https://t.co/61trVhYIGE
Dokuz gün geçti ve link üzerinden henüz hiçbir destek gelmedi 💔
Zor zamanlardan geçiyoruz ve Allah'tan sonra tamamen sizin yardım ve desteğinize güveniyoruz. Herkes için koşulların zor olduğunu biliyoruz, ancak belki de yardım edebilecek olanlar yardım eder ve edemeyenler için, linki paylaşmak, destek sunabilecek birine ulaşabilir.
Ne kadar küçük olursa olsun her katkı bizim için çok şey ifade ediyor ve hayallerimizi gerçekleştirmemize yardımcı oluyor. 🤍
Bize yardım eli uzatan ve bizim için dua eden veya paylaşan herkese Allah'ın en güzel ödüllerini vermesini diliyoruz.
Aşırı doz sosyal medya psikologları size şunları söyler:
“Biri sizi eleştiriyorsa kıskanıyordur. Size katılmıyorsa toksiktir. Mesafe koyuyorsa narsisttir. Başarınızı küçümsüyorsa travmalıdır. Yaptığınız bir şeye tepki veriyorsa zaten kendi yaralarını size yansıtıyordur.”
Ne kadar kullanışlı bir dünya, değil mi? Böylece insanın kendisine dönüp “Acaba ben saçmalamış olabilir miyim?” diye sormasına hiç gerek kalmaz. Her eleştiri kıskançlık, her anlaşmazlık toksiklik, her antipati patoloji… Siz ise bütün bu klinik vakaların ortasında yanlış anlaşılmış, ışığı fazla parlak geldiği için kıskanılan masum başrol oyuncususunuz.
Üstelik teşhis koymak için psikoloji eğitimi de gerekmiyor artık. Bir yabancı sayfadan üç cümle okuyup çevrenizdeki insanların ruhsal patolojilerini çözebilirsiniz.Belki de sosyal medya psikolojisinin en büyük başarısı budur: öz farkındalık öğretmek yerine egoyu bilimsel terimlerle rahatlatmak. Bazen biri sizi kıskanmıyordur.
Bazen narsist de değildir. Bazen “tetiklenmemiştir” de.Bazen gerçekten saçmalamışsınızdır.
Bir yerde okumadım benim kendi fikrim.
Buarada kastedilen itiraz edip etmemek degil aslında. Hikayeyi sadece Musa as ve Hızır as arasinda geçiyor gibi düşünüp kendimize Musa as makamını layık görüyoruz. Yani olaylari dışarıdan izleyen ve hikmetini öğrenen taraf. Fakat hikayede bir de başına musibet gelenler var ve çoğumuz o taraftayız diyor yazıda, yani imtihana tabi olanlar. Basimiza gelenlerin hikmetini öğrenmek için acele ediyoruz ama teslimiyet hikmeti bilmeden önce gösterilir.
Umarım anlatabildim 🌿
Eğer ufacık aklınız olsaydı İsrail’in size babanızın hayrına yardım etmediğini, bunun karşılığında tarımınızdan, onurunuza kadar herşeyinizi satın aldığını bilirdiniz.
Türkçe öğren, T’yi büyük harfle yaz!
Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Türkiye'de Avrupa, Amerika, Fransa, Belçika uzmanı yetişmediğini buna izin verilmediğini söyledi:
🗣️En az on hoca değiştirdim. “Türkiye üzerine tez yapabilirsin, Arabistan üzerine yapabilirsin… ama Avrupa yok.” Avrupa’ya izin vermiyorlar. Söyledikleri şu: “Sizi biz öğrenelim.” Parantez içinde de: ona göre sömürelim.
On-on beş hoca değiştirdim; hiçbiri Avrupa üzerine tez vermedi.
Haçlılar diye bir şey var değil mi? Duydunuz. Haçlılar yüz yıl bu Anadolu’yu kan gölüne çevirdi. Ama bizim okullarda okutulmaz.
Niye? Sevgili Avrupalılar üzülmesin diye.
Bu aşağılık kompleksi yeter. Kendimize gelelim yahu.
Haçlıları merak ettim. Baktım, bizim tarihçilerde de yok. Yüz yıl Anadolu’yu Müslüman kanına boyamışlar; kitap aradım, yok.
Paris’e yine yolum düşmüştü. Giderseniz Sen Nehri kenarında kitapçılar vardır. Orada bir dosya gördüm; içinde fotoğraf, resim… üzerinde “Haçlılar” yazıyor. Resim dediğim, kara kalemle çizilmiş. Hakikaten güzel. Bir tanesi bir Euro. Otuz tane vardı. Aldım, Haçlılar kitabıma koydum.
Hayır, biz sömürülüyoruz. Tarihçilerimiz gitsin, Amerika üzerine çalışsın; bakalım tez alabiliyor mu? Brezilya üzerine çalışsın.
Hiçbir tarihçimiz Brezilya, Fransa ya da Amerika uzmanı değil. Onlar bizi çalışıyor, biz onları tanımıyoruz.
Nedir bu “Kızıl Sultan”? Paris’te aradım, buldum. Jil Ruva diye bir Ermeni tarihçi “Kızıl Sultan Abdülhamid” diye kitap yazmış. Bizim mekteplerde de bize onu öğrettiler.
Onun için arkadaşlar, kendimize gelelim. Onlar bizim üzerimizde çalışıyor. Bizi öğreniyorlar: “En güzel nasıl sömürürüm?” Biraz da biz öğrenelim. Tembellik etmeyelim.
Tavsiyem şu: lütfen Haçlıları öğrenin.
Hocalarıma da söylüyorum; bundan sonra Avrupa’yı, Amerika’yı araştırsınlar. Biz de çalışalım. Tembellik etmeyelim. Kendimize gelelim.
“Olan her şeyi olumlamadığım ya da kemalist olmadığımı anlamak için abartılı bir zeka gerektiğini sanmıyorum.”
Geçen sene aynı kesiti attıklarında, bu şekilde alıntılamışım. Bu yaptığım açıklamayı twitterda yarım milyon kişi görmüş.
Bile bile karalama yapmadıklarını düşünmek için şu an iftira atanların hiçbirinin bu yarım milyonun içinde olmadığını düşünmek lazım.
Geçen sene de twiti şöyle bitirmişim. Halen aynıyla geçerli ;
“Gerçi doğruya isabet etmek gibi bir derdiniz var mı ? Yoksa beni itibarsızlaştırmaya çalışmaktan ibaret bir dünyanız mı var ? diye kendime sorduğumda zihnime ilki yakın gelmiyor.”
Siz yine dinin koruyucusu rolünüzle bize saldırın ama bile bile iftira atmayın, yalan söylemeyin, müslümanlar arasına buğz ekmeye çalışmayın. Bunlar içki gibi kumar gibi haramdır.
Yaşadığınız dini korumak halüsinasyonu kendinizi mükellef görmenize mani mi bilmiyorum ama açık haramları aleni işliyorsunuz. Haram polisliği biraz da nefsinize yapın.
2 aydır ısrarla yazıyorum. Ellerinizle yaptıklarınızdan gayrısına maruz kalmıyorsunuz.
Nefret ekmeye çalışıyorsunuz ve ekmeye çalıştığınızdan yiyorsunuz. Sonra bunu ben yapıyorum sanıp, daha fazla hırs edip haddi daha fazla aşıyorsunuz.
Kısır bir döngü. Keşke nasihatten alsanız.
Komedi gerçekten memleket. Fikir görünen şeylerin zerresinin dahi fikri olmakla alakası yok. Paso hakaret edip cevaplamamı bekliyorlar.
Çarpıtılmış özel görüşmeleri anlatmalarına cevap verince ''aabi niye kavga ediyorsun'' yazıyorlar. Acaba niye ? Acaba ?
Buradaki bir kesimin gümbürtüsü yaklaşık şöyle ;
Acm ; “Haberi ahad zannidir”(H450 İbn Hazm evvelinde aksini söyleyen yok. Tüm mezheplerde böyle)
-Wouuu din elden gidiyor. Acm hadis inkarcısı oldu. Bozdu.
Acm ; “Allah’ın varlığı zanni değildir”
-Acm yanlış konuştu. Uzmanlarla tartışıyor. Hatasını kabul etmiyor. İyice bozdu.
Allah’ın varlığı zanni ama haberi ahad kati. Kafaya bak. Ne zanniyi biliyorlar, ne katiyi. Pür heva.
Hevalarına da din elbisesi giydirmeyi öğrenmişler. Hakikat dişlenmez abisi, hakikat dişlenmez. Allah büyüktür.
Dürüst olmak gerekirse ki gerekir, seninle tartışmaktan çekinirim. Zira Halis Aydemir münazarasında diyecek hiçbir şeyin kalmamasına rağmen "o gün yorgundum" dedin. Sonra vahid kelimesinin elif ile yazıldığı mushafı bulana kadar 3-5 ay bekledin. Peki o 3-5 ay zarfında 19 teorisini askıya mı aldın? Hayır! Bildiklerini okumaktan başka bir gayen yok. Hakkı bulmak gibi bir gayesi olmadığı ayan beyan olan biriyle tartışmaktan çekindiğim doğrudur. Yine de yazım ortada. Herhangi bir yanlış varsa gösterebilirsin.
Gazali'nin "Mantık bilmeyenin ilmine güvenilmez" dediğini söyleyen 30 upuzman 13 akademisyen 21 hoca vardı. Enis hocam da hatta böyle biliyordu yanlış hatırlamıyorsam. Bu sözün yanlış olduğunu, Gazali'nin sözünün "Mantık bilmeyen bildiklerine güvenemez" dediğini yani mantık bilmeyen kişi mukallit olmaya mecburdur demek istediğini bu abd-i aciz ortaya çıkardı.
Bir sinek bir kartalı salladı, vurdu yere
Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu
Bu kadar adam yanlış mı biliyor diye bir delil yok hiçbir ilimde...
Doğum, bir kadının en savunmasız olduğu, mahremiyete en çok ihtiyaç duyduğu süreç. Bazen onlarca saati bulan bu süreçte kadının odasına giren-çıkan-vajinal muayene yapan birçok farklı kişi oluyor devlet hastanesinde. Ve en ufak bir mahremiyet talebinde kavga gürültü çıkabiliyor.
@CyranoC26530 Binlerce yıldır kadınlar, doğum başladığında mahrem alanlarına çekilip hemcinslerinin yardımıyla doğum yapıyorlar. Bir halttan anlıyormuş gibi ahkam kesmeyi bırakın. Sizi ciddiye aldığım için sizin tweetinizi alıntılamadım, genele bilgilendirme olsun diye yazdım.
Kadın doktor isteyen kadın hastaya cahil, yobaz, kötü niyetli veya müfteri muamelesi yapan doktorun kendisi hastadır. İnsanların tercihlerine, mahremiyet haklarına saygı duyacaksınız, bu kadar basit. Kadınlar devlet hastanelerinde doğum yapamaz oldu bu tavrınız yüzünden.
Tin 400.000 lira sermaye ile kuruldu. Bu paraya normalde yayınevi kurulmaz.
O sermaye aslında ''Öğrenmeyi Öğrenmek'' kitabımı basabilmekte kullanıldı. Öğrenmeyi Öğrenmek'ten gelen para ise yayınevinin ana sermayesi oldu.
Yayınevleri alacağını vadeli aldığı için ilk bir kaç ay doğru düzgün kitap basamadık. İlk sene sanırım 5-6 kitap bastık. Çünkü öğrenmeyi öğrenmekten gelecek parayı kullanacaktık. Böyle başladı yani.
2025 ilk 6 ayında 25.000 kitap basmışız.
2026 ilk 6 ayında ise 125.000 kitap basmışız. Hamdolsun.
Bunun sebebi satıştan gelen karı para toplayalım diye almayıp tekrar kitaba çevirmemiz.
Tin şu an sanıyorum birim kitap başına en fazla satış yapan yayın evlerinden birisidir. Bereket olsun diye bastığımız bazı metinler, ''Türkiye'de buna ihtiyaç var'' diye bastığımız teknik metinler bile popüler kitaplar kadar satar.
Benim ortağım 3 yıldır dışarda çalışsa maaş olarak alabileceğinin 1/3'ü parasına geçiniyor. Muhtemelen de 3 katı fazla çalışıyor. Ben bu sene bunca baskı ve satışa rağmen Tin'den kar dahi almadım. 9 ay olmuş.
Hasılı Tin maddi baksat eziyetine çok daha başka işler yapabileceğimiz bir iş. Mesela senin kitabını basmadık diye seninle uğraşıyoruz. Normalde dünya işleri düzeyinde baksan aldığı enerji ile başka işler yapılabilir.
Ancak sebil sayılır. Biz onu hayrı çoğaltmak maksadı ile açtık. Allah da hayrın çoğalmasına vesile kıldı diye ümit ediyorum. İnşallah çok daha iyi yerlere de gelecektir.
Nice satacağını düşündüğümüz kitabı hayırlı bulmadık diye basmadık. Allah da bu niyetimize bereketi ile muamele etti.
Eğer hayrı çoğaltamayacaksak zaten Tin'in varlığı anlamsız ve bize boş bir yüktür. Hayrı çoğaltmaya Allah bizi vesile kılacaksa ayrılan kendi kaybeder.
O halde biz niye dönüp beşer ne düşünüyor diye bakalım ki ? Bu münafıklık olur. Hayır üzere miyiz diye bakarız ? Bunu murakabe ederiz. Zira niyetimiz buydu.
Biz sizlerle farklı dünyaların insanlarıyız gerçekten.
ACM'den mezhep imamlarına saldıran modernist Mustafa Öztürk'e kapak:
"Sen Ebu Hanife'nin ayağındaki toz olamazsın. Ebu Hanife'nin talebesinin talebesi hakkında dahi konuşamazsın sen. Okuduğunu bile anlayamıyorsun.
Sen Ahmet Arslan'ı Ebu Hanife'den daha zeki sanan bir adamsın."