Nihal Atsız’ın "Özleyiş" şiirinde dile getirdiği gibi, bazen hayatın içinde umut edilenler hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir.
Yanımda sanırım, bakarım düştür.
Güldüm zannederken gözlerim yaştır.
Umduğum ne varsa hepsi de boştur.
Yine de bekliyor onu gözlerim...
Sylvia Plath’ın sözüyle duyguların karmaşasına bakarsak eğer;
“Derin duygulara sahip olmamak ne demek bilmiyorum. Hiçbir şey hissetmemeyi bile tam olarak hissediyorum.”
Başka türlü birşey benim istediğim
Ne ağaca benzer ne de buluta
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava
Nerede gördüklerim, nerede o beklediğim
Rengi başka, tadı başka
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığımdan uzun
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
Ağacın yüksekliğince, dalın yüksekliğince rüzgarda
Ve bir yeni ömür vardığın çimen yeşilliğince
Başka türlü birşey benim istediğim
Ne ağaca benzer ne de buluta
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava
Nerede gördüklerim, nerede o beklediğim
Rengi başka, tadı başa
#canyücel
Kitapları çoğunlukla kadınlar okur..
Erkekler ise çoğu zaman sadece kapaklarına bakar. Zaten onlar, hayatın her alanında kapakla ilgilenir.
(İstisnalar elbette vardır.)
Yok sayılmak, görünmeyen bir darbe gibidir; bedeninde iz bırakmasa da ruhunda moraran bir yer olur. Çünkü bu his sadece "duygusal" bir kırgınlıktan ibaret değildir. Beyin, sosyal dışlanmayı nörobiyolojik olarak anterior singulat korteks ve insula gibi doğrudan fiziksel acıyla ilişkili bölgelerde işler.
Yani birinin sizi görmezden gelmesiyle, fiziksel bir darbe almanız arasında beyin için yapısal bir fark yoktur. Hissedilen acı, son derece gerçek ve somuttur.