89 yıl sonra Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam fotoğraflarını bulduk...
89 yıl önce Seyit Rıza, oğlu ve beş Dersîmli önderi idam ettiler. Fotoğrafları ortadan kaldırarak hafızaya dair bir görsel bırakmak istemediler. 89 yıl sonra hafızanın görselleri ayyuka çıktı. Hukuksuz bir infazın rövanşı alındı. Darağacında ayakkabılar düşer bazen. İnsan idam edilince ve bedeninden ağırlık çekince, beden gevşeyince önce ayakkabı gider. Kimse bunu planlamaz. Kimse bunu hatırlamaz. Ama fotoğrafta kalır. Dersîm kadınlarının kış gecelerinde ördüğü o nakışlı yün çoraplar; kırmızısı, sarısı, geometrik bordürü ile bir annenin, bir eşin, bir kız kardeşin elleriyle dokunmuştu o ayaklara. Belki geçen kış... Belki daha önceki kış... Soğuk geçer diye, yol uzun olur diye… O eller o ayakların bir darağacında sallanacağını bilmiyordu oysa. İdam fotoğrafları çoğunlukla yüzleri yakalar ya da yüzlerin olmadığı yeri... Ama bu fotoğraflarda gözler aşağıya kayıyor: Ayaklara... Düşmüş bir ayakkabıya. Ve içinde kalan nakışlı çoraplara… Nakış hâlâ duruyor. Ruh bedenden çekilmiş, isim silinmiş, yüz kazınmış ama o çorap duruyor; Dersîm'in rengini taşıyarak, onu dokuyan elin sıcaklığını taşıyarak. Biz tarihçiler belgeleri okuruz; ama bazen belge bir çoraptır. Ve o çorap, hiçbir arşivin söyleyemeyeceği şeyi söyler: Burada bir insan vardı. Sevilmişti. Üşümesinden korkulmuştu.
"Barışın yalnızca çatışmasızlık değil; özgürlük, demokrasi ve eşitlikle örülmesi gerektiğini yaşayarak öğrendik."
Konferansımıza gönderdiği görüntülü mesajda Uluslararası PEN Başkanı Burhan Sönmez, Kürt meselesinin demokratik çözümü ile Türkiye'nin demokratikleşmesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı.
Sönmez, kalıcı barışın, Kürt meselesinin çözümünün ve Türkiye'nin demokratikleşmesinin önümüzde duran ortak görevler olduğunu ifade ederek, şu sözlerle konuşmasını tamamladı:
"Bugün kalın çizgilerle etrafımıza çizilen çerçevelerin içindeki ufuk barıştır. Barışa açılan yoldur. Bu yüzden barışta ısrar ediyoruz."
#CumhuriyetinDemokratikDönüşümü
#İkinciYüzyıldaOrtakGelecek
Bakırhan: Bize sessiz kalın diyorlar. Asla sessiz kalmayacağız. Asla bu katliamı, zulmü onaylamayacağız.
Paris'te İsrail’le istihbarat anlaşmaları yapıp Halep'te Kürt'ün kafasına bomba yağdırmak, anti-Kürt mutabakatının en kirli halidir.
15ê Teşrîna Peyêne 1937… Na rojêka tarî ya tarîxê Kurdan de. Ma çi rey xo vîr ra nêkenê û pêro mazlûmanê terteleyî bi rehmet û hurmet yad kenê. Seyîd Riza, lacê ey Resik Useyîn, hevalê ey Findik Axa, Hesene İvrayim, Alîyê Mîrzalî, Hesen Axa û xoverdayena înan ewro zî ma rê benê rayber. Heta xelasîye xoverdayena ma do dewam bikero.
88 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda katledilen Seyid Rıza ve yol arkadaşlarını saygı ve minnetle anıyoruz. Zulme boyun eğmeyen, zalime diz çökmeyenlerin açtığı mücadele yolu bugün daha aydınlık ve bizlere güç veriyor. Halklarımızın kimliğini, inançlarını ve kültürlerini özgürce yaşayacağı günler için mücadelemiz sürüyor.
Katılımcı Bütçe: Varto Modeli
Varto Belediyemiz bir ilke imza atarak katılımcı bütçe modelini hayata geçirdi. 2026 yılı bütçesi halkla birlikte konuşuldu, tartışıldı ve karara bağlandı. Halkın talepleri ve istekleri doğrultusunda bütçe planlamaları yapıldı.
Örnek teşkil eden bu uygulama ile halkın özne haline geldiği bir yönetim modeli ortaya çıkarıldı. Yerel demokrasinin gelişimine katkı sunan bu modeli büyütmek ve kalıcı hale getirmek bizler açısından önemlidir.
DEM Parti olarak paradigmamız temelinde çalışmalar üretmeye, örnek olacak modelleri inşa etmek için de süreklileşen bir çabanın içerisinde olmaya devam edeceğiz. Demokratik Toplum Belediyeciliğini geliştirerek kentlerde yerel demokrasiyi esas alacağız.
Zahiri aklınızla Bâtıni inancımızı yargılayamazsınız !
Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Sayın Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın, inancımızın mihenk taşını oluşturan “Kırklar Meclisi” konulu paylaşımı üzerine kendisi hakkında Rektörlük tarafından inceleme başlatılmıştır.
Söz konusu paylaşımda, Alevi inancının Cem ibadetinin başlangıcı olduğuna inandığımız Kırklar Cemi’ne ithafen “Kırklar, Muhammed peygambere şöyle seslendiler: Git peygamberliğini ümmetine yap. Aramızda peygambere yer yok.” ifadelerini başka bir inanca karşı yapılmış bir saygısızlık gibi görmek, Alevi inancındaki “Cem’e makam ve mertebe ile girilmez; herkes yalnızca candır.” öğretisini yok saymaktır.
Bu öğretiyi Peygambere yönelik bir saygısızlık olarak yorumlamak ise Alevi inancına yönelik bir saldırıdır.
Öğretide, peygamberin Bâtıni ruhu anlayarak kendisinin de aynı hale büründüğü anlatılır. Peygamberin göstermediği benliği, günümüz zahirilerinin göstermesi; akıl ve gönül süzgecinden geçirmeyenlerin işidir.
Sayın Doç. Dr. Yalçın Çakmak’a yönelik saldırılar ve soruşturmalar, aslında şahsına değil, Alevi inancına yöneliktir. Bu durum, hiçbir makam ve mevki ile girilmeyecek Cem ibadetimizin eşitlik düsturuna yapılan bir saldırıdır.
Hiç kimse ve hiçbir makam, inancı kendi tekelinde göremez; kendi zahiri aklıyla bizi mahkûm edemez!
Cem ibadetimize yönelik, tarihten bugüne gelen saldırılara bir yenisinin daha eklenmesine asla izin vermeyiz!
Alevi inancını, söylencelerini, kültürünü; hâsılı dolaylı olarak bütün Alevileri hedef göstermeye kapı açan bu durum, Alevilere yönelik nefret söylemlerinin de önünü açacaktır. Asıl bu şekilde hedef gösterenler, halkı kin ve nefrete yönlendirmektedir.
Bazı haber sitelerinin ve sosyal medya trollerinin hedef göstermesiyle, Munzur Üniversitesi Rektörlüğü’nün akademik kimliğe yönelik bu saldırılara prim vererek inceleme başlatması, akademik etikle bağdaşmamaktadır. Rektörün bu tutumunu iyi niyetli bulmuyor ve kendisine yönelik inceleme talep ediyoruz !
Bu nedenle, Alevilik açısından önemli bir merkez olan Dersim’de, Alevilik çalışmaları yürüten bir akademisyenin, basın ve CİMER yoluyla hedef gösterilmesinin ardından herhangi bir izaha gerek duyulmadan incelemeye muhatap kılınmasını kınıyor, Rektörü istifaya davet ediyoruz!
Şu iyi bilinsin ki biz Aleviler, Sayın Yalçın Çakmak’a bu nedenle yöneltilecek her uygulamayı Alevi inancına yönelik bir saldırı olarak kabul ediyor ve sonuçlarını bu gözle takip edeceğimizi ilan ediyoruz!
Alevi Bektaşi Federasyonu,
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu,
Türkiye Alevi Federasyonu,
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı,
Alevi Kültür Dernekleri,
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri,
Avustralya Alevi Federasyonu
@alevibektasi_f@AvrupaAleviKonf@turkiyealevifed@psakd1988@AKD_GenelMerkez
Devleti yönetenlerce 88 yıl önce Dersim’de Cumhuriyet tarihinin en karanlık sayfalarından birinin altına imza atıldı. 4 Mayıs 1937’de “Tunceli Tenkil Harekâtı” adı altında başlatılan katliamın açtığı yara hâlâ kanamaktadır.
Kürt kimliği ve Kızılbaş inancının doğrudan hedef alındığı, on binlerce kişinin katledildiği ve sürgün edildiği katliam tekçi, asimilasyoncu ve otoriter bir sistemin karakterini gözler önüne sermektedir. 88 yıl geçmesine rağmen Dersim’in varlığı, dili, kültürü, kimliği ve doğası hala tehdit altındadır. İmha siyaseti farklı yol ve yöntemlerle devam ettirilmektedir.
Toplumsal barışın inşası için Dersim Tertelesi ve diğer tüm katliamlarla yüzleşilmeli, tarihsel gerçekler ortaya çıkarılmalıdır. Siyasal iktidarın eşit yurttaşlık ve insan hakları temelinde hareket etmesi, geçmişte yaşatılan acılara duyarlı olması ve aynı hataları bir kez daha tekrarlamaması çağrısında bulunuyorum. Dersim Katliamı’nda yitirilen tüm canların hatırası önünde saygılıyla eğiliyor, yaslarına ortak olduğumu bildirmek istiyorum.
***
Bi destê îdarekaranê dewlete 88 serran raver Dêrsim de rîpelanê tarîxê Komare yê tarîyan ra ju ame îmzekerdene. Dirbetîya ke qetlîyamo ke 4ê gulana 1937î de bi nameyê “Têgêrayîsê Tenkîlî yê Tuncelî” dest pêkerd, kerdbî ya ra homa gonî yena.
Qetlîyamo ke tede kamîya kirmancan û îtîqatê elewîyan hedef gerîyayî, bi hezaran kesî ameyî qirkerdene û surgunkerdene, karakterê pergalêkê otorîter, juperest û asîmîlasyonkerî vejeno werte. Çiqas ke 88 serrî verdî ra, estbîyayîs, zon, kultur, kamîye û xozaya Dêrsimî homa binê gefî der ê. Polîtîkaya îmha bi raye û metodanê bînan ramîna.
Seba aştîya komelkî, gereko îqtîdar bi Terteleyê Dêrsimî û qirkerdisanê bînan bêro têrî, raştîyanê tarîxîyan peyda bikero. Ez veng don ke wa îqtîdaro sîyasî bingeyê hemwelatîya têduşte û heqanê mordemîye de hereket bikero, vera dejanê ke verde bîyî rê hîsgêr bibo û ê xeletîyanê verênan reyna dubare nêkero. Qirkerdisê Dêrsimo ke tede canê ma kişîyayî reyna yad kon û tewrê şînê înan bon.
İmralı Heyeti Üyemiz ve Meclis Başkanvekilimiz Sırrı Süreyya Önder'i kaybetmenin derin acısını yaşıyoruz. Türkiye halklarına, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Onun canı pahasına sürdürdüğü barış mücadelesini başarıya ulaştırmak, anısına bağlılığın gereğidir. Sırrı Süreyya Önder'in anısına ve onun barış mücadelesine layıkıyla sahip çıkacağız.
“Bana şey sorulabilinir ‘Türkiye’de cezaevi koşulları bu kadar zorken sen bu işleri nasıl yaptın, bu insanlarla nasıl ilişki kurdun?’ denilebilinir. Tevazuya gerek yok ben Yılmaz Güney’im.”
Hâlâ daha omuzlarımızdasın. Doğrunla, yanlışınla bizimsin. İyi ki doğdun.
Kirmancîye de xeylê çîyê ke gereko ke ma xo vîr ra nêkerîme est ê. Înan ra ju ki Rojê Xizirî yo.
Wa gulbangî, semahî, cemî, nîyazî û loqmeyî welatê ma de kêmî nêbê!
Xiziro bimbarek hertim hevalê zerrîya ma bo. Heta azadîye û aştîye sarê ma yê kirmancî rê wayîrîye bikero.
Serrgêra 87ine ya dardakerdişê #SeyîdRiza û embazanê ey de, ma pêro mazlûmanê terteleyî bi rehmet û hurmet yad kenê. Ma xoverrodayîşê Seyîd Rizayî xo vîr ra nêkerd û ma do xo vîr ra nêkerê. Heta xelasîye xoverdayîşê ma do dewam bikero.
Bir vasiyetim var size erenler
Beni İmamlara yıkatmasınlar
Bir dostum paklayıp versin toprağa
Ardımdan Fatiha okutmasınlar
Yaşarken gitmedim ben hiç camiye
Ölünce götürmen, Müslüman diye
Benim isteğimdir birkaç devriye
Sureyle, ayetle kaldırmasınlar
Cennet, cehennemi ölçüp biçerim
Sırat Köprüsü’nden kendim geçerim
Kırk huri verseler, eşim seçerim
Beni bunlar ile aldatmasınlar
Uğrayın evime, demimden alın
Gamı, gasaveti bir yana salın
Bir nefes de benim sazımla çalın
Teli suskun kaldı dedirtmesinler
Bir selvi ağacı dikin başıma
Eşlik etsin baharıma, kışıma
Yaprakları yorgan olsun döşüme
Dallarını kırıp incitmesinler
Bu devri âlemde gezdim yoruldum
Boz bulanık suydum aktım duruldum
Hakk’ı arar iken kendimde buldum
Başka yerde bana aratmasınlar
Bu evren sonsuzdur, benden de sonsuz
Devredip gideriz bedensiz, donsuz
Ne o bizden ayrı ne de biz onsuz
Hakk’ı benden ayrı göstermesinler
’’Devrin daim olsun’’ de gel başıma
Önceki dörtlüğü yazdır taşıma
Bir daha çıkamam bil ki karşına
’’Piri’’ sırra erdi, gelmez desinler
Piri Er
Her gün bu ülkede kadınların ve çocukların katledilmesi, şiddetin günlük yaşamın bir parçası olması 8 yaşındaki Narin’in katledilmesiyle birlikte toplumsal infiale ve büyük bir öfkeye yol açmıştır.
Bu şiddet ve katliam ortamını yaratanlar, besleyenler ve bu zihniyeti taşıyanlar, çocuk ve kadın ölümleri yaşanmasın diye haykıran, bunun için sokağa çıkan ve mücadele eden partimizi ve halkımızı hedef almaya başlamıştır.
Bu ölümlerdeki siyasi sorumluluklarını saklama telaşıyla partimizi hedef alan HÜDAPAR ve ortaklarının telaşını anlıyoruz.
Ancak siyaseten tükenmiş, halk nezdinde hiçbir karşılığının olmadığı ortaya çıkmış olan Muharrem İnce gibi isimlerin bu cepheye katılması, kendini bilmez küçük hesaplarla partimizi hedef alması ibretliktir.
Jin Jiyan Azadî – Kadın Yaşam Özgürlük sözü başta kadınlar olmak üzere bu topraklarda mücadele veren herkesin ortak söylemidir. Bu slogan elbette ki kadın düşmanlarını korkutmaktadır.
İflas etmiş ve tükenmiş siyasetlerini kurtarmaya çalışanlar işte bu korkuyla aynı cephede buluşmaktadır.
Birkez daha hatırlatıyoruz. Bu ölümleri hiç kimse sıradanlaştıramaz, hiç kimse bizi bu ölümlere ve katliamlara alıştıramaz.
Bir daha Narin’lerin ölmemesi için yüksek sesle Jin Jiyan Azadî diye haykırmaya devam edeceğiz. Bu ülkede aç bırakılan, zulme uğrayan, istismar edilen, yaşamına kast edilen her bir çocuğun, kadının ve ezilenin hakkını savunmak bizim mücadele gerekçemizdir.
Saray nimetlerinden yararlanmak için her türlü siyasi ahlaksızlığa soyunanlara ise halkımız hak ettikleri cevabı vermiştir ve gelecekte de verecektir.
Kendine bile hayrın yok Muharrem.
Siyasallaştırmaymış, rant devşirmeymiş. Asıl devşirme sensin be. Siyasi kıblen belli değil! Erdoğan’a mı yaranıyorsun, kime yaranıyorsun.
Bu kirli dilin ve beynin, siyasetteki yoksulluğunu daha da çukurlaştırdı.
Sözünü sana iade ediyorum.
Hadi başka kapıya …