Sadece Adalet Bakanına değil, 2025 yılı sonunda TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında orada bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a da tutanaklara geçirmek üzere seçim bölgemdeki büyük haksızlığı sormuştum. Akabinde onunla ve sonraki günlerde de Adalet Bakanıyla yüz yüze görüşmüş, Narin vakasındaki skandal yargı sürecini ve kamuoyu baskısını anlatmıştım. Dosyaya giren yeni bilirkişi raporlarından da söz etmiştim. Görüşmelerde sadece bu sahipsiz aileyi bu linçten kurtaracak biçimde adil bir yargılamanın sağlanması gerektiğinden söz ettim. Yargı süreci üzerindeki baskının kaldırılmasını istedim. Talepleri üzerine, bir dosya hazırladım. Dar baz ve telefon imaj kayıtları ile iyileştirilmiş kamera görüntüleri hakkındaki ilgili bilirkişi raporlarını, ombudsman Faruk Bildirici ve hukukçu-gazeteci Ali Duran Topuz ile kendi çalışmalarım da dahil olmak üzere, dosyayla ve yeni gelişmelerle ilgili bütün bilgi ve belgeleri içeren iki büyük klasörü kendilerine kargo ile gönderttim... Sonraki günlerde bu dosyaların ulaştığını da teyit ettim.
Maalesef Yargıtay süreci başka bir skandal olarak sona erdi. Yargıtay kararıyla, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararına esas teşkil eden Nevzat Bahtiyar'ın son ifadesinin de (tümüyle değiştirdiği öncekiler gibi) yalan olduğunu tescil eden bir karara imza atıldı.
Çocuğun eve varır varmaz ahır bölgesinde bir şeye tanık olduğu ve bunun üzerine öldürüldüğü ve cesedinin eve çağrılan Nevzat Bahtiyar'a dakikalar içinde teslim edildiği iddiasından da tümden vazgeçilmiş oldu.
Bu konuda hiç ama hiçbir yeni veri yokken Yargıtay, bu kez ailenin önceden bu cinayeti tasarladığını ve çocuğu öldürmek için dördüncü kişiye (!) ihtiyaç duyarak Nevzat Bahtiyar'ı çocuk eve gelmeden önce haberleşerek bilgilendirdiğini ve eve çağırdığını varsaydı. Aileden Nevzat'a yönelik gerçekleşen, hiçbir hts arama kaydı vs. yokmuş ne gam? Soran kim? Hakikati arayan kim?
Böyle yazıldı karar... Çünkü başka türlü o aile üyeleri o cezaevlerinde bir gün bile tutulamazdı.
Düşünün, 8 yaşında bir çocuk tasarlanarak aile ve yabancı birinin işbirliği ile öldürülecek ne biliyor olabilir? Böyle bir şey biliyorsa o gün ve önceki gün nasıl rahatlıkla evden dışarı çıkarılabilir ve saatlerce kursta, sokakta başkalarıyla temasına izin verilebilir?
Bu ailenin ve
Narin'in hakkını umursadık, bir avuç insan elimizden gelen her şeyi yaptık...
#NarinveAilesiİçinAdalet istedik.
Tarih her şeyin tanığıdır.
"Aile yılında" bir aile bir cani tarafından katledilmiş evlatlarıyla birlikte diri diri mezara gömüldü... Kimse duymadık, görmedik, bilmiyorduk demesin.
@_cevdetyilmaz@yilmaztunc@MahinurOzdemir@NumanKurtulmus@AvOzlemZengin@TCYargitay
Erzincan Cezaevi’nde Narin Güran’ın annesi Yüksel Güran ve abisi Enes Güran’ı ziyaret ettim. Durumları nasıl mıydı? Elbetteki içler acısı. Yüksel Güran göz yaşlarına boğulurken Enes Güran “İnsanın suçsuz günahsızken suçlu ilan edilmesi çok zor” cümlelerini dinlemek çok daha zordu. 8 yaşındaki kız çocuklarını kaybetmeleri yetmezmiş gibi mahkeme kararı kesinleşmeden bir ailenin suçlu ilan edilmesinden söz ediyorum. Toplumun bulaşıcı hastalığı haline gelen linç kültürüne maruz kalan, yargının yerine ahkam kesen medyanın hışmına uğrayan aileden.
Cezaevinden çıkarken bir an hukuk tarihinde “suçlu” ilan edilen ve daha sonra masum oldukları anlaşılan dava örneklerini düşündüm. Dreyfus Dava’sı gibi, Salem Cadı Mahkemeleri gibi, Central Park Five Davası gibi. Bu davalarda da toplum veya basın tarafından suçlu ilan edilenler vardı. Asıl suçlular bulunduktan sonra suçsuz oldukları anlaşılmıştı. Şu an hücrelerinde tek başlarına kalan ana oğul da günün birinde adı geçen davalardaki gibi suçsuz oldukları anlaşılacak mı?
Töhmet altında kalan, iffetlerine kara çalınan, iftiraya uğrayan bu insanlara itibarları iade edilecek mi?
Sanık Nevzat Bahtiyar yönünden bozma istemli temyiz başvurusunda bulunan Başsavcılık mahkemelere sunulan iyileştirilmiş kamera görüntüleri Uluslararası geçerliliği bulunan imaj raporlarını,Bilişim uzmanı raporları ile müebbet hapis cezası alan 3 sanık yönünden kabul etmesi gerekirken şüpheden sanık yararlanır ilkesini sadece soğukkanlı bir cani yönünden dikkate alması dosyanın esas ve usul yönünden bozulma sebebi olması gerekirken Yargıtay tarafından kamuoyunu rahatlamak amacı ile onanması,yerel mahkemenin defalarca ifade değiştirmesine rağmen yapılan keşif çalışmasının yalan beyanlardan ibaret olduğu net şekilde ortada duruyorken keşif taleplerini red etmesi,sanık Nevzat yönünden aile bireylerinin yalan beyanlarının geçersiz olması gerekirken bu beyanlar ile aile bireylerinin cezalandırılması yönünde oluşan kanaatin geçersiz olduğu Ceza Muhakemesi içtihatlarına tamamen aykırıdır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılmadan “daraltılmış baz” adı altındaki denetime kapalı raporun kabul edilerek ceza yargılamasının sonlandırılması kabul edilemez. Adaletin tecelli etmediği dava dosyasında minik #NariniçinAdalet’in yerini bulmadığı bir #Hakikat ‘tir…
Sevgili Cengiz Çandar Narin'in ve Ailesinin adaleti için çok çok kıymetli, bir çağrıda bulundu bugün.
Bu adalet talebi asla geri çekilmeyecek, asla vazgeçilmeyecek!
Bu vebale daha fazla ortak olunmamalı. Narin İçin Adalet çağrısı yapanları karalayanlar ileride bunun hesabını veremez.
#NarinveAilesiİçinAdaletİstiyoruz!
@uninviteimprevu@katrevendiznof@avydemiroglu yarin ucagim var, yanima ne alayim diye bakarken kitaplikta aylak adami gormem, onu mu alsam diye dusunmem ve sonra bu mentionu gormem. bu yazismayi burdan devam ettiririz
@MSTanrikulu sizi sever, deger verirdik. narin davasindaki tavrinizdan sonra hicbir kiymetiniz kalmadi valla size yaziklar olsun ne gelismeler oldu tek kelime etmediniz. neydi bu kadar onemli olan? zavalli acili bir ailenin hukukundan daha onemli olan neydi
@MSTanrikulu sizi sever, deger verirdik. narin davasindaki tavrinizdan sonra hicbir kiymetiniz kalmadi valla size yaziklar olsun ne gelismeler oldu tek kelime etmediniz. neydi bu kadar onemli olan? zavalli acili bir ailenin hukukundan daha onemli olan neydi
Arif Güran;
"Her gece dualar ediyorum, Allah'ım ne olur benim canımı al sabaha çıkmayım. Bu acıya katlanamıyorum.
Narin kızımın hakkının teslim edildiği göreyim. Fazladan bir gün bile yaşamak istemiyorum. Bu rezil dünyadan ayrılmak istiyorum."
2 senedir vahşice çocuk öldürmüş bir cani koğuş hapsinde. Sohbet ediyor, spor yapıyor, yakınları ile sık sık görüşüyor, TV seyrediyor, her türlü imkandan faydalanıyor. Çocuğun masum ailesi ise hücre hapsinde, derdini anlatabildikleri tek bir kimse yok, yapayalnız bekliyorlar.
Onca resmi kurum dururken mahkemelerin bu sahtekarlar ile çalışması artık hata değil. Kasıt var, bir amaç için adli davalar Arap saçına dönüştürülüyor.
Bugün birkaç arkadaşla birlikte, acılı bir aileyi ziyaret etmek için köye gittik. Bu eve her geldiğimde tüm benliğimi saran tarifsiz bir hüzün var. Zira bu evin ahalisine tüm zamanların en büyük acılarını yaşatılmış, bizler de bu acılarına tanıklık etmiş, karınca kararınca, bu emsalsiz acılar barındıran zulme karşı hamd olsun ki mazlumun yanında durmaya çalışıyorduk.
Bugün günlerden Cuma idi. Evin balkonunda otururken, fani ömrümüzün bana göre en manalı ezgisi olan Sela okunurken, adına hayat denen sınavımın ilk büyük acısı olan babamın vefatının ardından 25 yıl sonra yine benzer bir sızı hissettim…
Evin annesinin “yeryüzü cennetim” dediği ve bir zamanlar mutlu ve huzurlu bir yuva olan bu eve köy içinden başka misafirler de gelince daha geniş olan bahçe tarafına geçtik. Bahçede otururken babanın telefonu çaldı, bu beklenen bir aramaydı ve baba hoparlörü açıp konuşmaya başladı. Zira sadece 10 dakika görüşme hakkına sahiplerdi. Konuşmaya başladı başlamasına ama “Nasılsın?” sorusundan sonra karşıdaki ses hüngür hüngür ağlamaya başladı:
“Nasıl olabilirim ki? Bu nasıl bir zulümdür ki bir türlü bitmiyor? Bu zulüm bitmeyecek mi? Bu zulüm ne zaman bitecek?” şeklinde feryad u figan etmeye başladı.
Baba, teselli vermeye ve “bak misafirlerin var, senin masumiyetine inananlar evimize gelmiş” demesiyle ağlama sesleri kalpleri, vicdanları oluk oluk kanatmaya başladı, misafirin biri telefonu alarak karşıdakine ağlayarak:
“Ne olur kendine iyi bak, elbet bu zulüm bitecek, dayan” diyerek teselli vermeye çalıştı. Telafisi imkansız bir akıbetten korktuğu belliydi…
Sonra evin anneannesi aldı telefonu. Karşıdaki ağlamaklı ses anneanneye aynen şöyle dedi:
“Misafirlerim varmış, ben o misafirlere kurban olurum, onları iyi ağırla” dedi.
…ve ben, o ana kadar belli etmemeye çalıştığım göz yaşlarımın da, hıçkırıklarımın da, tüm benliğime ve bedenime yansıyan tesirinin de kontrolünü kaybettim, hıçkıra hıçkıra ağlıyor, bu hali bir türlü durduramıyordum. Yarım asrı aşkın ömrümde, babamın vefatı hariç, bu şekilde kontrolsüz bir ağlama haline girdiğimi hatırlamıyorum…Ben o an bitmiştim, yer ile yeksan olmuştum, ortamdaki herkes gibi…
Karşıdaki sesin sahibi, haksız ve hukuksuz bir şekilde hapsedilmiş masum ve mazlum bir anneydi ve biz vicdanlı insanlar, tüm çabalarımıza rağmen bu zulmü durduramamıştık. Bunun mahcubiyeti ve utancı bizi içten içe kemirirken bu melek anne hala “ben misafirlerime kurban olurum” diyebiliyordu…O böyle bir anneydi, böyle bir melekti, yuvasını kendine “yeryüzü cenneti” addetmiş, çocuklarına ve eşine de bu cennetin huzurunu yaşatmıştı. Ta ki o kapkaranlık güne kadar. Aslında kendi deyimiyle o gün çok mutlu bir şekilde başlamıştı. Tüm çocukları ve eşiyle uzun bir aradan sonra bir arada kahvaltı yapabilmişlerdi.
O gün karanlık bir elin, bu kahvaltıyı, bir arada yapacakları son kahvaltıya çevireceğini nereden bilebilirdi ki? Bu karanlık elin milyonlar tarafından masum, kendisinin ise suçlu ilan edileceğini nereden bilebilirdi ki?
Kendinizi bir an olsun o annenin yerine koyabiliyor musunuz?
Sevgiyle ördüğünüz ve yeryüzü cenneti yaptığınız yuvanızdan ve sevdiklerinizden ayrılmak zorunda bırakıldınız mı mesela?
Sizin hiç ciğerinizden bir parça sökülüp koparıldı mı? Ciğrerinizden koparılan parçanız 19 gün koparan tarafından saklanıp size teselli verildi mi?
19 gün sonra ciğerinizden sökülen parça bulunup toprağa gömüldükten sonra toprağına bile hasret kaldınız mı? Ciğerinizden parça koparanlar size "parçayı kendin kopardın, ciğerine zarar verdin" deyip sizi ömür boyu dört duvar arasına mahkum ettirip, ciğerinizin geri kalan parçalarını da çekip kopardı mı?
Dünyada en büyük acı evlat acısıdır. Daha büyük bir acı var mıdır? Evet maalesef vardır. Evladını vahşice bir cinayet sonucu kaybetmek ve üstüne cinayetin baş şüphelisinin beyanlarına itibar edilerek iffetine de dil uzatılmak suretiyle evladının katlinden sorumlu tutularak ömür boyu dört duvar arasına hapsedilmek :( İnanılmaz gibi geliyor, değil mi?
Ama oldu, hem de Aile Yılı' nda...
Dünyanın en acılı annesi... Yüzyılın ve belki de tüm zamanların en acılı annesi...
Evet, bu anne, vahşice katledilen Narin GÜRAN' ın annesi Yüksel GÜRAN... Kızı katledilmekle kalmadı, kızının katili olmakla suçlandı, yetmedi namusuna dil uzatıldı ve hakkında tek bir maddi delil yok iken ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Dosyada Narin’ i vahşice katleden bir vahşinin Atf-ı Cürüm mahiyetindeki mahkemece itibar edilen iftiralarından başka aleyhine hiç bir delil yokken ve dahası çocuklarıyla evinde ve uyuyorken... 8 yıl bakımını yapıp kaybettiği engelli kızından sonra doğması hasebiyle el bebek gül bebek büyüttüğü, “Nar Çiçeğim” dediği Narin’inin mezarına dahi gidememişken...
Daha büyük bir acı biliyor musunuz?
Yüksel Anne' nin sesini duyabiliyor musunuz?
#NarininAilesiMasumdur ve İLAHİ ADALET elbet bunun hesabını soracaktır; hem zalimlerden hem de dilsiz şeytanlardan...
Diyarbakırlı küçük Narin’i komşu Nevzat Bahtiyar öldürdü. Medyanın uydurduğu yalanlarla Narin’in ailesi cezalandırıldı.
#Amedspor taraftarı Diyarbakır halkı zulüm karışsında sessiz kalmayın…
Şeytantepe” belgeseli tokat gibi. Bu dosyada soruşturma, medya ve siyaset aynı şekilde hizalanmış; ortaya çıkan tablo, cinayeti aydınlatmaktan çok bir ailenin hedefe konulduğunu düşündürüyor. Veriler üst üste geldikçe tablonun giderek netleşiyor ve kaygı verici bir hal alıyor .
Sorgu kayıtları ve sürecin akışı, ifadelerin nasıl şekillendiğine dair detaylar ürkütücü. Kürtçe bir cümlenin kritik bir anlam kaymasına uğratılması önce algıyı, ardından dosyanın seyrini etkiliyor mesela. Nevzat Bahtiyar’ın şahsı, konumu ve aracıyla ilgili hususların dikkate alınmaması; sorgu akışına ilişkin yönlendirme iddialarıyla birlikte okunduğunda tabloyu daha da ağırlaştırıyor.
Bahtiyar’ın rolüne ilişkin bu detaylar davanın ana aksını sarsıyor; en azından Güran ailesine verilen mahkûmiyetleri ciddi soru işaretleriyle karşı karşıya bırakıyor.
Bu bir “kesin hüküm” ilanı değil; ama şu net: Acele yargının, X’te kurulan “halk mahkemesi”nin ve hesap verme refleksine sahip olmayan kurumların etkisi altında mı hüküm tahsis edildi ? sorusu artık görmezden gelinemez; bedeli de ağır.
Ben de o dönem yazdıklarımı, etki altında kurduğum perspektifi fark ederek kendimi sorguladım ve çok rahatsız oldum .
Gerçek bir hukuk devleti, bu dosyayı yeniden açar.
Diyarbakır halkı Amedspor şampiyonluk kutlamasından sonra Diyarbakırlı küçük Narin’i kim öldürdü? Katilini kimler akladı merak ediyorsanız 140journos belgelini izleyin. #Amedspor
https://t.co/EpRhoJdZ94
Diyarbakır’da öldürülen çocuk Narin Güran’ın katili Nevzat Bahtiyar’ı evladı gibi savunan avukat Nahit Eren hariç, emek veren tüm Amedspor camiasına tebrikler.
#Amedspor