https://t.co/pRRPs0VWVp Millî Mücadele ve Cumhuriyet: Efsaneler ve Gerçekler /1
Yıllardır #Kemalizm sosyalist hareket içerisinden sökülüp atılamamış, Kemalist ideolojinin birçok tezi pek sorgulanmadan tekrar edilmiştir.
Millî Mücadele ve Cumhuriyetin kuruluşuna dair Marksistlerin üzerine düşen görev, devletçiliğe ve milliyetçiliğe boyun eğmeden, Millî Mücadele dönemine ve sonrasına dair Kemalist efsaneleri sorgulatmak, bunların emekçiler nezdindeki etkisini kırmaya çabalamaktır. Bunu gerekli kılan nedenlerden biri de Stalinizm ile Kemalizmin birçok başlıkta iç içe geçiyor oluşudur. Kemalist ideolojinin sol içinde bu denli etkili olabilmesi, onunla Stalinizmin birçok ortak paydasının (devletçilik, ulusalcılık, kalkınmacılık, ilerlemecilik) bulunmasından kaynaklanıyor.
Türkiye İşçi Hareketinde Öne Çıkanlar: Özel Sektör Öğretmenleri Mücadeleyle Yol Alıyor!
📍https://t.co/yA6JsNKr0g
Mücadelede birleşen, tüm engellere direnen öğretmenler, taban maaş güvencesi, süreli sözleşmenin kaldırılması ve işkolunun düzenlenmesi taleplerine dair çözüm masası oluşturulması için direnmekten vazgeçmediler. Bu direnişin ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı öğretmenlerle görüşmeyi kabul etmek zorunda kaldı. Çeşitli bakanlıklar, işveren örgütleri, eğitim sendikaları ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan oluşturulan heyet ilk toplantısını 30 Temmuzda gerçekleştirdi. İkincisi 12 Ağustosta yapılan toplantılar devam ediyor.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, bu toplantıları yüzbinlerce eğitim emekçisini ilgilendiren fiili bir toplu iş görüşmesi olarak gördüklerini belirtiyor. Bu süreçte taleplerinin kabul edilmesi için tüm özel okul öğretmenlerini birlik olmaya, sendikanın etrafında kenetlenmeye çağırıyor.
@ogretmensendika
Kitaplarım https://t.co/yBclRIGcnI
Ey insanlar! diye haykırırdım onlara
Yine de yakmak istiyorsanız bu kitapları
Siz yalnız aç ve mutsuz değil
Dehşetli korkaksınız!
Faşist Rejimin 10. Yılında İşçi Sınıfının Durumu https://t.co/Br8zYYCUfm Sendikalarda mücadeleci bir dönüşüm, ancak sınıf devrimcilerinin yapacakları çalışmalarla işçileri sınıf mücadelesinin etkili unsurları haline getirmesiyle mümkün olabilecektir. İşçilerin söz ve karar sahibi olmadığı bir sendikal örgütlenme, kaçınılmaz olarak bürokrasinin eline düşer ve heba olur. Sınıf devrimcileri bilinçlenmede geride kalan işçiler arasında çalışmayı, onları adım adım ilerletecek çabayı göstermeyi iyi becermelidir.
Utanç ... https://t.co/BXceEDjHGz Ne eski bir palto isteyebilir
Ne sıcak bir aş
Ne de taşınacak bir yük
Bir tek dileği vardı sizden
Bir parça olsun utanç!
Gençlerin Sosyalizme Yönelmesinin Egemenlerde Yarattığı Korku https://t.co/qXA20zokLQ Finans-kapitalin köklü ve etkili yayın organlarından, İngiltere merkezli The Economist dergisi, 6 Haziran 2026 tarihli sayısını “Z Kuşağı Sosyalizmiyle Nasıl Mücadele Edilir?” başlığıyla yayımladı. Kapakta, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ile İngiltere Yeşiller Partisinin lideri Zack Polanski’nin fotoğraflarının yanı sıra, üzerinde “Kapitalizmin işi bitti” ve “Kiraları dondurun” etiketleri bulunan bir cep telefonu ile “Zenginleri yiyin” yazılı bir bileklikten oluşan görsel kompozisyona yer veriliyordu. Tüm bu unsurlar, belirgin sarı renkte bir zemin üzerine yerleştirilmişti. Trafik işaretleri ve uyarı levhalarında yaygın olarak kullanılan sarı rengin çağrıştırdığı “dikkat” ve “yaklaşan bir tehlike” duygusundan yararlanan bu tasarım, belli ki, gençlerin sosyalizme yönelişini acil biçimde ele alınması gereken bir sorun olarak görülmesini istiyordu.
NATO Zirvesi ve Savaş Ekonomisi https://t.co/hzcMJZ3C2Z İşçi sınıfının, emekçilerin tanka, füzeye, bombaya, savaş uçağına ihtiyacı yok; ne bizim ne de diğer ülkelerin emekçilerinin. Bu savaşlar halkların özgürlük ve kurtuluş savaşı değil, egemenlerin emperyalist çıkar savaşlarıdır. Her halükârda kazanan onlar, kaybeden halklardır. O yüzden emekçilerin bu savaşlara da, askeri üretime ve harcamalara da yüksek sesle karşı çıkmaları gerekiyor.
Savaş bütçelerine hayır! Vergilerimizin silah üretimine akıtılmasına hayır! Savaşa, silaha değil sağlığa, barınmaya, sosyal hizmetlere, eğitime bütçe! Güvenlikçi-güçlü devlet değil demokratik hak ve özgürlükler!
Kanseri Kader Yapan Kapitalizmdir https://t.co/aHtrH3cu79
Tüm olumsuzluklara rağmen hayatın gerçekleri kendini dayatmaya devam ediyor. Emekçiler yavaş yavaş tüm kötülüklerin kaynağının kapitalizm olduğunu bilince çıkarmaya başlıyor, dünyanın dört bir köşesinde işçi sınıfının ayak sesleri sokaklarda yankılanıyor. Ne kanser ne laboratuvarlarda üretilen virüsler ne savaş ne de yıkımlar işçi sınıfının kaderidir. İşçi sınıfı örgütlü olursa kapitalizme karşı mücadelede güç kazanabilir, bu kötülük düzenini yıkabilir. Yeni bir dünyanın şafağını aralayabilir.
Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /36 https://t.co/BWjo2TmPrA Marx’ın belirttiği üzere, toprak rantı, toprak mülkiyetinin kapitalist üretim tarzına dayalı bağımsız ve özgül iktisadi biçimidir. Toprak rantının bilimsel çözümlemesi açısından, onu katıksız ve her tür bozucu ve karartıcı yabancı unsurdan uzak haliyle ele almak çok önemlidir. Bunun yanı sıra, Marx, aslında toprak rantının doğasıyla çelişen ama yine de toprak rantının var oluş tarzları olarak görünen çok sayıdaki olgunun niteliğinin kavranmasının da önemli olduğunu belirtir. Örneğin toprağı ekip biçme izni karşılığında kiracı çiftçinin toprak sahibine kiralama parası biçiminde ödediği her şey, pratikte toprak rantı olarak görünür. “Bu haraç hangi bileşenlerden oluşursa oluşsun, hangi kaynaklara dayanırsa dayansın, yerkürenin bir parçası üzerindeki tekelin, «toprak sahibi»ni, bu haracı kesebilir, vergi toplayabilir kılması konusunda, gerçek toprak rantıyla ortaklaşır. Yukarıda gösterilmiş olduğu üzere toprağın kiralanmasından kaynaklanan sermayeleştirilmiş gelirden başka bir şey olmayan toprak fiyatını belirlemek konusunda, gerçek toprak rantıyla ortaklaşır.” Keza toprağa eklenen sermayenin faizi, toprak rantının dışarıdan eklenen bir parçasını oluşturabilir. Bu parça, iktisadi gelişme ilerledikçe ülkenin toplam rantı üzerinde sürekli büyüyen fazladan bir ekleme haline gelir. Ama bu faiz bir yana bırakıldığında, kiralama parası bazı durumlarda kısmen ve özellikle de toprağın gerçekten değersiz olduğu bir durumda tamamen, ortalama kârdan, normal işçi ücretinden ya da her ikisinden yapılan bir kesintiyi saklayabilir. “Kârın bu kısmı ya da ücretin bu kısmı, burada toprak rantı şeklinde görünür, çünkü normalde olacağı şekilde sanayici kapitalistin ya da ücretli emekçinin eline geçmek yerine, kiralama parası biçiminde toprak sahibine ödenir. İktisadi açıdan bakıldığında, her iki kısım da toprak rantı oluşturmaz; ama pratikte, tıpkı gerçek toprak rantı gibi, toprak sahibinin gelirini, onun tekelindeki iktisadi bir değerlenmeyi oluşturur ve toprak fiyatı üzerinde gerçek toprak rantı kadar belirleyici bir etkide bulunur.”
Birinci Emperyalist Savaş, İşçi Hareketindeki Tutumlar ve Sonuçları https://t.co/uFVteyZJr5 Ekim Devrimi, işçi sınıfının bu gidişe dur dediği andır. İşçi sınıfı burjuvaziyi iktidardan devirerek ve yerine kendi iktidarını kurarak, hem emperyalist savaşı durdurmuş hem de tek kaybedecek şeyi olan zincirlerinden kurtulmuştur. Demek ki bu kısır döngüden çıkışın yolu bellidir. Fakat bugün işçi sınıfının, ne 1917 Rusya’sındaki gibi bir örgütlülüğü vardır, ne de Bolşevik Parti gibi bir siyasal örgüte sahiptir. Bugün işçi sınıfı, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de dağınık, örgütsüz ve siyasal bilinçten yoksun durumdadır. Peki yapılması gereken nedir? Sağlı sollu tüm burjuva partilerin bugüne kadar işçi sınıfına sunduğu ve bundan sonra da sunacağı tek seçenek, yoksulluk, işsizlik, savaş, kan ve gözyaşıdır. Bu gerçeklik karşısında işçi sınıfının sarılacağı tek gerçekçi seçenek, yeniden ayağa dikilmek ve burjuvazinin dayattığı bu zalim soygun düzenini tarihin çöplüğüne göndermek için bugünden hazırlanmaktır. İşçiler olarak kendi mücadele tarihimizi öğrenmek ve tarihimizden dersler çıkarmak, içinde yaşadığımız kapitalizmin bu dünya krizi ortamında yaşamsal önem taşıyor. Örgütlüysek her şeyiz, örgütsüzsek hiçbir şey!
Haluk Levent Hadisesine Nasıl Bakmalı? https://t.co/M3Ek1jFB1H Diğer tüm toplumsal sorunlarda olduğu gibi bu önemli alanda da çare, özet olarak, devletten ve sermayeden bağımsız işçi-emekçi örgütlerinin geliştirilip büyütülmesi, güçlendirilmesidir. İşçinin, emekçinin gerçek dostu yine işçidir, emekçidir. Mücadelenin de dayanışma ve yardımlaşmanın da en sağlam, en güvenilir araçları işçilerin, emekçilerin hakiki örgütleridir.
1 Mayıs’a Giderken https://t.co/NUbN3Y9UsJ İşçi sınıfının anlamlı büyüklükte bir azınlığını bile örgütlü güç düzeyine yükseltmeden, keza sendikaların yine anlamlı bir kısmını bu çizgiye çekmeden düzenle meydan savaşlarına kalkışmanın yararlı olmak bir yana işçi sınıfının mücadelesi açısından zararlı etkileri olduğu şüphesizdir. 1 Mayıs’ı sınıf mücadelesini ilerletmek için bir fırsata dönüştürmenin yolu, işçi sınıfının mevcut şartlarında onu bilinç ve örgütlülük bakımından az ya da çok ilerletebilecek tarzda 1 Mayıs’a yaklaşmaktan geçiyor. 1 Mayıs’ın gücü ancak onun işçi sınıfının kitlesel, birleşik, örgütlü ve mücadele ruhuyla dolu bir tarzda hayata geçirilmesiyle açığa çıkarılabilir.
1 Mayıs’ta UİD-DER Kortejindeyiz
(UİD-DER’li işçi, emekçi kadınlar)
https://t.co/KrZGc88VOE
Yıllar önce çalıştığım hastanede yürüttüğümüz bir mücadele vesilesiyle tanıştığım UİD-DER sayesinde değişmeye ve kendi sınıfımın gerçeklerini öğrenmeye başladım. 1 Mayıs’a da ilk kez UİD-DER’le katıldım. Her şeyden ürken bir emekçi kadındım ama UİD-DER’in 1 Mayıs kortejinde kendimi çok güçlü hissetmiştim. İlk kez kendim için bir şey yapıyordum. İçimi bir umut doldurmuştu.
Mersin’de Eğitim-Sen, Eğitim-İş, Hürriyetçi Eğitim-Sen, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasına üye eğitim emekçileri Mersin İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelerek "Eğitimde Şiddete Hayır" diye haykırdı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in istifasını isteyen eğitim emekçilerine Mersin Emek ve Demokrasi Platformuna bağlı sendika şubelerinin başkanları ve öğrenci velileri derneği Veli-Der de destek verdi.
Mersin Liman İşçilerinin Mücadelesi Devam Ediyor!
https://t.co/IR8gQFjdwY
Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği AŞ’ye (MIP) bağlı taşeron şirket Özgüneş Taşımacılık’ta çalışan 180’in üzerinde liman işçisi 1 Ocak sabahı işten çıkarılmıştı. İşçiler, direnişe geçmiş, eylemlerle seslerini duyurmaya çalışmışlardı. İşçiler, direnişlerinin 103. günü olan 13 Nisanda, bir kez daha MIP binası önünde bir araya geldiler, eşleri ve çocuklarıyla birlikte eylem gerçekleştirdiler. İşçiler Liman A kapısından MIP binası önüne kadar sloganlarla yürüdüler. DİSK’e, Türk-İş’e ve KESK’e bağlı sendikaların yöneticilerinin, DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca’nın, siyasi partilerin temsilcilerinin ve işçi ailelerinin katıldığı eylemde, “İşçi ve Sendika Düşmanlığına Hayır!” sloganları yükseltildi.
Mersin Limanında sendika hakları ve işe iadeleri için 103 gündür mücadele eden Özgüneş işçileri, MIP binası önünde basın açıklaması yaptı. DİSK'e, Türk-İş'e ve KESK'e bağlı sendikaların yöneticilerinin, DEM Parti Mersin milletvekili Perihan Koca'nın, siyasi partilerin temsilcilerinin ve işçi ailelerinin katıldığı eylemde kitle, "İş Ekmek Yoksa Barış da Yok" diye haykırdı.