşturmayacağı açıktır.
Bu durumda, anılan mükellefin, gerçek bir ticari faaliyette bulunduğu, yalnızca gerçek emtia teslimi veya hizmet ifasına dayanmaksızın fatura düzenleyerek komisyon geliri elde etmek amacıyla kurulduğuna dair somut bir tespitin olmadığı, davacıya düzenlediği faturaların mal ve hizmet alışverişine dayandığı sonucuna varıldığından, söz konusu faturalar nedeniyle varsayım ve eksik incelemeye dayalı olarak tarh edilen vergi ve kesilen cezalarda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.” (Danıştay VDDK 2023/1514E. 2025/839K.)
ÖTV muafiyetli aracın tescilinden önce vefat eden engelli kişinin mirasçıları adına vergi tarhiyatı yapılamaz;
"4760 sayılı Kanun'da yer alan söz konusu kurallar ve bunların idari yorumuna ilişkin anılan Genel Tebliğ'de yer verilen açıklamalar dikkate alındığında, 4760 sayılı Kanun'a ekli (II) sayılı listede yer alan mallardan, Kanun'un 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılanların, engellilik oranı %90 ve üzerinde olan malul ve engelliler tarafından motorlu araç ticareti yapanlardan iktisap edildiğini belgelemek üzere anılan taşıtların kayıt ve tescilinden önce fatura düzenlemesi hâlinde "edinimin/iktisabın" yani kanunda vergiyi doğuran olay olarak belirlenen "ilk iktisabın" gerçekleşeceği, ancak yine Kanun'un 7. maddesinde yer alan söz konusu kural uyarınca bu ilk iktisabın vergiden müstesna olduğu, dolayısıyla anılan istisnadan faydalanılmasını sağlayan diğer yasal şartların oluşmadığı idarece ortaya konulmadıkça faturanın düzenlendiği tarihte istisnadan yararlanma koşullarını haiz engellinin bu tarihten sonra ancak tescilden önce vefat etmesinin anılan istisnadan yararlanılmasına engel olmayacağı, Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliği'nin "II-İSTİSNALAR VERGİ İNDİRİMİ VE VERGİNİN İADESİ" başlığı altında yer alan "C-DİĞER İSTİSNALAR/ 1. Malul veya Engellilerin Taşıt Alımlarında İstisna/ 1.5. Ortak Hususlar" alt başlığı altında yer alan malul veya engelli tarafından iktisabı yapılan taşıtın kayıt ve tescil ettirilmeden malul veya engellinin vefat etmesi durumunda, anılan istisna uygulamasından yararlanılamayacağına ilişkin aksi yöndeki idari yoruma dayanarak engelli kişinin mirasçıları aleyhine cezalı tarhiyat yapılmasında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır." (Danıştay VDDK 2025/21E. 2026/1K.)
Sahte fatura düzenleme sebebiyle hakkında yapılan tarhiyatlar mahkeme kararı ile kaldırılan mükellefin matrah artırım başvurusunun kabul edilmesi gerekir;
"Davacının 2016 ila 2020 yıllarına ilişkin olarak 7326 Sayılı Kanun kapsamında matrah artırımı talebinde bulunduğu ancak talebinin, hakkında kısmen sahte fatura düzenlemekten vergi tekniği raporu bulunduğundan bahisle reddedildiği, söz konusu vergi tekniği raporuna istinaden yapılan tarhiyatın ise ... Vergi Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K: ... sayılı kararı ile davacının komisyon karşılığı fatura düzenlemediği sonucuna varılarak kaldırıldığı, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun da Dairelerinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararıyla reddedildiği, bu durumda davacının 7326 Sayılı Kanun'un matrah artırımına ilişkin hükümlerinden yararlanabileceği mahkeme kararıyla sabit olup katma değer vergisi açısından matrah artırımı başvurusu bulunduğundan, matrah artırımı hükümlerini ihlal ettiğine dair bir tespit yapılmaksızın adına yapılan dava konusu tarhiyatta hukuka uygunluk görülmediği" (Danıştay 3.D 2024/4932E. 2024/5946K.)
Vergi tekniği raporu yalnızca dosyanın tarafı olan kurumun ihbarı niteliğinde olup, sadece bu rapora dayanılarak kişi hakkında sahte fatura suçundan iddianame düzenlenemez;
"İstanbul Anadolu 12. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.04.2024 tarihli ve 2024/513 İddianame değerlendirme sayılı kararı ile "şüphelinin savunmasında suçlamayı kabul etmemesine rağmen suça konu sahte olduğu iddia olunan faturaları kullanan şirket yetkilileri hakkında sahte fatura kullanmaktan açılan dava yahut devam eden soruşturma olup olmadığının araştırılmadığı, faturaların gerçek mal alım satımına dayanan faturalar olup olmadığının araştırılmadığı, karşıt incelemelere ilişkin belgeler ilgili vergi dairelerinden celp edildikten sonra ilgili şirketler hakkında sahte fatura kullanmaktan dava açılıp açılmadığı araştırılıp, açıldığının tespiti halinde dava dosyaları getirtilip incelenerek bu davayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dava dosyasına intikal ettirilmesi, dosyadaki faturaların gerçek alım-satım karşılığı olup olmadığının belirlenmesi yönünden; mal ve para akışını gösteren sevk ve taşıma irsaliyeleri, teslim tesellüm belgeleri, bedellerinin ödendiğine ilişkin ticari teamüle uygun kanıtlama yeteneği olan geçerli ödeme belgeleri ve satıcının kasasına ya da banka hesabına girip girmediğinin tespiti ile faturaları düzenleyen mükellefin yeterli üretimi, mal girişi ya da stoğu olup olmadığı da araştırılıp, karşılaştırmalı bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, şüphelinin sahte olarak düzenlediği iddiası bulunan faturalar bakımından yukarıda izah edilen tüm eksiklikler giderildikten sonra bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmadığı, suça konu olduğu belirtilen faturaların ve BA-BS formlarının dosya arasına celbi sağlanmadığı, suça konu faturaların DOSYA ARASINA ALDIRILMADIĞI, şüphelinin savunmasında suçlamayı kabul etmemesine rağmen karşıt incelemelere konu şirketlerin yetkililerinin tanık sıfatı ile dinlenip faturalara konu ticaret ile ilgili kiminle muhatap oldukları hususunda beyanları tespit edilmeksizin ve sahte belge düzenleme suçu bakımından gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra yargılamaya konu şirketin suç tarihlerindeki iş hacmi, ticarete konu ödeme belgeleri ve karşıt incelemeler de gözetilerek mali bilirkişi raporu aldırılmaksızın, sadece dosyanın tarafı olan müşteki kurumun ihbar mahiyetinde dosyaya sunduğu vergi tekniği raporu ve vergi suçu raporuna göre suçun sübutuna etki edecek deliller toplanmaksızın düzenlenen..." İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.03.2024 tarihli ve 2023/139210 Soruşturma, 2024/26867 Esas sayılı iddianamesinin, 5271 sayılı Kanun'un 174/1-b. maddesi uyarınca iadesine karar verilmiştir." (Yargıtay 11. CD. 2024/4967E. 2025/958K.)
Defter belgelerin muhafaza ve ibraz sorumluluğu muhasebeciye devredilemez;
“Defter ve Belgeleri Gizleme suçunun varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit ve saklama mecburiyeti bulunan defter ve belgelerin vergi incelemesine yetkili kimselere ibraz edilmemesi ile oluştuğu, yüklenen defter ve belgeleri gizleme suçunun oluşmasında defter ve belgeleri saklama sorumluluğunun mükellef sanığa ait olduğu, 213 sayılı VUK'nin 253. maddesi uyarınca defter ve belgelerin ait olduğu yılı takip eden takvim yılından başlamak üzere 5 yıl saklama ve tekrar istenildiğinde ibraz etme zorunluluğu bulunduğu; ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 23.11.1999 tarihli ve 1999/11- 273/288 sayılı içtihadında da açıklandığı üzere defter ve belgelerin çalındığı- kaybolduğu- bulunamadığı ileri sürülerek ibrazından kaçınılması halinde VUK'nin 139. maddesinde yazılı hususlarda usulüne uygun tebligat aranmayacağı; somut olayda, 2008 yılına ait defter ve belgelerin ibrazı hakkındaki 21.05.2013 tarihli yazının 03.06.2013 tarihinde ikametgah adresinde eşi...’ya tebliğine rağmen, defter ve belgeleri ibraz etmeyen sanığın savunmasında 2008 yılına ilişkin defter ve belgelerin Vergi Müfettişine ibraz edilmesi için gelen yazıyı muhasebecisine verdiğini, defter ve belgelerin ibraz edildiğini sandığını, ibraz edilmeyişinin tamamen muhasebecinin ihmalkarlığından kaynaklandığını söylemesi ve vergi raporuna göre şirketin 01.07.2010 tarihinde resen terk ettirildiği, tebligat yapıldığı tarihte şirketin faal olmadığının anlaşılması karşısında iş yerinde inceleme yapılmasının fiilen mümkün olmaması nedeniyle ve sanığın savunmasının yasanın aradığı anlamda mücbir sebep oluşturmadığı, defter belgeleri 5 yıl saklama zorunluluğuna dair sorumluluğun muhasebeciye devredilemeyeceği de gözetilmeden, sanığın tüm unsurları itibarıyla oluşan "defter ve belgeleri gizleme" suçundan mahkumiyeti yerine, beraatine hükmolunması..” (Yargıtay 11. CD. 2017/3875E. 2021/1791K.)
Kayıt dışı hasılat tespitinde yalnızca e-pazar yeri verilerinin esas alınması gerçek gelirin vergilendirilmesi ilkesine aykırıdır;
"..İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacının e-ticaret platformları üzerinden toplam 601.598,74 TL'lik satış yaptığı, bu tutardan davacının 2018 yılı için beyan ettiği brüt satış tutarının düşüldüğü ve kalan 408.009,70 TL'lik satış tutarının tamamının matrah farkı kabul edildiğinin anlaşıldığı olayda, kayıt ve beyan dışı bırakılan bir kısım satış mevcut ise de bu satışlardan maliyete ilişkin giderler çıkarıldıktan sonra ortaya çıkacak matrahın esas alınması gerekirken eksik inceleme ile bulunan matrah farkı üzerinden yapılan tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu cezalı vergiler kaldırılmıştır.
...Gerçek gelirin vergilendirilmesi gerektiği ilkesi gereğince uyuşmazlık konusu olayda, davacı şirketin banka hesaplarına yatırılan tutarlar hasılat olarak kabul edilerek ve şirket yetkilisinin giderlere ilişkin olarak iddia ettiği hususlar göz önünde bulundurularak kayıt dışı kazanç olup olmadığının ortaya konulması gerekirken sadece e-ticaret siteleri üzerinden yapılan satışlar esas alınmak suretiyle eksik inceleme sonucu tanzim edilen vergi inceleme raporuna dayanılarak yapılan tarhiyatın hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldığından Vergi Dava Dairesince yazılı gerekçeyle bir kat vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi ve geçici vergi üzerinden kesilen bir kat vergi ziyaı cezası yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasında hukuka uygunluk görülmemiştir..." (Danıştay 3. D. 2022/4228E. 2024/4954K.)
Matrah artırımı olmayan yıla ilişkin sahte fatura düzenleme raporu, mükellefin diğer yıllar için matrah artırımı yapmasına engel değildir;
"7326 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (9) numaralı fıkrasında yer alan 213 sayılı Kanunun 359. maddesinin (b) fıkrasında defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenlerin Kanun'un matrah artırımından yararlanamayacakları hükmünün matrah ve vergi artırımında bulunulan dönemi kapsadığı dikkate alındığında, davacı hakkında 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin tespit edilen fiillerin matrah ve vergi artırımında bulunulan 2017 yılına sirayet etmesine olanak bulunmadığından Vergi Dava Dairesinin, üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının bozulması, davalı idarenin temyiz isteminin ise bu nedenle reddi gerekmiştir." (Danıştay 3.D. 2025/3765E. 2025/5150K.)
Vergi inceleme raporu tek başına dava konusu edilemeyecek olup, bu rapora dayanılarak yapılan tarhiyatlara karşı dava açılabilecektir;
"İdari yargı mercilerinde, iptal davası açılabilmesi için ortada davacının menfaatini ihlal eden, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlemin bulunması gerekmektedir.
Vergi inceleme raporlarının, idarenin denetim elemanları tarafından hazırlanan ve yapılan inceleme sonuçlarını ortaya koyan ve bu raporlara göre işlem ya da eylem tesis etme yetkisi olan idari mercilere öneri mahiyetinde olduğu dolayısıyla bu mercilerce tesis edilecek işlem ya da eylemlerin hazırlayıcı işlemi niteliğini taşıdığı, bu nedenle de davacı üzerinde icrai bir yönü bulunmadığı açıktır. Bu durumda; davacı hakkında, vergi inceleme raporuna dayalı olarak tarhiyat yapılmak ve işlem tesis edilmek suretiyle uyuşmazlığın dava yoluna taşındığı da dikkate alındığında, dava konusu vergi inceleme raporunun, idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olduğundan söz edilemeyeceğinden, Vergi Mahkemesince yazılı gerekçeyle iptaline dair hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf başvurusunun reddine ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerekmiştir." (Danıştay 3. D. 2023/9226E. 2025/4511 K.)
VUK 160/A uyarınca teminat istenebilmesi için mükellefiyetin yeniden tesisinin talep edilmesi gerekmekle birlikte, teminatın ödenmemesi durumunda vergi dairesince ödeme emri ile takip edilemez;
"213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 160/A maddesinin birinci fıkrasında, mükellefiyet süresi, aktif ve öz sermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, çalışan sayısı, vergisel yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği gibi hususlar dikkate alınarak mükelleflerin vergisel uyum seviyelerine yönelik olarak Hazine ve Maliye Bakanlığınca yapılan analiz ve değerlendirme çalışmaları neticesinde sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilen mükelleflerin vergi incelemesine sevk edileceği ve bunlar nezdinde yoklama yapılacağı, ikinci fıkrasında yoklamayı müteakip, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde vergi dairesinin mükellefin sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğuna ilişkin görüşü ve ilgisine göre vergi dairesi başkanı veya defterdarın onayı ile mükellefiyet kaydının terkin edileceği ve bu durumun mükellefe tebliğ edileceği, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde 153/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan asgari teminat tutarından az olmamak üzere, sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde düzenlenen belgelerde yer alan toplam tutarın %10’u tutarında aynı maddede belirtilen türde teminat verilmesi ve tüm vergi borçlarının ödenmesi şartıyla mükellefiyetin, terkin tarihi itibarıyla yeniden tesis edileceği, mükellefiyetin terkin edildiği tarih ile yeniden tesis edildiği tarih aralığında verilmeyen beyanname ve bildirimlerin, yeniden tesise ilişkin yazının mükellefe tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde verileceği ve tahakkuk eden vergilerin aynı sürede ödeneceği kurala bağlanmıştır.
Kuralına yukarıda yer verilen yasal düzenleme uyarınca mükellefiyeti terkin edilenlerin ancak mükellefiyetlerinin yeniden tesis edilmesini talep etmeleri halinde teminat verme zorunlulukları olup dosyada yer alan bilgi ve belgelere göre davacının böyle bir talebi bulunmadığı gibi bu yönde bir talepte bulunması halinde de söz konusu teminatı ödememesinin, teminatın takibini değil mükellefiyetin yeniden tesis edilmemesi sonucunu doğuracağı dikkate alındığında, bahsedilen teminatın, ödeme emrine konu edilmesinin hukuka uygun olduğundan söz edilemeyeceğinden yazılı gerekçeyle verilen Vergi Dava Dairesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamıştır." (Danıştay 3. D. 2023/10771E. 2025/1748K.)
Sahte fatura düzenleme sebebiyle ceza verilebilmesi için şirketin yetkilisi olmak tek başına yeterli değildir;
“B- Sanıkların savunmalarında suçlamaları kabul etmediklerini, kısa bir süre şirkette yetkili kaldıklarını, bu dönemlerde sahte fatura düzenlemediklerini beyan etmeleri ve sahte fatura düzenleme suçunun failinin herkes olabileceği, şirket yetkilisi sıfatına sahip olunmasının zorunlu olmaması karşısında; maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından;
1) Suça konu faturalar temin edilip sanıklara gösterilerek yazı ve imzaların kendilerine ait olup olmadığının sorulması, kendilerine ait olmadığını söylemeleri halinde sanıklardan temin edilecek yazı ve imza örnekleri ile faturalardaki yazı ve imzaların kime ait olduğu hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması,
2) Faturalardaki yazı ve imzaların sanıklara ait olmadığının anlaşılması halinde;
a) Faturaları kullanan şirket yetkilileri veya kişilerin tanık sıfatıyla duruşmaya çağrılarak CMK'nin 48. maddesi uyarınca çekinme hakları hatırlatıldıktan sonra sözü edilen faturaları hangi hukuki ilişkiye dayanarak kimden aldıkları, sanıkları tanıyıp tanımadıkları ve faturaların düzenlenmesi konusunda sanıkların bir iştiraki bulunup bulunmadığının sorulması,
b) Faaliyeti bulunup bulunmadığı ve şirketi kimin işlettiği konusunda şirket muhasebecisinin çekinme hakları hatırlatılarak tanık sıfatıyla beyanının alınması;
Sonucuna göre tüm deliller birlikte tartışılarak sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile beraat ve mahkumiyet hükümleri kurulması yasaya aykırı….” (Yargıtay 11. CD 2021/1418 E. 27.12.2022)
Defter belgelerin istendiği tarihten önce ortaklıktan ayrılan kişi -ayrılma tarihinden önceki bir döneme ait olsa bile- defter belgelerin ibraz edilmemesinden sorumlu tutulamaz;
“...17/07/2008 tarihinde hisselerini devrederek ortaklıktan ayrılan ve şirketle hukuki ve fiili bağlantısının kalmaması nedeniyle ortaklık sıfatının kazandırdığı ibraz etmeme fiiline yönelik olarak bilgi alma ve inceleme hakkı olmayan dolayısıyla herhangi bir müdahale imkanı bulunmayan davacının, takip edilen kamu alacağına ilişkin vergilendirme dönemi ortaklık sıfatının bulunduğu döneme ilişkin olmakla birlikte yukarıda belirtildiği üzere pay devrinden sonra gerçekleşen ibraz ödevinin yerine getirilmemesi sebebiyle salınan vergi ve kesilen cezalardan sorumlu tutulması, ortaklık sıfatından kaynaklanan kusursuz sorumluluğu aşan mahiyette ölçüsüz bir müdahale olduğundan ve kendisine orantısız bir külfet yüklediğinden yazılı gerekçeyle davanın reddi yolundaki Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.” (Danıştay 3.D. 2024/2842E. 2024/5192K.)
Vergi dairesi tarafından uygulanan haciz, süregelen etkisi sebebiyle her zaman dava konusu edilebilir;
“Davacının mal varlığına tatbik edilen hacizlerin kaldırılması talebiyle yaptığı başvuru davalı idare tarafından, ...tarih ve ... sayılı işlem ile reddedilmiştir. Ancak bahse konu yazıda bu yazının tebliğinden itibaren haciz işlemine karşı dava açılabileceği hususu ve dava açılacak yargı mercii gösterilmemiştir. Ayrıca haciz işlemlerinin niteliği gereği süregelen bir işlem olduğu yani dava açma tarihi itibarıyla söz konusu haciz işleminin devam ettiği anlaşılmıştır. Bu haliyle davacı adına tesis edilen ve kaldırılmadığı veya yargı yerince iptal edilmediği sürece mülkiyet hakkına müdahale etmek suretiyle etkisini devam ettiren haciz işlemine ve hacizlerin kaldırılması yönünde dava açma süresi ve mercii gösterilmeyen işleme karşı her zaman dava açılması mümkün olduğundan uyuşmazlığın esasının incelenmesine geçilmiştir.” (Danıştay VDDK 2023/525E. 2024/1130K.)
Şirkete ait vergi borcunun tahakkuk ve vade tarihinde şirket yetkilisi olmayan kişi, bu borçlardan dolayı sorumlu tutulamaz;
"Tüzel kişilerin vergi ödevleri kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilmektedir. Kanuni temsilciler tarafından tüzel kişilerin bu ödevlerinin yerine getirilmemesi halinde sorumlulukları gündeme gelebilecektir. Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesiyle, vergi alacağının, vergisel ödevlerini yerine getirmeyen kanuni temsilcilerden tahsili için öngörülen sorumluluk, kusura dayalı ve tali (ikinci derece) niteliktedir. Kanuni temsilci için kusura dayalı bir sorumluluk öngörüldüğünden, kanuni temsilciden tahsil edilmeye çalışılan amme alacağının kanuni temsilcinin mevzuat ile kendisine yüklenen ödevleri yerine getirmemesinden kaynaklanması gerekmektedir. Anılan kamu alacakları, davacının kanuni temsilcilik sıfatının sona erdiği 11/05/2016 tarihinden sonra şirket adına verilen beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin vadesinde ödenmemesinden ve tahakkuk eden geçici vergilerin vadelerinde ödenmemesi üzerine vade tarihinden itibaren hesaplanan gecikme zamlarının ödenmemesinden kaynaklanmaktadır. Beyan üzerine şirket adına tarh ve tahakkuk eden vergilerin tahakkuk ettiği tarihte ve tahakkuk eden bu vergilerin vade tarihlerinde, davacı asıl amme borçlusu şirketin kanuni temsilcisi değildir. Dolayısıyla şirkete ait vergi ödevinin yerine getirilmemesi, davacının eyleminden kaynaklanmamaktadır. Bu durumda, davacının 213 sayılı Kanun'un 10. maddesinden hareketle şirketin üzerine düşen ödevleri yerine getirmediğinden bahsedilemeyeceğinden dava konusu ödeme emirlerinin anılan kısımlarının iptaline dair hüküm fıkrasında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.” (Danıştay VDDK 2024/50E. 2025/7K.)
Vergi borcundan dolayı banka hesabına uygulanan hacze karşı açılan davada (ihbarnamelere ilişkin) usulsüz tebligat itirazı yapılabilir mi?⬇️
"Haciz aşaması öncesi ödenmeyen vergi borçları usulüne uygun şekilde borçlunun bilinen adresine tebliğ edilecek, vadesinde ödenmemesi durumunda amme alacağının tahsil edilmesinde son aşama olan haciz işlemi uygulanacaktır. Ancak haciz işleminden önce tahakkuk ve takip işlemlerinin usulüne uygun tamamlanması ve her aşamanın muhataba bildirilmesi zamanaşımı gibi lehe sonuç doğuracak hususların tespiti ile savunma, dava yolu gibi hakların yerine getirilmesi açısından önem taşımaktadır. Usulüne uygun olarak sıra ile ihbarnameler ve ödeme emirleri tebliğ edilmiş ve bunlara dava açılmamış ya da dava açılıp mükellef aleyhine sonuçlanmış ise, anılan kararların kesinleşmesi üzerine mükellefler hakkında haciz işlemi uygulanmasına engel hukuki bir durum bulunmamaktadır. Ancak haciz işleminden önceki hukuki durumlarda sakatlık bulunması halinde mükellefler hakkında haciz işlemi uygulanması yasal olarak mümkün değildir.
...Olayda, ihbarnamelerin tebliği esnasında muhatabın adreste bulunmadığı ve geçici olarak başka bir yere gittiğinin belirtilmesine karşın keyfiyetin ve beyanda bulunanın kimliğinin tebliğ alındısına yazılarak altı beyanda bulunana imzalatılmak suretiyle yukarıda yer verilen 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 102.maddesinde belirtilen şekilde tutanağa dönüştürülmeden, ilan yoluyla tebliğ edilen ihbarnamelerin tebliğinin usulsüz olması karşısında davacı adına kesinleşmiş ve tahsil edilebilir bir kamu alacağının varlığından söz edilemeyeceği açıktır." (Danıştay 9.D 2018/2570E. 2021/3240K.)
Sahte fatura düzenleme & kullanma incelemelerindeki eksiklik ve hatalara ilişkin bir emsal;
“Aktarılan tespitlerden, anılan mükellefin davacıya düzenlendiği faturalarda yazılı emtiaların, gerçekten alınıp alınmadığı, yapılan işin niteliği ve büyüklüğüyle orantılı olup olmadığı hususları araştırılarak gerçek durumun somut olarak ortaya konulmadığı görülmektedir. Raporda mükellefin, yüksek miktarda ciro elde edebilecek organizasyona sahip olmadığı belirtilmiştir. Ancak düzenlediği bazı faturaların gerçek emtia teslimi veya hizmet ifasına dayalı olduğu da kabul edilmiştir. Düzenlediği diğer faturaların gerçek emtia teslimi veya hizmet ifasına dayalı olmadığına ilişkin belirlemenin ise somut ve hukuken kabul edilebilir delil ve belgeye dayanmadığı, sadece kanaate dayandığı anlaşılmaktadır. Böyle bir belirlemenin de gerçek emtia teslimi veya hizmet ifasına dayanmaksızın fatura düzenleme hususunda kesin bir delil oluşturmayacağı açıktır. Bu durumda, anılan mükellefin, gerçek bir ticari faaliyette bulunduğu, yalnızca gerçek emtia teslimi veya hizmet ifasına dayanmaksızın fatura düzenleyerek komisyon geliri elde etmek amacıyla kurulduğuna dair somut bir tespitin olmadığı, davacıya düzenlediği faturaların mal ve hizmet alışverişine dayandığı sonucuna varıldığından, söz konusu faturalar nedeniyle varsayım ve eksik incelemeye dayalı olarak tarh edilen vergi ve kesilen cezalarda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.” (Danıştay VDDK 2023/1514E. 2025/839K.)
Sahte fatura düzenleme ve kullanma suçlarından ayrı ayrı iki ceza verilmesi hukuka aykırı olup, zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır;
“İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.02.2023 tarihli ve 574-162 sayılı kararının, VUK'un 359. maddesinin b fıkrasında yer alan sahte belge düzenlemek veya sahte belgeyi kullanmak suretiyle işlenen vergi kaçakçılığı suçunun seçimlik hareketli bir suç olması nedeniyle sanığın anılan fıkra gereğince sahte belgeyi kullanmak suçundan bir kez cezalandırılması ile yetinilmesi, seçimlik hareketlerden ikisinin de birlikte icra edilmiş olmasının TCK'nın 61. maddesi gereğince temel cezanın belirlenmesinde göz önünde tutulabileceği ve anılan Kanun'un 359. maddesine, 08.04.2022 tarihli ve 7394 sayılı Kanun'la eklenen 9. fıkrası çerçevesinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği de değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeksizin sanık hakkında sahte fatura düzenlemek ve kullanmaktan ayrı ayrı cezaya hükmedilmesi isabetsizliğinden bozulmasına...” (Yargıtay CGK 2024/280E. 2024/279K.)
Kayıt dışı kazanç incelemesi yapılırken yalnızca e-ticaret siteleri (Trendyol, Hepsiburada, Çiçeksepeti vb.) üzerinden yapılan satışlar esas alınamaz;
“Davacı şirket hakkında düzenlenen vergi inceleme raporunda; üç platform aracılığı ile yapılan satışlarının toplam tutarının 601.598,74-TL olduğu ve bu üç firmadan davacının hesabına toplam 274.848,85-TL para yatırıldığı, beyan edilen satışlar ile e-ticaret siteleri aracılığı ile yapılan satışlar arasındaki farklar ile ilgili olarak şirket yetkilisince yapılan satışlardan komisyon, hediye çeki, ciro gideri, kargo gideri gibi adlar altında fahiş giderlere katlanmak zorunda bırakıldıkları, fiziki olarak yapılan satışlar haricindeki satışların tamamının e-ticaret siteleri üzerinden gerçekleştirildiği, satışların bir kısmına fiş-fatura düzenlendiği, mağaza hariç satışların tamamının kargo ile gönderildiği, kargo ve iade olması durumunda iade ücretlerinin firmalarınca ödendiği, alışlarının tamamının faturalı olduğu ve stok tutarının fazla olduğuna dair beyanda bulunulduğu, inceleme elemanınca, davacının internet üzerinden yaptığı satış tutarı olan 601.598,74-TL'den 2018 yılında beyan ettiği toplam satış tutarı olan 193.589,04-TL'nin düşülmesi suretiyle hesaplanan 408.009,70-TL'nin kayıt ve beyan dışı bırakılan hasılat olduğu belirtilmiştir.
Sözü edilen vergi inceleme raporuna dayanılarak dava konusu cezalı vergilerin salındığı anlaşılmıştır.
Gerçek gelirin vergilendirilmesi gerektiği ilkesi gereğince uyuşmazlık konusu olayda, davacı şirketin banka hesaplarına yatırılan tutarlar hasılat olarak kabul edilerek ve şirket yetkilisinin giderlere ilişkin olarak iddia ettiği hususlar göz önünde bulundurularak kayıt dışı kazanç olup olmadığının ortaya konulması gerekirken sadece e-ticaret siteleri üzerinden yapılan satışlar esas alınmak suretiyle eksik inceleme sonucu tanzim edilen vergi inceleme raporuna dayanılarak yapılan tarhiyatın hukuka aykırı olduğu...” (Danıştay 3. D. 2022/4228E. 2024/4954K.)