Yükselen İkizler nasıl biridir?
Bir ortama girer, beş dakika içinde kim kimdir öğrenir, iki kişiyle sohbet eder, üçüncü kişinin ne iş yaptığını çözer, dördüncü kişiden de güncel dedikoduyu alır. Çünkü yükselen İkizlerin hayattaki temel refleksi bir anlat bakalım, ne oluyor?
Meraklıdır, hızlı düşünür, hızlı konuşur ve çevresindeki her şeyi zihinsel olarak tarar. Aynı anda üç konu konuşabilir, dördüncü konuya geçebilir ve sonra size biz ne konuşuyorduk? diye sorabilir. :)
Dışarıdan genç, hareketli, espritüel, sosyal ve ulaşılabilir görünür. İnsanlarla kolay iletişim kurar. Sessiz kaldığında bile gözleri çevrede olup biteni takip ediyordur. Çünkü beyninde muhtemelen 17 sekme açıktır ve ikisinden nereden geldiği belli olmayan bir müzik çalıyordur.
Tekdüzelik onu çabuk sıkabilir. Aynı insanlar, aynı ortam, aynı rutin… Bir noktadan sonra zihni başka ne var? diye kaçış kapısı aramaya başlar. Bu yüzden hayatında çeşitlilik, öğrenmek, konuşmak, gezmek ve yeni insanlarla tanışmak önemli olabilir.
Karar verme konusunda ise seçeneklerin fazlalığı bazen başına bela olur. Bir şeyi seçmiştir ama diğer seçeneğin de fena olmadığını düşünür. Sonra üçüncü ihtimali keşfeder. Sonuç olarak mesele artık karar vermek değil, küçük çaplı bir araştırma projesine dönüşmüştür.
Fiziksel olarak yükselen İkizlerlerde daha ince, çevik veya genç gösteren bir beden yapısı görülebilir. Eller ve kollar oldukça hareketlidir; konuşurken sadece ağızları değil, bütün üst bedenleri konuşabilir. Yüz ifadeleri hızlı değişebilir, gözlerde canlı ve meraklı bir ifade dikkat çekebilir.
Merkür yönetiminde olduğu için mimikler, eller, omuzlar ve konuşma biçimi özellikle belirgin olabilir. Yaş ilerlese bile yüzlerinde genç, hareketli veya çocuksu bir hava kalabilir.
İnsanlarla bağını iletişim üzerinden kurar. Onun için bir insanın ilginç olması çoğu zaman sadece güzel veya güçlü olmasından daha önemlidir. Konuşamıyorsa, merak uyandırmıyorsa iş biraz zor.
Yabancılarda bir şey ısmarlama kültürü yok.Yok yani.Resmen yok.
Ölçülebilir şekilde yok. Karanlık madde kadar görünmez, o derece yok.
Portekiz’deyim.
Polonyalı Erasmus tayfa geldi:
“Dostum, kahve içer misin?” dedi.
Ben de, “İçerim,” dedim.
İçerim çünkü bizde bu laf,
otomatik ısmarlama çağrısıdır.
Yani Türkiye’de biri sana “Kahve içer misin?” derse,
sen ona "Sittir et kahveyi, gel sevişelim" demezsin...
Ya da dersin, lan bilmiyorum.
Türkiye burası, her ihtimal ihtimalli.
Ama bir şey net.
Kahve içerim dendi mi, kahve ısmarlanır.Bizde kahveyi içerken kasaya değil,
ismarlayanın gözlerinin içine bakarsın.
Neyse, bunlar gittiler.
Ben masada,
sanki kahve gelince hayatımın anlamı açıklanacakmış gibi bekliyorum.
Saf bir umutla, latteyle aydınlanmayı bekliyorum.
Geldiler.
İki kahve var.
Biri onun,
diğeri de öbürünün.
Benim kahve?
Kayıp.
Sanki benim kahve, kahve değil de İspanyol İç Savaşı’nda kaybolmuş bir ideoloji.
Diyorum:
“Eeee, benim kahve nerde?”
Kadın diyor ki:
“Para vermedin ki, Karo!”
Lan 1 euro aq. Onu da vermeyeyim.+++++++