Bir Uygur Türkü genç, Çin polisinin acımasız coplarıyla yere seriliyor.
Ne bağırması işe yarıyor, ne kaçması. Çünkü karşısındakiler, “Uygur Türünü öldürsen bile yargılanmazsın” güvencesiyle hareket eden devlet destekli cellatlar!
Doğu Türkistan’ı unutma!
#DoğuTürkistan
"Kendi aramızda onlara, geceler ava çıkmış aç kurtlar derdik"
2020 yılındaki Karabağ Savaşı'na katılmak üzere Fransadan Karabağ'a giden gönüllü bir savaşçının Erivan Today televizyonuna açıklaması şöyleydi:
"Azerbaycan özel harekatçıları en çok geceler, sisli havalarda gelirlerdi. Onların gelişi sanki ölüm meleğinin gelişi gibiydi; sessiz ve ani. 3-4 kişi gelir, 20-30 ermeniyi öldürür, giderlerdi.
Kendi aramızda geceler ava çıkmış aç kurtlar derdik onlara. Abartı gibi olacak ama sanki insan değil, robottular. 1500 kişilik ermeni askerinin 5-6 kişinin karşısından kaçtığını söylüyor, eleştiriyorlar bizi. Evet kaçıyorduk, zira kaçmasaydık kesinlikle ölecektik.
Şuşa savaşı ayrı bir korkunç şeydi. Biz yoldan gelirler diye bekliyorduk. Bir de uyandık ki, içimizdeler, aramızdalar. Kurt sürüye dalır gibi dalmışlardı. Dişleriyle ermeni askerlerini parçalıyorlardı. Hankendi'ne götürülen cesetlerden bazılarının boğazında diş izleri vardı.
Şimdi bazıları diyor ki, "Artsah'ı yeniden kurtaracağız"
O yaratıkları gören asker ya da subay bir daha Artsah için savaşmayı göze almaz"
"KORSAN HUTBE!"
Muhterem Müslümanlar:
Tezgâhlarda pazarlanan dini Allah'ın dini zannetmeyin!
Allah ile aldatanların, aldatıcıların en şerlisi olduğunu unutmayın!
Değerli mümin ve mümineler:
Cuma günleri mescidlerde toplanmamızın sebebi, imamın eline tutuşturulmuş metni "namazdaymışız gibi" dinlemek, kalabalık olmak, bir hafta boyunca yediğimiz haltları temize çekmek, hafta içi kılmadığımız namazları "kılmış" gibi olmak, yediğimiz haramları "helale" çevirmek, sadaka kutusuna cebimizdeki bozuk paraları atmak, camiden çıkınca mini etekli, şortlu kadınları; küpeli, dövmeli, uzun saçlı gençleri cehennemle müjdelemek değildir. Burada toplanmamızın sebebi, Allah'ın çağrısına uymak, birbirimizin halini hatrını sormak, ihtiyaç sahipleri varsa ihtiyaçlarını gidermek, sorunlarımızı müzakere etmektir. En önemlisi; topluca Allah'a secde etmektir.
Aziz Müslümanlar:
Kimseye kul olmadığınız gibi kimseyi de kullaştırmayın. Allah'ın kullarının iradesini gasp etmeyin. Bu hutbeye itirazınız varsa itirazlarınızı lütfen söyleyin. Bu hitabım, (hutbe) benim Allah'ın dininden anladıklarım ve yaptığım kendi çıkarımlarım olup dinin bizzat kendisi değildir. Sizin de aklınız, vicdanınız, iradeniz var; benim bu hitabıma vahiy muamelesi yaparsanız başta vahye, kendinize ve bana zulmetmiş olursunuz. Sözlerimi Kur'an, akıl, vicdan süzgecinden geçirmeden kabul etmeyin. Kendinizi yok saymayın. Yoksa Allah'da sizi yok sayacaktır; bundan kaçının.
Cumanın ve tüm günlerin bereketi üstünüze olsun. Allah hepimizi affetsin. Gerçek kardeşler olmamız yolunda bizi desteklesin. Hepimizin teker teker yargılanacağı kıyamet gününde yardımcımız olsun.
Allah indinde tek din İslam'dır ve İslam akıllı insanları akletmeye, düşünmeye, sorgulamaya, kimselere bağımlı olmayan saf bir imana, Allah'tan başka ilah olmadığının verdiği güven ve özgürlüğe, mütmain olmuş bir kalbe, teker teker sorumlu olmaya çağırır. Sürü olmayı ise yasaklar.
Değerli insanlar; iyilik edin. Zira Allah’a ulaşmak için en iyi vesile O’nun kullarına yaptığımız iyiliklerdir. İyilik bir nasip, bir kader işidir ve Allah insanın nasibini/ kaderini insanın kendi çabasına bağlı kılmıştır.
Kendi nasibinizin bol, kendi kaderinizin güzel bir akıbete ulaşması için etrafınızdaki mazlumlara, yetimlere, muhtaçlara sahip çıkın. Onları arayıp bulun. En güzel iyilik, bizzat ellerimizle yaptıklarımızdır.
Özellikle bayramdan önce yetimleri, yoksul çocuklarını sevindirmeye bakın. Onları bayrama hazırlayın ki Allah'da size cenneti hazırlasın!
Kurtuluşu şeyhlerin, şıhların eteklerinde değil, sevindirdiğiniz yetimlerin yüreklerinde arayın. İyi bilin ki cennet tam orada ve sizleri beklemektedir!
Hayırlı cumalar!!
Ramazan Yaman
(Pazar Yazısı)
TÜM İNSANLIĞA KUR'AN'IN ŞU MESAJLARINI İLETMENİN BİR YOLUNU BULMALIYIZ
-canlı, cansız, fiziki, metafizik bütün putlara isyan et
-vehimleri/zannı terk et
-aklet
-çalış
-bir işte yorulunca başka bir işte dinlen
-toptancı olma; seç ayır
-az ve öz konuş
-isteyeni azarlama
-iyiliği geçim kapısı yapma
-kendi emeğini ye
-din adamlarından kaç
-dinin adamlarına sor
-delil ara, körükörüne inanma
-kimsesizlikten korkma, yalnız değilsin
-güzel konuş; ok gibi, bıçak gibi, çiçek gibi, bal gibi; ama
patavatsızlık etme
-cahille uğraşamazsın; ona uyma, "selam" de geç
-ikna olmadığında "olmuş" gibi yapma
-dedikodu yapma
-akıl dışı şeyleri, vehimleri, zanları terk et
-kendinde olanla övünme; başkasında olanlarla bütünleştir
-elbiseni ve yüreğini temiz tut
-bedevilikten kurtul, medeni ol
-sana saldırmayana saldırma
-eşya, oğul, para, mal, mülkle övünme
-malının kölesi değil, sahibi ol
-bildiklerinin tapınıcısı olma
-yeni ve doğru bilgi geldiğinde mevcutları çöpe atmanın bedelini ödemekten kaçınma; yoksa bilgilerinle birlikte çöp olacağını unutma
-alay etme
-dimdik dur, ama inatçı olma
-hiziplere tabi olma
-kütle duvarlarından; ata, zan, hurafe, mit kalelerinden kaçabileceğin bir delik açmak için gerekirse kazma kürek giriş!
-yüreğini ferah tut
-ân'a mahkûm olma; az sonrayı bilmiyorsun, bunu unutma..
-alkış müptelası olma
-sürüden ayrıl, sayıdan sıyrıl, "sen" ol, kendin ol, şahsiyet ol
-önemli, yüce, kalabalık, resmi, protokol, ulvi ortamlarda kimliğini değil şahsiyetini kuşan..
-Kur'an'ı hayata, hayatı Kur'an'a arzet
-yetkiyi senden olanda değil, ehil olanda gördüğünde şükret..
-namazı heba etme
-orucu ziyan etme
-haccı berhava etme
-iyiliği başa kakıp murdar etme
-sözü ziyan etme..
-tebessüm et
-affet
-kötülüğü unut
-iyiliği aklında tut
-zor yokuşlara yapayalnız tırmanırken hissettiğin mutluluğu hiçbir haz ortamında/aracında hissedemezsin
-farklı olanları baskılayıp işgüzarlık, ilahlık etme..
-yeri delecek gibi, dağlara erecek gibi yürüyüp ayağını başını ve diğer azalarını harap etme
-kibir, öfke, ihtiras tufanına kapılıp, ordan oraya savrularak
ilerliyorum zehabına kapılma..
-yetimin, mazlumun, mağdurun, zayıfın yanında durmak; güçlünün, muktedirin karşısında olmak doğal eğilimin olsun
-candan, içten, yürekten, ciğerden yaşa...
-suratını ekşitecek kadar gülünç ve komik olma; tebessüm edecek kadar, gülüp geçecek kadar ciddi ol
-hesap yaparken, Allah'ın hesabını da unutma!
-az sonra, hemen sonra, bir ân sonra hesap var;
bunu asla unutma!
Bunun için Allah'ı hep zikret; yani hep hatırda tut.
Ramazan Yaman
Çığlıklarınız arşa yükseldi…
Ne Müslüman devletler duydu, ne Türk devletleri imdadımıza yetişti.
Yıllar geçti…
Zulüm, işkenceye dönüştü;
yurt dediğiniz topraklar şimdi bir açık hava hapishanesine çevrildi.
Adalet…
O hiç gelmedi.
Doğu Türkistan’daki Çin zulmü bir kez daha belgelendi!
Çin’in baskıcı politikaları sonucunda 300’den fazla masum Uygur Türkünün hayatını kaybettiği belgelendi.
Bu, sadece belgelenebilenler! Binlerce kayıp Uygur Türkünün akıbeti hala bilinmiyor!
Via: @shahitbiz https://t.co/PM3ub4zRoZ
#UygurSoykırımı
Abd'li Genaralin ''Ben Onunla Aynı Tatbikata Katılmam O Bizim Başımıza Sıkar'' dediği Komutan..
Hatırlatalım İstedik Afyon'lu bu Komutanı
14 Ağustos 1996'da KKTC topraklarında Türk Bayrağını yere indirmeye
çalışan Rumun başına geleni ve Türk destanını;
"11 Ağustos 1996 yılında yolculuğa Batı Almanya'dan başlayan; Batı
Avrupalı, Rum ve Yunanlı motosikletliler Kıbrıs'ta sınırları delip,
Türk topraklarına girerek, Türk bayrağını indirip yerine Rum bayrağı
çekeceklerini açıklıyorlar.
Motosikletlilere Rum-Yunan Ortodoks kiliseleri destek veriyor. ABD
Büyükelçisi de iki günde bir Hasan Kundakçı Korgeneral'e gelip,
"Motosikletliler sınırınızı geçip bayrak direğinize bir bez parçası
(Rum bayrağını kastediyor) asacaklar, bundan bir şey olmaz" diyor.
Kundakçı Paşa da ABD Büyükelçisine, "Öyleyse Rauf Denktaş Bey'den izin
alın, ben sessiz kalayım"diyerek onlara zekice bir tuzak kuruyor.
Fakat bu tuzağa düşmeyen Büyükelçi de diyor ki; "O zaman KKTC'yi
tanımış oluruz".
Bunun üzerine Kundakçı Paşa, "O halde bizi
zorlamayın.
Bizim sınırımızı geçmeye kalkan kim olursa olsun
kurşunlarım.
Onun için sakın sınırda bulunan bayrak direğine çıkıp
Türk Bayrağı'nı indirmeye ve Rum bayrağı çekmeye yeltenmesinler"
çıkışını yapıyor.
Hasan Kundakçı Paşa, Türk askerlerine şunu söylüyor;
'Eğer sınırlarımızı bir kişi geçer, Bayrağımızı indirirse ben
Türkiye'ye dönmem, dönemem. Alnıma tabancayı dayar, dokunurum tetiğe'.
11 Ağustos 1996 günü, işin ciddiyetini anlayan motosikletlilerden en
az yarısı bu işlerden vazgeçiyor, ortada sadece Rum ve Yunanlılar
kalıyor.
14 Ağustos 1996 günü 35-40 fanatik Rum ve Yunanlı, hududumuzu delip
Bayrağımızı indirmeye kalkınca, bayrak direğine tırmanan bir Rum, Türk
Bayrağına dokunamadan tek kurşunla yere indiriliyor. Bu fanatiklere
destek veren iki İngiliz askeri de kalçalarından vuruluyor.
Korgeneral Hasan Kundakçı anlatır:
- Olaydan on dakika sonra odamda oturuyordum, BM Barış Gücü Komutanı
Tuğgeneral ve BM Kurmay Başkanı İngiliz Albay geldi:
- Sayın Generalim, çok kötü şeyler oldu. Bayrak direğine çıkan bir
kişi öldü ve iki de İngiliz askeri kalçasından yaralı.
- Onlara dedim ki; 'Sizi kaç gündür uyarıyorum. Bu işe mani
olabilirdiniz, olmadınız, üstelik o vurulan İngiliz askerleri de
motosikletli fanatiği direğe doğru yönelttiler. Engel olabilirlerdi,
olmadılar. Merak etmeyin Albayım, biz iki İngiliz askerini uyardık.
İsteseydik öldürebilirdik, sadece uyardık, öldürmedik. Onun için
kalçalarından kurşunladık.'
BM Kurmay Başkanı Albay:
- Ölebilirlerdi Generalim, diye yüksek sesle konuştu.
İngiliz Albay küstahlaşınca, Kundakçı Paşa odadaki havalı tabancayı
alır. Albaya der ki; 'Yan taraftaki hedefi yenile'. Albay şaşkındır
ama hedefi yeniler. Paşa, 25 metreden 5 el ateş eder, 'Oku puanları
Albayım'. Puanlar okunur 50 üzerinden 5 kurşun da 49'a isabet
etmiştir. Biraz önce küstahça konuşan İngiliz Albay şaşırır ve susar.
Korgeneral Kundakçı devam eder, 'Şimdi anladınız mı?.. Türk Bayrağını
indirmek isteyeni şah damarından vurup öldürmek istedik, öldürdük.
Sizin iki İngiliz'i öldürmek istemedik, sadece uyardık'..."
Büyük Devlet vizyonunun gereği; sağı solu ağlama duvarı haline getirip salya-sümük ondan bundan medet ummazsınız. Gereğini gerektiğinde yapar geçersiniz !..
İlahiyat Fakültesinde öğrenci iken Türkistan'dan gelen öğrenciler vardı. Çoğu Fethullahçıların yurtlarında kalıyordu. İlk zamanlar pek ilişki kuramamıştım. Zira Fethullahçılar beni sakıncalı adam ilan etmişti. Benden uzak duruyorlardı. Beni Müslüman olmamakla hatta "Şamanist Turancı" olmakla suçluyorlardı. O nedenle Türkistanlı öğrenciler de onların öğütlemesiyle benden uzak durmayı yeğliyordu.
Bir gün bir Fethullahçı öğrenci gelip benimle alay etmek için şöyle dedi:
Turan deyip duruyordun, ne oldu? Bak bizim yurtlarda Kazak, Kırgız öğrenciler var. Hiçbiri Türklüğü kabul etmiyor. Senin sınıfta da var bir Kazak öğrenci. Konuştun mu onunla hiç?
Ben de, onları benden uzak tutmak için çok çabalıyorsunuz. Konuşma olanağım olmadı. Umarım bir gün konuşuruz, dedim.
Tamam ben sizi konuşturayım dedi.
Sonra o Kazak öğrenciyi alıp yanıma geldi.
Tanıştık. Adı Aybeg idi.
Hal hatır sorduktan sonra konuya şöyle girdim:
Biz Orta Asya'dan yani Türkistan'dan buraya göç eden Türkleriz. Ama biz burada yerli halklarla karıştığımız için görüntü olarak biraz değişmişiz. Ama siz aslınızı koruyorsunuz. Bizim de atalarımız bir zamanlar sizin gibi bir görüntüye sahipmiş. Yani aslında bizim özümüz Kazak, Kırgız, Uygur, Özbek'tir, dedim.
Sözgelimi ben kendimi Kazak olarak görüyorum.
Bu nedenle de Kazak ulusal marşını ezberledim. (O zaman daha yeni kabul edilmişti. O marş sonradan değişti.) İstersen sana okuyabilirim. Sen ezberledin mi Aybeg? dedim.
Yok dedi. Ben ezberlemedim.
Sonra başladım okumaya:
"Jaralgan namıstan kahraman halıkpız.
Azattık jolunda jalındap janıppız...."
Aybeg çok şaşırdı. Hiçbir şey demedi. Yalnızca gülümsedi. Ama tavırlarından anlaşıldığı kadarıyla sohbeti sonlandırmak istiyor gibiydi. Bu arada yanımızdaki Fethullahçı öğrenci alaycı bir gülümsemeyle bizi dinliyordu. Aslında o tavrıyla şunu demek istiyordu:
Bak, Turan'ı kurmayı hayal ettiğiniz kişileri biz Said-i Nursi talebesi yapıyoruz. İslamcı, ümmetçi yapıyoruz.
Aybeg, izin istedi ve yanımızdan ayrıldı.
İçimde bir burukluk vardı. Biraz üzülmüştüm.
Ama içimden, yeniden konuşmalıyım Aybeg'le bu konuyu. Yanımızda o Fethullahçı olmadan diye düşündüm.
Okuldan çıkınca neredeyse her gün olduğu gibi Tahtakale'ye gittim. Zira orada çalışıyordum. Hem öğrenci idim, hem de işçiydim. Bir bayrakçıdan (Gök Türk Bayrak) bir Kazak bayrağı aldım. Aybeg'e hediye etmek istiyordum.
Sonraki gün ilk ders arasında Aybeg yanıma geldi. Çok şaşırmıştım.
Selamun Aleyküm, biraz sohbet edebilir miyiz, dedi. Ben de sevinçle evet dedim. Hem ben sana bir hediye vermek istiyordum zaten, diye ekledim.
Hediye paketi gibi bir kağıda sarılı olan Kazak bayrağını Aybeg'e verdim. Ama lütfen burada açma dedim. Yalnız bir yerde açarsın diye ekledim.
Dünkü o çekingen Aybeg'in yerinde şimdi daha istekli ve girişken biri vardı karşımda.
Sen, gerçekten kendini Kazak olarak görüyor musun, dedi.
Evet, dedim. Bundan kıvanç duyarım.
Aybeg kısa bir suskunluğun ardından, gözleri parlayarak şöyle dedi:
Hepimiz Bilge Kağan'ın, Kül Tiğin'in soyundanız. Türk Kağanlığının çocuklarıyız.
Sesini kısarak ekledi. Ben de Turancıyım. Ama kaldığım yurttan kovulurum diye bu gibi konularda konuşmaktan kaçınıyorum.
Sonra bir gazete çıkardı koynundan.
Alaş Orda'nın yayın organıymış.
Türkçü Turancı gazeteyi yanında taşıyan Aybeg, bunu sana hediye etmek istiyorum, dedi.
Sonra kütüphaneye gittik birlikte. Kütüphanede pek kimse yoktu. Orada hediye paketini açtı. Kazak bayrağını görünce çok sevindi. Ama şöyle dedi. Keşke bayrağımızda bozkurt simgesi olsaydı.
Uzunca sohbetler ettik Aybeg'le... Ama kısık sesle. Zira İslamcıların kalesindeydik. Türkçülük, ırkçılık olarak görülüyordu. Türkçüler kafir sayılıyordu.
Birkaç gün sonra iki ciltlik Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğünü de hediye ettim.
Bir gün bana dünya üzerinde uluyan bir bozkurt resmi çizip hediye etmişti Aybeg. Çizim yeteneği çok iyiydi.
Soyadı -ov ile ile bitiyordu.
Sonraki yıl memleketine gidince soyadını "ulı" yani oğlu diye değiştirdiğini söyledi.
Aybeg bir süre sonra Fethullahçıların yurdundan ayrıldı. Devletin yurduna geçti.
Sıkı bir Turancıydı.
Aybeg'e adın Müslüman adı değil. Adını değiştir demiş Fethullahçılar.
Gelip bana anlatmıştı.
Ben de, Aybeg biliyorsun, gerçek bir Türk adı taşıyorsun, dedim.
Ama benim adım Arapça.
Ben bir gün bu adı kesinlikle değiştireceğim demiştim.
Evet, bir gün adımı değiştireceğim.
Mezar taşımda Arapça bir ad yazmasın istiyorum.
Az kaldı, yakında bu işlemi gerçekleştireceğim. Umarım adımı değiştirmeyi gerçekleştiremeden aniden ölüp gitmem.
Aybeg'e ve bütün kardeşlerimize esenlik dilerim.
Yaşasın Türk halklarının birliği!
Not: Fethullah azılı bir Türk düşmanıydı. Bir sözde vaazı vardı. Büyük Türk Hakanı Emir Timur'a ve büyük Türk hakanı Şah İsmail'e lanet okuyordu.
Bu vaaz patlayınca Özbekistan Fethullah'ın bütün okullarını kapatmıştı.
Fethullah'ın hocası Said-i Nursi de Kırgızları, Kazakları Yecüc - Mecüc diye niteliyordu.
Said- i Nursi'nin risalelerinden bu ifadeleri okuyabilirsiniz.
Prof. Dr. Justin McCarthy, M. Kemal Atatürk'ün Türk tarihindeki "kurtarıcı etkisi" hakkında da şunları söylemiştir:
"Türkiye 1. Dünya Savaşını kaybetmiş ve adeta yıkılmıştı. İngiliz istihbaratı, ’Türkler çok kötümserdir ve ilerisi için çok az umutları var’ diye raporlamışlardı. Türkler artık yenilmişti ve başlarına gelecek her şeyi kabul edeceklerdi. Başlarında bir hükümet vardı ve bir vatan haini olan Damat Ferit tarafından yöneliyordu, İtilaf ülkelerinin istedikleri her şeyi yapmak istiyorlardı. İtilaf ülkeleri, Türkleri sonsuza kadar yok etmek istiyorlardı. Sevr’de büyük bir Ermenistan, büyük bir Kürdistan olacaktı ve Türklere küçük bir yer verilecekti. İngilizler, Fransızlar, Yunanlar, İtalyanlar toprakları paylaştı. İtilaf devletleri aslında her şeyi almak istiyordu. Geriye kalan ise çok küçük bir yerdi. Ve bütün Osmanlı’nın borçlarının o küçük devlet tarafından ödemesini istiyorlardı. Aslında yapmak istedikleri şey, Türkleri devamlı olarak zayıf bırakmaktı, bunu yapmak için Türklerin ordusu olmamalıydı, işte o küçük devlette bir ordu olmayacaktı. Devlet tamamen iflas halinde olacaktı. En önemli demiryolları, düşmanların ellerindeydi. O küçük devlet, mallarını yurtdışına gönderemeyecekti. Ama bunlar olmadı, çünkü Türkler Atatürk’ün liderliğinde düşmanlardan kurtuldu. Türkler Atatürk’e çok şey borçlu..."
Dünyaca ünlü tarihçi Atatürk’ü anlattı https://t.co/Ebl1sQCNl4