Üsküdar belediye başkanı tutuklanıyorsa, yerine gelen başkan vekilinin seçimi mahkeme kararıyla iptal ediliyorsa, yenilenecek olan seçime üç gün kala belediye meclis üyeleri tutuklanıyorsa ve bu hadiseler bir ay içinde gerçekleşiyorsa, burada hayatın olağan akışına aykırı bir durum vardır. Burada çok net bir siyasi operasyon vardır.
Biz bize gösterilen yolu değil, milletin yolunu seçtik.
Bugün o yol Tekirdağ’dan geçti.
Her adımda çoğalıyor, her durakta memleketin başka bir hikâyesini yanımıza alıyoruz.
Milletin iktidarına doğru bir YENİ yoldayız.
Yolun sonu iktidar!
Kendisini kurnaz sanıyor ama, sefilin teki.
Hala olanları iç kavga gibi gösterme derdinde.
İç kavga zokasını tuttursa,
Butlan CHPsi aklanacak.
Buradan ekmek çıkar bana, umudunda.
Sefil seni
Ankara - Beypazarı
Karaşar Köyü
Ankara'nın 700 yıllık Alevi Bektaşi Köyüdür.
Atatürk'ü Dikmen sırtlarında ilk karşılayanlar Karaşar Köyünün kadınlı erkekli silahlı atlı grubuydu. Atatürk, kadınlı erkekli bu atlı karşılamadan çok etkileniyor, ölene kadar Ankara'daki tüm Cumhuriyet Bayramı geçit törenlerine Karaşar Köyü halkını özel olarak davet ediyor.
🔘 Video Cumhuriyet Bayramı geçit töreninde Karaşar Köyü halkının kadınlı erkekli atlı geçidini gösteriyor.
Kılıçdaroğlu, CHP’nin kalesi İzmir’de koruma ordusu ile yürüyor. Çevresinde de partiliden çok koruma var.
Köy derneği bile daha fazla insan toplar. Yazık! Tarihi partiyi koltuk hırsı yüzünden ne hale getirdi?
İzleyin de rezaleti görün.
Ben emekli bir subayım. Aslen Trabzonluyum. Ellerinizden öper, 1 kız, 3 erkek evlat sahibiyim. Aynı zamanda Bitlis Hizanlıların damadıyım.
İlk görev yerim Hizan’dı. Evlenme çağına yakın, bu kutsal görevi orada yaparken gönlüm dünyalar güzeli, hanımefendi bir Kürt kızına kaydı. Daha 30 yıl önce, onu çarşıda görüp beğenmiştim. Meğer kader ağlarını çoktan örmüş.
Görev yaptığım karakolun hemen önünde ailesinin tarlaları varmış. Rahmetli kayınvalidem, her cuma akşamı bize salatalık, domates gönderirdi. Askeriz ya, ana yüreği işte… Ben de rütbeli olduğum için gelenleri hep kendim teslim alırdım.
Bir gün Trabzon’a, memleketime döndüm. Rahmetli anneme, “Ben bir Kürt kızına gönlümü kaptırdım. Babama söyle, gidip istesin.” dedim.
Annem, “Oğlum, bize kız vermezler ama yine de gidelim.” dedi. Fakat amcam sürekli araya giriyor, “Bizim burada ne işimiz var? Kürt gelin örf ve adet bilmez.” diyerek önyargılar oluşturuyordu.
Velhasıl, bu mesele yaklaşık bir yıl sürdü. O sırada Hizan’dan şartlı görev nedeniyle Balıkesir’e tayinim çıktı. Babam da o yıl rahmetli olmuştu. Annemle baş başa kalmıştık.
Günlerce anneme, “Ne olur, git bu kızı iste.” diye ısrar ettim. Sonunda bir şekilde gittik, istedik ve evlendik.Aradan yıllar geçti. Çoluk çocuğa, sonra torun torbaya karıştık.
Şimdi Kürt eşim de rahmetli oldu. Ama bana geride dört güzel evlat bıraktı. Bir kızım doktor, bir oğlum doktor, bir oğlum öğretmen, diğer oğlum ise yurt dışında ticaret yapıyor.
Bugün dönüp hayatıma baktığımda şunu çok iyi biliyorum:
Bana bu büyük mutluluğu yaşatan, hayat arkadaşım olan ve gurur duyduğum evlatlarımı yetiştiren kadın bir Kürt’tü. Ben ise bir Trabzonluyum.
Biz yıllarca aynı sofrayı paylaştık, aynı evde yaşadık, aynı acıya ağladık, aynı mutluluklara sevindik. İnsan insandır. Sevgi, memleket ve etnik köken sormaz.
Ben etimle kemiğimle, hayatımla Kürt kardeşlerime minnettarım.
O yüzden bir Trabzonlu olarak, Kürt kardeşlerime şunu söylemek istiyorum:
Gerçekten iyi, güzel yürekli insanlara Rabbim her zaman selamet versin. Çünkü insanın kim olduğunu memleketi, dili veya kökeni değil; yüreği ve insanlığı gösterir.
Burada bazı PKK taraftarlarının Alevilere "Siz ne mücadele verdiniz ki?" Diyebildiklerini görüyoruz. Biz yola çıktığımızda bu ülkede Alevi adını taşıyan bir dernek bile kurulamıyordu. Bir dergi bile çıkarılamıyor, bir cemevi kurulamıyordu. Ve biz bütün bunları mücadelemiz sonucunda elde ettik.
Elbette bu sizi tatmin etmez çünkü 50000 insanın ölümüne neden olmadık. İnsanı gözünden vurmakla övünmedik. Kan kustuk, kusturmadık. Sizin dininiz size bizimki bize.
Yavuz ve İdris-i Bitlisi yolunda olanlarla biz beş yüz yıl önce yolları ayırdık. Biz o günden beri “Bu yayladan Şah’a gidiyoruz” Şah’tan, Pirsultan’dan Atatürk’ten yana yol yürüyoruz. Bana yasak koyup, linç ettireceğinize buna ses etseniz ya? Edemezsiniz. Hepiniz aynısınız…
Alevi Aydınlar'ın dünkü bildirisi siyasi ortamı sarstı.
Bildiri, mezhep temelli ve çağdışı 1514'teki kanlı ittifakı (Yavuz-Bitlisi), günümüze uyarlayanları uyarmakla kalmadı.
Ortadoğu'da halkların hangi temelde birarada yaşayacağı konusunda da yol gösterdi.
Ellerinize sağlık.
Alimin Sözü İlim
Cahilin Sözü Zulümdür
Gel gönül giy hırkayı Dervişlerin postu olmaz Bir mecliste mey olmazsa O meydanın mesti olmaz
Yeşil olmaz yanan kömür Gevher vermez kara demir Yüz bin kere etsen hamur Derya kumu testi olmaz
(Derviş Ali)
Düşünce Sarf Etmeye Çalıştığınız KONULARI BİLMİYORSUNUZ
Piyasa diliyle,
Siyasal Dinci diliyle konuşuyorsunuz!
1. “Siyasal Alevilik, Siyasal Alevi” kavramlarını Alevileri Suçlamak ve Suriye’deki Arap Alevileri hedef göstermek için IŞİD/HTŞ Zihniyetliler üretti. Dolayısı ile bu iki kavramı SUÇLAYICI bir terim olarak kullanmak SİYASAL FAŞİSTLİKTİR.
2. Aleviler olarak “Topyekün İslami Kesimle” değil İnancımızı hakir gören tekçi inkârcı, asimilasyoncu, katliamcı din tüccarı, tefeci SİYASAL DİNCİ bezirganlarla sorunumuz vardır.
3. Aleviler olarak Saydığınız siyasetçilerin hiç biri ile KAVGA ETMEDİK. Zira biz kavga değil meşru, demokratik mücadeleyi biliriz. Onlar bizimle, inancımızla, kutsal değerlerimizle, tarihimizle kavga ettiler. Bizi ve inancımızı YOK SAYDILAR ya da kendi politik inançsal zihniyetlerine göre tarif ettiler. (Hatta Aleviler Menderesin Partisi DP’ye önemli oranda oy verdiler! Sonra da pişmanlık ifade ettiler,)
4. Sıraladığınız, konuştuğunuz hiç bir şey doğru değil.
5. Biz Aleviler olarak Sizi Hedef almıyoruz! Siz bizi inancımızı hedef aldınız, haddinizi aşıp inancımızı kendi zihniyetinize göre TARİF ETMEYE KALKTINIZ bizden söz ederken İNKÂR, NEFRET ve ŞİDDET dili kullandınız!
"Teolojik ve felsefi cevap" vermişmiş Edip Yüksel Bey!
İyi de zaten İŞİD ve öncülleri de farklı birşey söylemiyor ki, yüzyıllarca sizin bu "teolojik ve felsefi" cevaplarınıza referansla milyonlarca insanı müşrik, mülhid, mürted diye katlettiler, oluk oluk kadın, erkek, çocuk kanı akıttılar.
Ha velev ki müşrik, mülhid, mürted; sana ne bundan? Kim sana "teolojik ve felsefi" fikrini sordu. Benim de başkalarının inançlarına dair çok "teolojik ve felsefi" fikrim var, ama haddimi bilip kendime saklıyorum. Bence sen de haddini bil.
Videoyu paylaşmıyorum bile!
Ama iki çift laf etmeden de susmaya niyetim yok!
Bak Muharrem efendi!
Kurucularının alın teriyle, helal kazançlarıyla kurduğu Memleket Partisi’ni gözünü kırpmadan kapatan sen, bugün çıkıp “helal parayla parti kurulur” imasında bulunman gerçekten manidar .
Sen artık sözü dinlenecek bir siyasi figür değilsin!
Sadece siyaset tüccarlığını yapmaya çalışan bir fırsatçısın!
Sana naçizane tavsiye:
Helal–haram ayrımını başkalarına ders vermeden önce kendi siyasi muhasebeni bir kez daha gözden geçirsen iyi olur.
Çünkü mesele paranın helalliğini sorgulamaksa, önce sözün, niyetin ve siyasi tutarlılığın,helalliğini sorgulamak gerekir.
İma kolay, delil zor.
Ama siyaset ima ile değil, belge ve sorumlulukla yapılır.
Neyse :)
Altan Tan ve Kemal Öztürk örnekleri bir kez daha gösterdi ki Türkiye'de Alevilere karşı nefret suçu işlemenin, hatta katliam çağrısı yapmanın hiçbir bedeli yok. Neden? Bunu demokrat Sünni dostlarımız kendilerine hiç soruyorlar mı acaba?
🔴 53 Alevi aydın isimden Abdullah Öcalan'ın ‘Yavuz Sultan Selim-İdrisi Bitlisi ittifakı’ açıklamasına tepki
📍Öcalan’ın “Yavuz Sultan Selim - İdrisi Bitlisi ittifakı” ifadesine karşı 53 Alevi aydın isim açıklama yayımladı. Açıklamada; “Yavuz Selim ve İdrisi Bitlisi referanslı arkaik ve kanlı ittifakı reddediyoruz. Kürt sorunundan kaynaklı şiddet ortamından uzaklaşmak istenirken, ülkemizde ve Suriye’deki Alevileri kaygılandıracak hiçbir dil ve söylemi kabul etmiyoruz” denildi.
https://t.co/wfY6eBTZm6
30 Ağustos vesilesiyle bir kitap önerisi yapmak isterim.
Görüşlerine katılırsınız/katılmazsınız ama konu Kurtuluş Savaşı olduğunda bu eseri yok saymak mümkün değildir.
Doğan Avcıoğlu, Millî Kurtuluş Tarihi kitabında (dört ciltlik eser yakın zaman önce tek cilt altında toplandı) Kurtuluş Savaşı'nı çok farklı bir perspektifle, tarihsel maddeci bir yöntemle ele alır.
Kendisi numaralandırmıyor ama esere dikkat çekmek için altı önemli tezini şöyle özetleyebilirim:
Tez 1: Millî Mücadele’nin başlangıcında belirleyici olan, gelişmiş bir antiemperyalist bilinçten ve İnziliz/Fransız güçlerine karşıtlıktan ziyade, Anadolu’daki Türk ve Müslüman varlığını tehdit eden Yunan ve Ermeni ilerleyişi karşısında bu aktörlere karşı canı, namusu ve toprağını (bir bakıma mülkiyetin yeniden el değiştirmesi olasılığına karşı) koruma kaygısıydı.
Tez 2: Aydınların önemli bir bölümü (hatta çok şaşıracağınız isimler) tam bağımsızlığın mümkün olduğuna inanmıyor, kurtuluşu İngilizlerle uzlaşmada veya Amerikan mandasında arıyordu. Entelektüellerin ezici çoğunluğu mandacıydı. Hatta geleneksel Rus düşmanlığı, bazı çevreleri Türkiye üzerindeki asıl emperyalist baskıyı kuran İngiltere’yi dost saymaya kadar götürmüş ve bir tür “dolaylı İngilizcilik” yaratmıştır.
Mustafa Kemal’in ayırt edici yanı, bu ortamda tam bağımsızlığı başından beri bir “millî sır” gibi taşıması ve adım adım mücadelenin gerçek hedefi hâline getirmesidir.
Tez 3: Türkiye’nin kurtuluş savaşı, sınıfsal yapısı bakımından Çin ve Hindistan örneklerinden ayrılır. Bu ülkelerde feodal güçler çoğunlukla emperyalizmin yanında yer alırken Türkiye’de eşraf, ağalar, aşiret reisleri ve şeyhler, işgal tehlikesi ve azınlıkların toprak talepleri karşısında Millî Mücadele’ye katılmış, yer yer mücadelenin öncüleri arasında bulunmuştur. Bunun sonucu, antiemperyalist mücadelenin antifeodal bir mücadeleye dönüşmemesi olmuştur.
Yani köylü, ülkesini kendisini sömüren ağayla birlikte kurtarmak zorunda kalmıştır. Komintern belgelerinde de dikkat çekilen bu çelişki nedeniyle köylünün ağaya karşı toplumsal mücadelesi, millî kurtuluştan sonraya ertelenmiştir.
Tez 4: Kurtuluş Savaşı'nın sınıfsal karakteri, Mustafa Kemal’in sivil-asker devrimci kadrosunun önündeki temel açmazı da oluşturur. Savaşı yürütecek başka örgütlü bir sınıfsal güç bulunmadığından eşrafa ve yerel egemenlere dayanmak zorundadır. Dolayısıyla savaş koşullarında istese bile antifeodal bir toprak devrimine girişebilecek toplumsal zemine sahip değildir.
Tez 5: Cumhuriyet radikal bir üstyapı devrimi gerçekleştirmiş, fakat bunu tamamlayacak altyapı devrimi eksik kalmıştır. Cumhuriyet, laiklik, hukuk ve eğitim reformları büyük tarihsel ilerlemelerdir. Gakat bunların kökleşmesi köklü toprak reformuna, planlı kalkınmaya ve köylüyü gerçekten “milletin efendisi” yapacak ekonomik dönüşüme bağlıdır. Ne var ki Kurtuluş Savaşı’nı mümkün kılan ittifak, zaferden sonra devrimin sınırına dönüşmüştür. Eşraf ve büyük toprak sahipleri Meclis ve parti içindeki güçlerini korumuş, toprak reformu gibi dönüşümleri engellemiştir. Devrimci bürokrasi ise örgütlü halk desteğinden yoksun kaldığı ölçüde devlet mekanizması içinde “boşlukta” kalmıştır.
Tez 6: Lozan’ın belki de en önemli kazanımı, Türkiye’ye bağımsız bir kalkınma yolu açmasıdır. Kapitülasyonların kaldırılmasıyla kazanılan bu imkân, Atatürk döneminde planlı devletçilik ve Sovyetler Birliği ile karşılıklı güvene dayanan dengeli dış politikayla korunmuştur.
Avcıoğlu’na göre kırılma 1939’daki İngiliz ittifakıyla başlamıştır, savaş sonrasında Anglo-Amerikan yörüngesine girişle derinleşmiştir.
-Biz Kurtuluş Savaşı’nda sadece İngiltere destekli Yunan ordusunu yenmedik;
Asıl onlara secde eden padişahçı satılık yobazları da yendik.
-Bu yüzden onların AKP’ye sızan torunları şimdi “İstiklal Harbi olmadı!” diye karşı propaganda yapıyorlar.
-Ne demişti İsmet Paşa:
“Biz İstiklal Harbi’nde bu gericilerden çektiğimizi düşmandan çekmedik.”
-Peki 30 Ağustos Rumsındığı Savaşı’nı kazandığız zaman Hintli lider Gandi ne demişti:
“İngilizler, Türklere bir tabut hazırladılar ama Türkler o tabutu İngilizlerin başına geçirdiler…”
-İşte 30 Ağustos’ta yendiğimiz İngiliz, Rum, gerici padişahçı ittifakının torunları, şimdi kendilerini yenen Başkumandan Gazi Mustafa Paşa’nın anılarıyla, eserleri ile savaşıyor.
-Bu yeni Kurtuluş Savaşı topla tüfekle olmasa bile siyaset, ideoloji, tarih, kültür, eğitim, ticaret vb… alanlarda şiddetle sürüyor.
-Yerimiz elbette Gazi Paşa’nın yanıdır.
-Düşmana secde edenlerin torunları düşünsün…