Patagonya’da bir hostelde kalan arkadaşlar, kütüphanede buldukları Yaşar Kemal’in İnce Memed 2 romanında Türklerin bıraktığı notları paylaştı:
🔹 “Dünyanın bu uzak köşesinde Yaşar Kemal’i bulmak beni çok mutlu etti. Teşekkürler, gönül dolusu sevgiler.”
🔹 “Geçse de yolumuz bozkırlardan, deniz / göl / nehirlere… Yılar yollar!”
İlber Ortaylı’nın ailesinin paylaşımı:
"Zamanın kaybolmuşu yoktur. Yaşanan her şey, müspet, menfi, bizi inşa eder. Yalnız bizi değil, bizden sonraki kuşakları da…
Yaşadıklarımızı anında belki en iyi şekilde inşa edemeyiz. Ama, onları değerlendirdiğimiz vakit; gelecek daha emin olur.
Hayat 'gemi'mi bilmiyorum; 'gemicilik' olduğu gerçektir. Yaşandıkça ve akılda tutuldukça daha iyi seyrüsefer ederiz.
Herkes kendi talihinin mimarıdır. Yaşadıkları, an be an insanı oluşturur ve arkasında bıraktıkları, farkına varmadan önüne geçer. Kader, gaipten yazılmaz. İnsan, kaderini kendi yazar.
İlber Ortaylı
Beyin göçü sadece donanımlı ve iyi eğitim almış insanların yurt dışına gitmesi değildir. İmkan tanındığında, büyük buluşlara imza atacak kalifiye insanların basit ve rutin işlere mahkum edilmesi de beyin göçüdür. Liyakatsizliklerden yılan insanların, kendi kabuğuna çekilmesi de..
Haluk Bilginer, katıldığı bir panelde iyi oyuncunun tanımını yaptı.
"Aynı anda oyununu oynayan, oyun ne olursa olsun karşındaki oyuncuyu izleyen, bak ne kadar güzel oynuyor diyorsan eğer karşındaki oyuncu sen de güzel oynuyorsundur."
23 yıldır kültürel hegomonia’yı kuramadık demişlerdi. Şimdi yeni bir hamleyle sadece kendilerine yakın ailelerin çocuklarını iyi okullara almanın yolunu yapıyorlar. Çocuk girdiği sınavda Türkiye’nin ilk yüzde 1’lik dilimine girmişse dahi ailesi iktidarın tasvip etmediği bir siyasi görüşe, inanca, kimliğe sahipse mülakat yoluyla elenecek. Bu okullar zeki çocuklara kapatılacak. Yoksul olanların tüm şansları ellerinden alınacak. Varlıklı bir aile ise ister istemez çocuğunu yurtdışına yollayacak. Bugüne kadar işe alımlarda ve atamalarda yaptıkları mülakatlara bakınca sonucun böyle olacağını tahmin etmek zor değil. Eğitimde fırsat eşitliğine de, adalet önünde ve gelirde eşitliğe de, kısaca her türlü eşitliğe de karşılar. Orwell’ın “Animal Farm” kitabında yazdığı gibi…Bize “Herkes eşittir, ama bazıları daha eşittir” diyorlar ve itiraz ermezsek demeyede devam edecekler.
📣 BÜYÜK ÇEKİLİŞ • KRONİK KİTAP 10 YAŞINDA!
📚Mutluluğumuzu siz değerli okurlarımızla paylaşmak istiyoruz!
10. Yaşımıza özel tam 10 şanslı takipçimize, 2025 yılında yayımladığımız 93 kitap içerisinden seçeceği 10 tanesini hediye ediyoruz.
🚨Kampanyaya katılım için yapmanız gerekenler:
- Hesabımızı takip etmek,
- Gönderiyi beğenip RT’lemek ve kaydetmek,
- Gönderinin altına katıldığınıza dair yanıt bırakmak.
📌 Kampanya sonucu, 19.01.2026 Pazartesi akşamı, bu gönderi alıntılanarak açıklanacaktır.
💥 Kurtuluş Savaşı'nın yapıldığı İntikamtepe'de şehitlerin yattığı bir alanda, bir firmanın maden işletmesine izin verildiği ortaya çıktı.
Bu durumun kanuna aykırı olduğunu vurgulayan Dr. Selim Erdoğan, Bilecik Valisi'ni kanunu uygulamaya davet etti.
Necip Hablemitoğlu için sık sık şu cümleler kuruluyor;
“Ne kadar öngörülydü, her geçen gün ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor.”
Bu cümle, haklı çıkmayı bir başarı gibi anlatıyor.
Burada durup şunu soruyorum ben de; bu kimin başarısı?
Burada bir “başarı” yok.
Burada bir bedel var.
Bir ölüm var.
Bir suskunluk var.
Bir insanın öldükten sonra haklı çıkması ancak ne zaman mümkün olur?
. yaşarken dinlenmediyse,
. görmezden gelindiyse,
. susturulduysa mümkün olur.
Haklı çıkmak, burada bir meziyet değil; bir toplumsal başarısızlığın kanıtı.
Eğer bir toplum, aydınlarını ancak öldürüldükten sonra “haklı” ilan ediyorsa, burada bilgelik, kahramanlık yoktur. Burada gecikmiş bir yüzleşme vardır.
Ve bu yüzleşme, çoğu zaman gerçek bir hesaplaşmaya değil, romantik bir anmaya dönüşüyor. Oysa bizim için yoklukla yaşamak hiç romantik değil.
Gerçek bir anma yaşamına son verileni idealize ederek değil, sorumluluk alarak yapılır.
“Ne kadar haklıydı” demek,
eğer bugün halâ aynı körlük sürüyorsa, bir anlam taşımıyor. Boşa çıkıyor bu haklılık. Bu anmak, hatırlamak değil, sorumluluktan kaçmaktır. Acımızı güvenli bir mesafeden seyretmektir.
Bugün meselemiz, Necip Hablemitoğlu’nun ne kadar haklı olduğu değildir.
Necip Hablemitoğlu isteği dışında haklı çıkmaya mecbur bırakılmıştır, bu olsa olsa bu ülke için bir utançdır bizim nazarımızda...
25 yıllık hayatım boyunca sürekli farklı şeylere bodoslama giren ve hızlı öğrenen birisi olarak tek bir önerim var.
ne öğrenmeye çalışıyorsanız, kurs izlemek/eğitim almak işe yaramıyor.
benim için her ama her konuda tek işe yarayan bir şey var:
yapmak istediğiniz bir proje olsun, öğrendiğiniz şey ile onu yapmaya çalışın. yapamadığınız şeyleri araştırın, kötü yapın, yeniden yapın, yeniden yapın. sonra öğreniyorsunuz.
benim dijital pazarlama, seo, eticaret, ui/ux, şimdi ise vibecoding-yazılım konusunda hep aynı şekilde yaptım. çok hızlı öğrendim, çok iyi öğrendim.
cursor nasıl kullanılır, cursor ile proje yapılır videoları bir yere kadar. akılda kalmıyor kesinlikle.
aklımda bir proje vardı, 10 kere baştan yaptım. öğrendim. sonra başka bir fikir geldi aklıma, onu 5 kere yaptım.
16. seferde ürünümü yayınladım.
o yüzden, fikriniz olsun. bodoslama girin ve yapmaya çalışın. zaten ilk seferde yapamayacaksınız en azından oradan öğrendiğiniz şeyi bi sonraki denemede uygularsınız.
33 yıl önce bugün Amerikan Saratoga uçak gemisi Ege’de Display Determination 92 NATO tatbikatında Muavenet muhribimizi iki sea sparrow füzesi ile vurdu. Kaza ile oldu dense de, kaza değildi. Komutan Deniz Kurmay Yarbay Kudret Güngör ve 5 denizciyi şehit verdik. Bu hamle Kuzey Irak’taki PKK karşıtı harekatımıza dolaylı tutum içinde bir Amerikan misillemesiydi. ABD olay sonrası göz boyamak için soruşturma yürüttü. Gemi Komutanı görevden alındı. Dönemin hükümeti ABD’nin kaza açıklamasını kabul etti. Söz konusu füzelerin ateşlemesi çok kademeli bir süreçti ve kazayla ateşlenmesi çok zordu. ABD Soruşturması her yönü ile şaibeliydi.Muavenet ve şehitlerimiz, Cumhuriyet Donanmasının Türkiye’nin güneydoğusunda denize çıkışı olan kukla bir Kürt devletinin (İkinci İsrail) kurulmasını engellemeye yönelik jeopolitik çaplı mücadelesinde dolaylı olarak yerini almıştır. Muavenet’i ve şehitlerini daima hatırlayacağız. Şehitlerimize rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.
ABD BÜYÜKELÇİSİNİN FENER RUM KİLİSESİ ZİYARETİ HAKKINDA ZAFER PARTİSİ DUYURUSUDUR
ABD Büyükelçisinin Fener Ortodoks Kilisesine 11 Ağustos 2025 tarihinde bir ziyaret yaptığı ve kilise başpapazına “Ekümenik” sıfatı kullandığı haberleri basında yer almıştır.
Büyükelçi, bu ziyareti ile skandal iş ve eylemlere devam etmektedir.
Ziyaret ettiği papaz, Fatih Kaymakamlığına bağlı bir din görevlisidir ve görevi sadece İstanbul ve Gökçeada bölgesindeki Rum cemaatin dinî hizmetini görmekle sınırlıdır.
Bu kilise ve başpapazın yasal durumu;
•Lozan Antlaşması’nın 38-45’inci maddeleri ve
•30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye-Yunanistan arasında imzalanan “Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine Dair Mukavelename” ile sabittir!
•Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti LÂİK bir devlettir ve bünyesinde “VATİKAN” benzeri ayrı bir din devleti/dinî siyasi yapı (Ekümeniklik) bulunmamaktadır!
Büyükelçi, göreve başladığı tarihten itibaren, içişlerimize müdahale sayılabilecek girişimlerde bulunmakta ve bu bağlamda;
•Osmanlı Millet Sistemi’ni önermek,
•İsrail’in bölgede ulus-devlet istemediğini belirterek örtülü tehditte bulunmak gibi haddini ve görev sınırlarını aşan söylem ve faaliyetler içine girmektedir!
Anılan Büyükelçi’nin Fener Rum Kilisesi başpapazına “Ekümenik” sıfatıyla yaptığı ziyaret ve bu yöndeki hitabı da hadsiz ve hukuksuz işlemlerinin sonuncusudur!
Türkiye Cumhuriyeti ulus egemen ve bağımsız bir devlettir! Kimsenin sömürgesi değildir.
Dışişleri Bakanlığı, görev sınırları ve haddini bilmeyen bu büyükelçi hakkında gerekli işlemleri gecikmeksizin yapmalıdır!
Sporu "sağlıklı olmak için" yapanlar değil; "yapmasını keyifli" bulanlar hedeflerine daha sadık kalıyorlar.
Yani, zor bir hedefe ulaşabilmek için onu araç olarak değil, keyif aldığımız bir amaç olarak görmek çok önemli.