Kim yazmış bilmiyorum ama doğru tespitler 👏🏻👏🏻👏🏻🇹🇷
Sen adamları etkilemek için bin odalı saraylar yapıyor, altın varaklı koltuklarla donatıyorsun, özel hava limanı inşa ediyor, gıcır asvaltlar dösüyorsun. İzlanda başbakanı kalkıp, metruk bıraktığın Ankara Kalesi'ni geziyor. Kafalar o kadar farklı ki...
Okuduğum yorumlardan birinde, "iyi ki sarayı yapmışız, bu toplantı çankaya köşkünde olsa rezil olurduk" yazmış malın teki.
Geçtim İzlanda'yı falan, Amerika başkanlık konutu bile iki yüz yıllık. Beyaz Saray 60 bin metrekare arazi üzerine kurulu, bizim külliye 750 bin metrekare. Beyaz Sarayın kapalı kullanım alanı 5100 metrekare, bizim külliyenin kapalı kullanım alanı 210 000 metrekare.
Burun kıvırdığın İzlanda başbakanlık konutu, hepi topu üç bin metrekare. Ama halkı senden beş kat zengin. Senin emeklin Ulus'un köhne otellerinde ölümü beklerken adamların emeklisi dünya turuna çıkıyor. Beyaz sarayın on katı kadar bina yapmışsın ama önünde atmadığın takla kalmamış iki uçak almak için.
Külliyeye gelen adamlar, kadınlar, Antalya'ya güneşlenmeye gelen turistler değil ki yapının ihtişamından etkilensin. Adam senin ekonomini, ithalatını ihracatını, tarımının halini, askeri kapasiteni, enerji bağımlılığını, rejimini, hukuk sistemini, ülkendeki insan hakları ihlallerini, ve daha da kim bilir nelerini ezbere biliyor. Altın varaklı koltuğa oturdu diye hafızaya reset atacak hâli yok. "Bu kadar müsrif, gösteriş budalası millete müstehaktır" diyordur içinden…
Öğretmenler, yeni nesil artık sizlerin eseri değil. Hayatları boyunca özel hissetmemiş, bütün travmalarını çocuklarına yüklemiş, ben yapamadım çocuğum yapsıncı ebeveynlerin narsist, sorunlu, kendine her şeyi hak gören çocuklar yetiştirmesinin eseri.
Oğlumu bir restorana ilk defa götürdüğümde henüz bir haftalıktı. (Evdeki aşırı kadın popülasyonundan darlanmıştım, öz annem dahil.) Dört yaşına girecek, biz nereye gidiyorsak oraya gidecek düsturum var, hala bizimle gezer. Bebek olduğu günlerde oda tutuyorduk kimseyi rahatsız etmeyelim diye. Laftan anlayacağı yaşa gelince kızmaya başladık. Şimdi birini rahatsız etse, tek bakışla özür diletecek kıvama geldik. Yan masalarda güzel kadın görürse hafif flörtöz bakış atmasından başka rahatsız edici bir eylemi kalmadı, şükür.
Kimse kimsenin bebeğine kurban olmak zorunda değildir. "Senin nefesine herkes kurban olsun" diyen annelerin büyüttüğü çocuklar "beni reddetti ben de öldürdüm" diyen gençlere dönüşebilirler. Zihinlerinin şekillendiği çağlarda "Sen varsın, başkaları da var. Herkesin sınırı var. Sınırı doğru çiz, kimsenin sınırına da tecavüz etme" eğitimi almak ZORUNDALAR. Bir arada yaşamın temel kuralı o.
Yalnız "keko" tabir ettiğimiz tiplerin çocukları suça meyilli değil. Bu tiplerin çocukları da yarının "SSÇ"leri olacaklar. Türkiye'de yitirdiğimiz değerlerin başında aile geliyor, farkında değiliz. Nev-zuhur İslamcıların Anadolu gelenekleriyle hiç alakası olmayan pratiklerini yerli ve milli diye kakalamaları ne kadar sevimsizse bu türden ebeveynlerin "bilinçli anne/baba" pozları o kadar sevimsiz.
Vaktiyle Z kuşağının ebeveynlerine dair bir dosya yapmıştık. O kadar övdüğüm Y kuşağının, gözlemlediğim kadarıyla, en kötü yanı ebeveynlik. Doğru yapacağım ve "bana verilmeyeni vereceğim" güdüsüyle büyük tuzaklara düşüyorlar. Bugünün keko problemi, yarının Onat problemine dönüşebilir. (Adı Onat olan dostlarımız alınmasınlar, aklıma ilk o geldi.) Aile değerlerine dair sağlıklı bir şekilde kafa yoran devlet ve entelijansiyamız yoksa (ki dünyada da yok) bu düşüş bir süre devam edecek. Bu düşüşün ürünleri (eşittir, farklı sosyo-ekonomik seviyelerden gelen SSÇ'ler) başımıza bela açınca daha muhafazakar, geleneksel bir ebeveynlik trend olacak gibi geliyor bana.
6 Şubat sabahı uyanıp telefonu eline aldığında fark etti Ece depremi. Nerede olmuş şiddeti etki alanı nedir ne değildir diye internette arama yaparken ilk mesaj düşüyor telefonuna; ‘Abla n'olur Tafo’ya ulaşamıyoruz’ diye. O an kanı çekiliyor Ece'nin. Mesajı atan kardeşi Tayfun'un arkadaşlarından.
Telaşla bu kez kendisi arıyor kardeşini ama ulaşamıyor. Bu kez annesi geliyor aklına. Belki o görüşmüştür diyerek arayıp durup öğrenmeye niyetleniyor ama bunu yaparken telaşlandırmakta istemiyor. Çünkü saat çok erken ve belki annesi de ilk kez Ece’den duyacak depremi. Öyle de oluyor…
En son 5 şubat akşamı konuşmuş oğlu Tayfunla. Ece ve Annesini gergin bir bekleyiş sarıyor.
Ece son bir ümit kardeşi Tayfun’un kız arkadaşını arıyor ama o da bir şey bilmiyor! Zaten yarım saat kadar sonra askerlik için gittiği ve acil tıp teknisyeni olarak görev aldığı Kahramanmaraş’ta kaldığı apartmanın komple yerle bir olduğunu öğreniyor. Kardeşi muhtemelen o yıkılan apartmanın altında! Ece o anları anlatırken ‘Ben babamı da kaybettim ama böylesi bir acı değildi. Bu çok trajik, dramatik ve çaresizlik içindeydi’ diyor.
Güzel haberler verme zamanı!
📌İzmir’de alçakça katledilen taksici Oğuz Erge’nin kanser tedavisi gören eşi ve ailesi için 72 saatliğine başlatılan kampanyada 24 saat içinde 4 milyon TL’ye ulaşıldığı için kampanya durduruldu. Meblağ, pazartesi günü Oğuz Bey’in kızının hesabına yatırılacak ve dekont paylaşılacak.
📌Ailenin kiraları ömür boyu Özgenç Makine tarafından karşılanacak. 6 aylık kirası peşin ödendi.
📌Farklı sivil toplum kuruluşlarının kampanyaları sürüyor. Bu rakam yalnızca @oh_bedunyavar derneğinin başlattığı kampanyanın ilk 24 saatinde toplanan rakam.
📌Oğuz Bey’in kızına eğitim bursu bağlanacak.
📌Davayı gönüllü olarak Avukatlar @aslnoguzhan ve @avserkangokturk sonuna kadar takip edecek.
Sürece katkı sağlayan herkese teşekkür ederim…