“Ezme, sardalya, böf burginyon, kahve, iki şişe Beaujolais ısmarladık. Sonra yine kahve içtik, birkaç kahve daha, ardından kokteyl içtik; sonra o alıp başını kendi yoluna gitti, ben de kendi yoluma.”
Böf burginyon (Boeuf Bourguignon), Fransa'nın Burgonya bölgesine ait, kırmızı şarapta ağır ağır pişen zengin bir dana yahnisidir
Beaujolais, ( bo-jolee) genellikle ince bir kabuğa sahip ve tanen oranı düşük Gamay üzümünden yapılan bir Fransız şarabıdır.
“ ama sevgi insana dağlar aşırır, sevgi demiri eritir, engelleri ortadan kaldırır, hiçbir șey duramaz onun karşısında, çok iyi biliyoruz bunu. Sıradanlığımızdan ötürü ipin ucunu bırakıyor, vazgeçiyoruz. Büyük Sevgi vazgeçme diye bir șey tanımaz, yoktur böyle bir sorunu, vazgeçmek sıradan insanlara özgüdür, başarısızlık da öyle. Daha başka koşullarda işin yolunda gidebileceğini düşleyen zavallı Luciennecik. Nesnel koşul diye bir şey yoktur. Küller altında harlı bir ateşin yattığını hissettim mi hiç? Nerde!.. Ruhumu istediğim kadar sorguya çekeyim, kıyısını bucağını karıştırayım, hiçbir derin titreşim bulamıyorum orada. İnsanın iç dünyasının külrengi mekânlarında, daha başka yıkıntıların altında yatan daha başka yıkıntılardan başka bir şey yok. Peki ama, yıkıntı varsa, belki de daha önce bir tapınak, ışıkhı sütunlar, mumlarla aydınlatılmış bir sunak vardı? Yalnız bir varsayım bu. Gerçekte, hiçbir zaman, hiçbir şey olmadı orada belki de kaos dışında. “
Eugène Ionesco /Yalnız Adam
Bir kore dizisi çekiliyor olabilir çatı katında manzarası müthiş olan :)
Tişört anlamlı ama ( “ fuck average I want magic )
Pembe yerde de sanırım
Hollandayı kızlar
Taksim’de filmi
Ve ben de ikisine uygun
Dondurma
Kahve
ile
Son olarakta
bir
çinli kız ile
bir Koreli
kız Galata’da (anyeon seyo:)
#istiklalcaddesi
#TaksimMeydanı
#beyoglu
#movie
#love
Tarhan Hanı
Kimseler yoktu bütün bina benim için rezerve edilmişti sanki tablo çalıp gitsem ruhları duymayacak ☺️
Rahşan Düren’in pentür ve duvar resmi çalışmalarından oluşan “Verwegenheit”
Adını Almanca kökenli “korkusuzluk, atılganlık, cüretkârlık” anlamlarına gelen kelimeden alan sergi, Düren’in her bir projesinde yaratıcı cesaretine ve yeni deneylere olan yaklaşımına atıfta bulunuyor.
“ Kendi etrafımda bir daire çiziyorum.
Başkalarına değmeyecek kadar uzak
Tek başıma dayanamayacak kadar dar.
Tam ortasından bir çizgi daha çiziyorum.
Sınırları silip, şeklini değiştirip
Değmediğim şeylere doğru azar azar yaklaşıyorum.
Belki o zaman,
Bir gün bir yerde karşılaşırız.
Henüz kâğıda dökmediğim sözler var.
O sözleri sana mutlaka iletmek istiyorum.
Bunun üstesinden geleceksin.
Kesinlikle her şey yoluna girecek “
VI
"İnsan uyanıkken rüyalar da görür,
İnsana gök kapıları açılır."
Mevlânâ, Mesnevi, III. s. 139
“Nitekim göz, rüyada ay ve güneş olmadığı halde ayı da görür, güneşi de! “Mevlânâ, Mesnevi, IV. s. 245
“Hamam duvarında resimle kavgaya girişme. “
Mevlânâ, Mesnevî, VI. s, 124
“ Demek ki bir değirmen eşeği, hiçbir suçu olmayan sofiye bir sille aşkedebilir ha? “ Mevlânâ, Mesnevi, VI. s 125
“ O ağacın üstünde oldukça, pis bir dikenlik, kızgın akreplerle, yılanlarla dopdolu bir yer görünür. Fakat ağaçtan inersen derhal ålemi gül yüzlü dilberterie, dadılarla, taylarla dolu görürsün. “Mevlânâ, Mesnevi, IV. s. 284
Kuçuradi “ Selfie narsizm bir göstergesidir “ diyor . Katılıyorum :)
Düşüncemce , narsist olmayan bir insan yok. Herkes bir şeylerin(bir kavramların, düşüncelerin ) biraz narsizmini taşır.
Bir de geçen bir arkadaşım bir yerde okumuş dudak pozu bu şekil yapanların “ şizofren” eğilimi varmış. İlginç buldum . ( yanımdakine döndüm Öyle değil mi canım dedim 🤪:)
Neyse he bir de fiziksel olarakta gözleri yeşil olan insanlar ayrıcalıklı yaratılmış varlıklarmış 😂
Şimdi Bu bir pipo değildir kitabından alıntı paylaşayım :
“ Gördüğümüzü söylememiz boşunadır çünkü gördüğümüz, söylediğimizin içine hiçbir zaman yerleşmiş değildir. “
En uzun tivit atmak mavi tik varken kullanmalıyım 🙂
“ Aşk şarkısı “
Sizce de bu resim bir aşkın şarkısını barındırıyor mu?
“ Gerçekten ölümsüz olmak için, bir sanat eseri tüm insani sınırların ötesine geçmelidir: mantık ve sağduyu yalnızca buna engel olur. Ancak bu engeller aşıldığında, çocukluk hayallerinin ve düşlerinin alanına girer .”
Giorgio de Chiric ressam o kadar kişiyi etkilemiş ki Magritte, Dali , Ernst şair Plath bile.
Haşin ve hayli soğuk olan resimleri, Lautréamont'un "bir ameliyat masasının üstünde bir dikiş makinesi ile bir
şemsiyenin rastlantısal olarak bir araya gelmesi kadar güzel" diye övdüğü bir tür görsel tutarsızlığın ürünleriydi. Magritte, Chirico’nun Aşk Şarkısı gibi resimlerde, "şiirin, resim üzerindeki üstünlüğü"nü kavradığını ileri sürüyordu ve bu kavrayış Suzi Gablik'e göre, Magritte'in gözlerinin dolmasına yol açacak kadar etkiliydi
Panonun üzerine asılı solda bir Klasik Yunan heykeli “Belvedere Apollonu”nun başı görülür. Heykelin hemen yanında kırmızı renkli lastik bir cerrahi eldiven panoya raptiyelenmiştir. Panonun hemen alt kısmında ise yeşil renkli bir top yer alır. Tüm bu ögeler oldukça gerçekçi biçimde resmedilmiştir. Ögelerin üstüne sağ tarafta bir kaynaktan gelen ışık yansımakta ve heykelin, eldivenin ve topun gölgeleri inandırıcı biçimde sola doğru düşmektedir. Hatta panonun ortasında yer alan ufak çivinin bile aynı yönde uzanan bir gölgeye sahip olduğu görülür. Ön plandaki ögeler her ne kadar gerçekçi biçimde tasarlanmış olsa da eserin geri planı kafa karıştırıcıdır. Sol tarafta geride görülen örme tuğla duvar ve arkasındaki lokomotif dikkat çekicidir. Bu duvar ve buhar çıkarmasına rağmen hareket eder gibi görünmeyen lokomotif oldukça basit formlarda tasarlanmıştır ve ön planın ayrıntıcı gerçekçiliği ile tezat oluşturur.
Eserdeki ögeler çoğu zaman De Chirico’nun geçmişi veya kişiliği ile bağdaştırılıp anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Lokomotifin İtalyan şehirleri arasındaki taşımacılığa ve Chirico’nun çocukluk anılarına dair bir referans olduğu, heykelin ressamın Yunan kökenine bir gönderme olduğu, eldivenin insan eline (dolayısıyla sanatı üreten sanatçının eline), topun ise mükemmeliyete referans olduğu düşünülür.
Yine de seyirci olarak bu esere baktığımızda ressamın birbiri ile hiçbir alakası olmayan ögeleri neden eserde kullandığını ve üstüne üstlük de eserin adını neden Aşk Şarkısı koyduğunu bir türlü anlamlandıramayız. Acaba De Chirico bize bu ögelerle gizli bir mesaj mı vermeye çalışmıştır?
Chirico’nun eserdeki amacı aslında sanatı gelenekler ve mantığın dışında bir noktaya taşıyarak seyirciye gerçek ögelerle kurgulanmış gerçekdışı bir dünya sunmaktır. Eserde görülen tüm nesneler gerçek hayattan alınmış parçalardır ve hemen hemen hepsi son derece gerçekçi biçimde resmedilmiştir. Ama her bir ögenin eserdeki konumu seyircinin gerçekdışı boyut algısını pekiştirmek için özenle seçilmiştir. Örneğin, oldukça ağır olmasını beklediğimiz mermer heykel başı sanki son derece hafifmiş gibi panoya asılmıştır. Hem heykel, hem de eldiven binanın geniş kemerlerinden daha da büyük, neredeyse dev boyutlardadır. Eserde ön plandaki gölgeleme ve gerçekçi betimlemeye rağmen sağdaki bina ile panonun derinlik çakışması ve geriplandaki lokomotifin sıradışı basitliği seyirciyi sanki bir rüya aleminde bulunuyormuş gibi hissettirir
Gece de bir başka oluyor orman
Dolunay ise bambaşka
Tek başıma değilim onu belirtmek isterim , (ailecek) algı önemli :)
Şimdi geceye bir şiir bırakalım
Rüzgar
(Rüzgar ağaç dallarını dansa teşvik etti)
dolunay
(Işığı ve parlaklığı yüzümde gülümse)
ve
yeşil gözlü bir kadın
( beni saran güzel bir an )