Çin bütün dünyayı Japonya'ya karşı uyardı. Bir hafta sonra füze fırlatan kendisi oldu.
Geçtiğimiz hafta Çin'den dünyaya bir uyarı yayınlandı.
"Japonya yeniden silahlanıyor, gözünüzü ondan ayırmayın."
Dün ise Çin donanmasına ait bir denizaltı, Pasifik'e nükleer başlık taşıyabilen kıtalararası bir füze fırlattı.
Uyaran ile fırlatan aynı ülke.
Bu çelişki bir dil sürçmesi değil. Asya'da dönmeye başlayan bir çarkın sesi.
Aynı çark daha önce bir kez döndü. 1914'te, Avrupa'da. Sonunu herkes biliyor.
Çarkı en başından kurayım.
Önce dünkü füzenin ne anlattığına bakalım.
Çin füzeyi karadan değil, denizaltıdan fırlattı. Bu detay her şeyin özü.
Karadaki füze siloları uydudan izlenir, yeri bilinir, savaşta ilk vurulacak hedeftir. Denizaltı ise okyanusta kaybolur. Kimse yerini bilemez.
Denizaltıdan atılan nükleer füzenin dünyaya verdiği mesaj tektir. Beni ilk vuruşta yok etsen bile, cevabım okyanusun dibinden gelir.
Çin buna rutin tatbikat dedi.
Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda ve Tayvan saatler içinde tepki gösterdi. Çin'i savunan tek ülke Rusya oldu.
Peki Çin bu mesajı neden şimdi verdi?
Çünkü aylardır denediği her yol, istediğinin tersini üretti.
Geriye sarıp basamakları sayalım.
Birinci basamak sözdü.
Japonya Başbakanı olası bir Tayvan savaşında askeri seçeneği dile getirdiğinde Çin diplomatik kanalları kullandı. Protesto etti, uyardı.
Japonya geri adım atmadı.
İkinci basamak ekonomiydi.
Çin, modern sanayinin ve silah sistemlerinin vazgeçilmezi olan nadir element satışını kıstı.
Japonya yine durmadı.
Hindistan'la maden ve savunma anlaşmaları imzaladı, Grönland'a heyet yolladı, eski klimalardan metal çıkarmaya başladı.
Üçüncü basamak uyarının kendisiydi.
"İşbirliğiniz üçüncü bir tarafı hedef almasın."
Hedef artık sadece Japonya değil, kurmakta olduğu ittifaktı.
İttifak derinleşmeye devam etti.
Dördüncü basamak dün geldi.
Çin nükleer başlık taşıyabilen kıtalararası bir füze fırlattı.
Dört basamağı alt alta koyunca bir şey netleşiyor.
Her yeni basamak, bir öncekinin işe yaramadığının kabulü.
Söz yetseydi ekonomiye gerek kalmazdı. Ekonomi yetseydi füzeye gerek kalmazdı.
Baskı büyüdükçe sonuç değişti mi? Tam tersi.
Her hamle, Japonya'ya silahlanması için yeni bir gerekçe verdi.
Son füze ise beş başkenti saatler içinde aynı cümlede birleştirdi. Çin, dağıtmak istediği cepheyi kendi baskısıyla pekiştiriyor.
Şimdi madalyonun öbür yüzüne bakalım.
Çünkü bu hikayede Japonya da özgür iradesiyle hareket eden bir oyuncu değil.
Japonya'nın seksen yıllık silahsızlığı kendi tercihi değildi.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika onu silahsızlandırdı, anayasasını bizzat yazdırdı. O gömleği Japonya'ya Amerika giydirdi.
Bugün o gömleği çıkaran el de yine Amerika'nın eli.
Japonya'nın aldığı füzelerin çoğu Amerikan malı. Amerika, Çin'le doğrudan çarpışmayı göze alamadığı için dengeyi Japonya üzerinden kuruyor.
Üstelik bu niyet artık gizli bile değil.
Amerikan savunma ve istihbarat devi Palantir, Nisan ayında 22 maddelik bir manifesto yayınladı.
Maddelerden biri tam olarak bunu söylüyor: Almanya ile Japonya'ya savaş sonrası giydirilen gömlek artık çıkarılmalı.
Çin de bunu biliyor. "Japonya'ya dikkat edin" derken sözün asıl adresi Japonya değil.
İki büyük güç doğrudan çarpışmayı göze alamadığında, gerilim aralarında duran ülkenin üzerine biner.
Kore'de böyle oldu, Vietnam'da böyle oldu.
Fark şu ki bu kez ortada duran ülke, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri.
Tarih ilk kez bu kadar güçlü bir ülkenin bile o pozisyondan çıkamadığını gösteriyor.
Şimdi baştaki çarka dönelim.
1914 öncesinde İngiltere denizlerin hakimiydi. Almanya yükseliyordu ve donanma kurmaya başladı.
İngiltere bunu tehdit sayıp daha büyük gemiler yaptı. Almanya onu tehdit sayıp daha da büyüklerini yaptı.
Herkes savunma için silahlandı. Kimse savaş istemedi.
Ama korku silahlanmayı, silahlanma korkuyu büyütt��. Çark bir kez dönmeye başlayınca, onu masa başında durdurabilen çıkmadı. Küçük bir kıvılcım yetti.
Bugün Asya'da dönen çark aynı mantıkla işliyor.
Çin, Japonya'nın silahlanmasından rahatsız ve baskı yapıyor. Her baskı Japonya'nın silahlanmasını hızlandırıyor. Hızlanan silahlanma Çin'in baskısını büyütüyor.
İki taraf da kendini haklı görüyor. İki taraf da aynı çarkı çeviriyor.
Silahlanma yarışlarının en tehlikeli özelliği şu: çark, niyet sormaz. Herkes savunma yaptığına inanırken yarış kendi kendine tırmanır.
Uyaran ile fırlatanın aynı ülke olması işte bu yüzden önemli.
Çelişki gibi görünen şey, çarkın döndüğünün kanıtı.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.